İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

“Nuh Gemisi” ve Harmoni Sanat Anlayışı

Sizlerden gelen istek üzerine bu hafta, çağımızdan binlerce yıl geride kalmasına karşın fenomen olarak dinler ve medeniyetler boyunca içinde izleri hiç silinmemiş, bahsi yüzyıllardır geçen “Nuh’un Gemisi” hakkında yazıyorum.

Tufan nedeniyle sular altında kalan yerkürede konacak yer bulamayınca, “geriye dönen güvercinin gagasında bir zeytin dalı  ile dönüşü” evrensel sembolizmalar arsında yer alır. Yüzyıllardan bu yana değişmeyen bir gelenek haline gelen, tufan sırasında yanlarına aldıkları yiyecekler tükenmeye başlayınca hazırlanan “aşure”  dayanışma, birlik içinde teklik ilkesinin sembolüdür. Öyle ki tatlı, tuzlu ve ekşi olmasına rağmen aynı kazanda kaynayan birbirinden farklı onca tat birlikte yeni bir lezzet, tek bir tat olurken, kendisi kalmayı başarmıştır.

Eski Yunan’dan, İslamiyet, Hristiyanlık ve Yahudulik gibi günümüzde kabul gören birçok dine kadar her medeniyet tarafından onaylanmış mitler arasında yer almaktadır. Mevzu geminin ve mitin gerçekliğine inanmak veya inanmamak değil evrensel sembolizmalarla ortak anlayışa kavuşturmaktır. Dolayısıyla “Nuh Gemisi” başlı başına evrensel metafor, tasvirler arasında yer alır.

Herkes kendince mesaj alır bu büyük sembolik hikayeden. Benim aldığım mesaj ise “tüm dünyanın aslında tek bir gemide olduğu ve bütünlük” ilkesidir. Daha önce ki yazılarımda vurguladığım, eski çağlarda yaşayan toplumların aslında sanılanın aksine fizik ve estetik yetilere sahip olduğu ve dönemin yeterliliklerine uygun yaşadığı kendimce çıkardığım dersler arasındadır.

Nuh Tufanı, birçok medeniyetin mitolojisinde de ayrıca  yer almıştır. Anlatılan hikayeler yaşandığı yere göre farklılıklar göstersede ortak tasvir ve betimlemeler her daim var olmuştur. Öyle ki Sümerden beri gelen bu evrensel konu ressamlar, heykeltraşlar, oyun yazarları, bestecilere hatta sinema sektörüne ilham kaynağı olmuş ve çokça işlenmiş bir konudur.

Nuh’un gemisi hala bir arayış olmaya devam ediyor… Günümüzden yaklaşık 7 bin 500 yıl önce yapılan Nuh Gemisi, büyük bir sel tufanı sebebiyle Hz. Nuh’un ailesi ve dünyadaki hayvanlardan birer çifti taşıyabilecek şekilde inşa ettiği, nerede olduğuna dair çok sayıda iddianın bulunduğu, gizemli tartışma konuları arasındadır. Bilim adamları, fotoğrafçılar, arkeolog ve birçok tarihçinin iddiaları, geminin Ağrı Dağı’nda yer aldığı yönündedir. Ara Güler’ in , “Ben fotoğrafı çektim, gerisine bilim adamları karışır…Üstelik incildeki geminin ölçüleriyle, fotoğraftaki çukurun ölçüleri bire bir tutuyor. Şunu rahatça söyleyebilirim; Eğer bu iz Nuh’un Gemisinin izi ise dünyada ilk defa gören ve fotoğrafını çeken benim! ”dediği her din ve kültürden insanın, evrensel ortak merak metaforudur.

Sümerce metinler ve Babilonya  efsane metinlerinden anlaşıldığı üzere gemi yedi gün süren tufan için  yeteri kadar büyüktür ayrıca bağımsız bölüm ve katlardan oluşmaktadır. Yine Kur’anda bahsi geçen tufan üzerine Nûh Sûresi ve gemi hakkında bilgi yer almaktadır. Tevrat’ın Tekvin kitabında da, Nuh Tufan olayı uzun uzun anlatılmaktadır. Türk-İslam Eserleri Müzesi’nden anlaşılan minyatüre göre gemi üç katlıdır ve Osmanlı tarzı yaşamsal tasvire uygun olduğundan hayvanlar gözükmez, Hz. Nuh daha büyükçe tasvir edilir, ayrıca erkekler öteki minyatürlere göre daha kalabalıktır. Bu sanatsal tasvir inanan kişi sayısının azınlıkta olduğunu anlatır.

Nuh Gemisi sayısız sanat eserinde yüzyıllar boyunca farklı şekillerde tasvir edilmiştir. Örneğin; Rafello Loggia “Nuh’un gemisinin yapımı”, Gemiden Çıkış” “Nûh’un Adağı” konularındaki Michelangelo’nun Slatino kilisesine “Nuh’un Sarhoşluğu”, “Nuh’un Adağı” tablolarını yapmıştır. Tiyatroda ise özellikle sosyal bilinç üstüne hazırlanan oyunlarda Nûh oluntusu ile önemli bir yer tutar. Günümüze gelince André Obey 1931’de beş perdelik Noé adlı bir oyun yazmıştır.

Ezoterik bilimin takipçileri ise büyük tufandan kurtulan tüm insanların ve canlıların bir gemiye sığmalarının mümkün olmadığını ancak bahsi geçen geminin evrensel sembol olduğunu savunmaktadır. Aslında bahsi geçen geminin uzay gemisi olduğu, Cudi Dağı olarak işaret edilen yerin Dünya olduğuna ve çifter çifter alınan hayvanların kendisi değil DNA’ları olduğuna inanan ütopik kurgu roman yazarları, bilim insanları ve yeni nesil oyun programcıları da vardır. Gılgamış destanında da meydana gelen büyük bir tufandan, hayvanların bindirildiği bir gemiden, hatta kutsal ilahi kitaplardan İncil’de yer alan salıverilip sonra geri dönen bir güvercin tasvirinden ayrıca bahsedilir.

Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinde ise gemiye alınan hayvanlardan yeni hayvanlar türediği bahsi geçmektedir.

Bilimsel olmayan ama hem bilimin, hem de sanat dünyasının, kalıplar dünyasının dışına yönlendirdiği Nuh Gemi miti her dönem merak konusu olacak gibi görünüyor. 

Geminin boyutuna ve nerede olduğuna takılmak yerine ata mirası haline gelmiş bu sembolizmayı anlayış biçimi ve ilham konusu olarak yaşatmayı tercih ediyorum. Yeni bir yazı da yeniden görüşmek ümidiyle herkese sevgi ve saygılar diliyorum.

“Kendini aşma yolunda olan insanın, sanatla meşgul olarak kendi kadar toplumu da biçimlendirdiğine inanan” şahsım gereği artık gelenek haline getirdiğim her yazı sonunda yeni bir “sanat özdeyişi” ile yazıma şimdilik ara veriyorum. 

“Resim yapmak, görme özürlü insanın uzmanlığıdır. O, gördüklerini değil; hissettiklerini ve yaşadıklarını resmeder.”

Pablo Picasso

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir