İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Anadolu’da Antik Dönem Ölü Gömme Gelenekleri ve Mezar Teknikleri

Yeniden doğuş, hayata hayat katmak için aralanmış kapı ve sonsuzluk anlamına gelen ölüm metaforu korkulanın aksine yaşamsal döngünün parçasıdır. Hatay Arkeoloji müzesinde çektiğim fotoğrafta yer alan latin deyişli “ölüm herşeyi eşit kılar”, “omnia mors aequat” cümlesi,  günümüzde olduğu gibi yüzyıllar öncesinde de ölümün herkes için aynı olduğunu ırk, maddiyat, yaş, güç, düşmanlık, şöhret, makam diye ayırt etmeden bizleri tamamlayacağından bahseder. Tarih öncesi bu cümle günümüzde birçok sosyal kuruluşun sloganı haline gelmiştir.

Bilindiği üzere Anadolu coğrafyası binlerce yıldır birçok farklı dil, din ve millete ev sahipliği yapmıştır. Anadolu’ nun sahip olduğu doğal çevre, su kaynakları ve verimli tarım alanları daima tüm medeniyetlerin ilgisini çekmiştir. Anadolu’da birçok kültürel, ekonomik ve sosyal değişimler elbette ki fazlasıyla etkili olmuş ve bunlar günümüze arkeolojik buluntular aracılığıyla izlerini bırakmıştır. Bugün ise başlıktan anlaşıldığı üzere sizlere “Antik çağlarda Anadolu ölü gömü tekniklerinden” bahsetmek istiyorum . İtiraf etmeliyim ki tarihsel alan, müze gezileri sırasında rastladığım gömü farklılıkları ve teknikler beni içsel sorulara yönlendiriyor. Örneğin “insanoğlu için erken dönemde nasıl bir yaşam farklılığı söz konusu idi ve duygusal olarak hangi ihtiyaca cevaben ölülerini yaktılar veya çoklu gömdüler veya mezarları statü belirten eşyalarla birlikte inşaa ettiler?”

Anadolu coğrafyası, sıvalı kafataslarından çoklu gömütlere, ölülerle gömülen hayvanlardan mezarlara bırakılan metal objelere kadar çok çeşitli ölü gömme geleneklerine ve mezar buluntuları açısından zengin bir geçmişe sahiptir. Bu yazı aracılığıyla sizlere günümüzde pek rastlamadığımız ölü kültürü ve yaşamsal durumlardan bahsedeceğim. Bunlardan biri de Antik çağda, ölen kişinin mezarında yaşadığına inanıldığı için antik dönemde mezara zarar verecek kişileri beddua yazıtları ile korkutmak ve uzaklaştırmaktı. Böylece, lanetlenmekten korkan mezar soyguncularının değerli eşyalar, mücevherler, yiyecekler ile dolu olan mezardan uzak olacağına inanılırmış. Kelimelerin canlı olduğuna inanan ben, mümkün olduğu kadar pozitif kalarak yazıma devam etmeyi tercih edip bu konuda örnekler vermek yerine yazıma devam ediyorum, değerli okurlar…

Hiç şüphesiz ki, “inanç ve öteki dünya anlayışı” insanların sosyal yaşamları kadar ölü gömü biçimlerinide fazlasıyla etkilemiştir. Yüzyıllar boyunca birbirinden farklı ihtiyaçlar, teknikler, görüşler ortaya çıkmış ve insanoğlu vefat eden yakınlarına sevgi ve bağlılığın göstergesi olarak öteki dünyada rahat etmelerini istemiştir. Böylece gömü geleneğinin ortaya çıkmasına ortam hazırlanmıştır.

* Basit toprak mezar 

* Kaya oyuğu kaya aralığı mezarlar

* Sandık Mezar

Oda mezar tipleri; en yaygın rastladığımız insanoğlunun ilk ölüsünü gömmeye (inhumasyon) başladığı andan itibaren uyguladığı ölü gömme biçimidir. Saydığım mezar tiplerine uygun olarak kimi zaman ölü, toprakta açılan çukura ve sandığa ya da küp içine konulurdu. Günümüzde bizlere hayli ilginç bir durum gibi görünse bile gömütler oturur şekilde de olabildiği gibi bedenin tamamı yüz üstü, sol ya da sağ tarafa yakınları tarafından çevrilmiş olurdu. Genel geçer en çok kabul gören anlayışa göre ise gömütlerin aldığı bu tür pozisyonların insanoğlunun uyku durumunu temsil etmesi, huzur ve sakinlik hissi vermesi nedeniyle, tercih edilmiş olması ihtimalidir. Bazen de hortlamasından korkulduğu için bağlandığı rivayet edilen ölü gömütlerine rastlanır. Bugün zorunlu koşullar dışında kabul etmekte zorlandığımız bir diğer gömüt biçimi ise Batı Anadolu Erken Tunç Çağı mezarlarında rastlanan çoklu gömü uygulaması yani bir mezara birden çok gömünün yapılmasıdır. Gömüt başlarının, hangi yöne doğru çevrildiği ise kimi zaman bizlere ölünün cinsiyeti hakkında bilgi verir.

Benim en çok ilgimi çeken mezar tiplerinden biri olan “tümülüs” mezarlar ise mezara ölü hediyeleri, ölünün günlük yaşamda kullandığı eşyaları konulduğu yığma toprak tepelerden oluşan, irili ufaklı mezar tipleridir. Ölü gömüldükten sonra mezarı ziyaret edenler her yeni ziyaret ile bir miktar toprak bırakma geleneklerine devam etmiştir. Bu mezar tipinin, korkulu rüyası ise mezar soyguncuları olduğundan daima şehir merkezinden çok daha uzak yerlerde inşa edilmiştir.  İç Anadolumuz geçmiş çağlarda Lidya bölgesi olduğu için en çok rastlanan mezar tiplerinin başında tümülüsler gelmektedir ve Ankara Polatlı’ da örnekleri mevcuttur. İşçilik ve inşaa edebilmenin tümülüsler için gerektirdiği masraf, sıradan halk için karşılanması mümkün olmayan harcamalardı. En çok rastlanan tümülüs kabartması ise güneş sembolüne benzeyen yuvarlak, halka, dairesel işaretlerdir. 

“Lahit” mezar ise kelime anlamıyla; görselde görmüş olduğunuz gibi hayli zengin görünümlü, dönemin özelliklerine uygun taştan oyma ve kabartmalarla dolu ve günümüzde çoğunlukla devlet büyüklerinin defninde rastladığımız sandık mezarlardır. Antik Çağda lahitler, İç Anadolu bölgesindeki mezar çeşitleri arasında en az tercih edilen mezar tipleridir. Sebebi ise en çok sütunlu kaya mezarlarına rastlanmasıdır.

Anadolu’ da en çok rastladığımız diğer ölü gömü tekniği ise yakarak gömme yani kremasyon tekniğidir. Isının ortalama 1000 °C’yi bulduğu ateşin hazırlanıp, kemiklerin çok daha yüksek ısıda erimesi sebebiyle uygun hava koşulları gözetilerek ölü bedenin yakılması, tekniğidir. Günümüzde en çok Hindistan rituellerinden olan ölü yakma törnlerinin ilk olarak MÖ. 6000 yıllarda yapıldığı söylenir. Ruhun bedeni terk ettiğine ve çoktan yeni biçimini aldığına inanılması, bu rituelin temelini oluşturmaktadır. 

Küp yada urne mezarlar ise ölü kemiklerini saklamak için yapılan mezar çeşididir, bunların çoğu ölüyü yakarak gömme geleneğinde kullanılır. Ölü yakıldıktan sonra külleri yada kemikleri bu tür kaplara koyulup defin tamamlanmış olur. Birey yakılmadan gömülecekse cesedin boyutlarına uygun küpler bulunurdu ve yakılacak ise daha küçük boyutlu küpler yeterli olurdu. Küplerin ağzı genellikle taşla ya da kiremitle kapatılırdı. Kahramanmaraş Karahöyükte urne mezarlar blunurken, Gaziantep Karkamış’ ta Geç Hitit dönemine ait olan urne mezarlara rastlanmıştır.

İhtiyaca binaen tasarlanmış olan mezar ve mezarlıkların yanı sıra bilinçsel duruş, estetik anlayış ve mimari zeka gerektiren kimi mezar tipleri ise sanatsal figürler arasında yer almaktadır. 

Yazıma burada son vermeden önce bütün sanatlarda, insanı şaşırtan bir yan olması sebebiyle artık gelenek haline getirmiş olduğum sanat hakkında bir özdeyiş paylaşımı ile yazımı taçlandırmak istiyorum.

“Sanat tesbit etmez, olacak olanı sezer.”-

Arthur Schopenhauer

Her canlının, konumu ne olursa olsun sistem adına doğru zaman geldiğinde ölümle tanışacağını anlatan ibretlik metaforun Anadolu eski çağlarda olan iz ve buluntuları hakkında olan yazımı beğendiyseniz “Gazete Sanat” haberlerini desteklemeyi ve paylaşmayı unutmayınız. 

Yeni bir yazı aracılığıyla görüşmek üzere, hoşçakalınız !

Kaynakça
ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ ANTROPOLOJİ (PALEOANTROPOLOJİ) ANABİLİM DALI – Yüksek Lisans Tezi – SEVİL ÖZTERZİ 

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir