İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Bir Filmi Okumak: La Piel Que Habito (İçinde Yaşadığım Deri) Filminde Esaret ve Kimlik Kavramları

Oscar ödüllü, İspanyol yönetmen Pedro Almodóvar’ın yazıp yönettiği; Antonio Banderas ve Elena Anaya’nın başrollerinde oynadığı La Piel Que Habito (İçinde Yaşadığım Deri) filminde Pedro Almodóvar kariyeri boyunca yaptığı gibi, ikili cinsiyet (erkek-kadın) arketiplerinin ötesine geçerek geniş bir kimlik yelpazesi sunan bir dizi cinsiyet olanağı ortaya koymuştur. Bilindiği üzere Pedro Almodóvar, Queer sinemanın en önemli temsilcilerindendir. Bunun nedenleri arasında 1975’te Francisco Franco’nun ölümünden sonra ortaya çıkan çok kültürlülük, cinsel özgürlük ve cinsiyet açılımı fikrine cevap vermesi ve 1980’lerde müzik, fotoğraf, edebiyat ve sinema dahil olmak üzere farklı kültürel formlarda kendini ifade etmesi yatmaktadır. Ayrıca, yine geleneksel kadın-erkek cinsiyet ikiliğini parçalama fikri en son eşcinsel ve transseksüel teorilerinde geniş yer tutmaktadır. İçinde Yaşadığım Deri filmi bir trans kadını değil, bir kadın bedeninde hapsolmuş, erkek kimliğini ifade etmekte zorlanan bir erkek hakkındadır. Filmin kurgusu, on iki yılı kapsamaktadır ve iki parça olarak yapılandırılmıştır. İlk yarıda seyirciyi devam eden bir anlatının ortasına yerleştirir ve ne olduğunu açık bir şekilde açıklamadığı için seyirciyi şaşırtmaya yöneliktir. Hikaye, sonuca ulaştığı ikinci yarısına dönmeden önce, başlangıca geri dönen bir geri tepme ile birbirine bağlanır.

Film dili (göstergeler ve kodlar)

  • İntikam Perdesi

Daha filmin açılış sahnesinde: şehir dışında; demir kapıları, yüksek duvarları olan izole bir ev görürüz. Hemen arkasından ise yönetmenin güvenlik kamerasından göstermeyi tercih ettiği esaret altındaki Vera’yı görürüz. Film daha ilk sahnesinden  kalıcı bir esaret durumuna işaret eder.

Bu izole hayatın sahibi, malikanesinin içinde inşa ettiği özel laboratuvarda yıllarca araştırma yapan, yüz nakli konusunda uzmanlaşmış, tanınmış bir plastik cerrah olan Robert Lederon’dur. Altı yıldır “Vera” adlı genç bir kadın üzerinde deney yapmaktadır. Çok sayıda cilt oluşturma denemesinden sonra, insan genleriyle -normalde yasak olan- hayvan genlerini birleştirerek yeni bir cilt yapısı geliştirir. Film boyunca tıp etiği konusunda da bir sorgulama yapılmakta, denek hayvanlarının başına gelenlerin bir insan üzerinde etkisini izleyiciye sunan Almodóvar, film aracılığıyla insanların bu konu hakkında empati yapmasını sağlar.

Vera, yirmi dört saat çalışan kameralarla donatılmış kilitli bir odada geçirir zamanını ve sadece Robert’ın odasında bulunan büyük bir ekranda ve Marilia’nın mutfağında izlenebilmektedir. Marilia, Dr. Robert’in sağ koludur. Aynı zamanda sonradan öğrendiğimiz üzere biyolojik annesidir. Vera’nın varlığını ve esaretini bilen tek kişi odur.  Vera, zamanını yoga yaparak ya da kumaş kalıntılarından heykeller yaparak doldurur. Yoga ve sanat uğraşıları ona sabrı öğretmekte ve ruhsal direncini arttırmaktadır.

On iki yıl önce, Robert’in karısı Gal ve Marilia’nın oğlu Zeca kaçmaya çalışırken araba kazası geçirir. Zeca kaçmayı başarır, ama Gal yangında yanar. Kocasının yardımı ve bakımıyla, Gal hayatta kalır, ancak vücudunun ve yüzünün, camda yansımasını gördükten sonra, pencereden atlayarak intihar eder. Bu trajedi, kızları Norma’nın gözleri önünde gerçekleşir, yaşadığı travmayı atlatamaz ve sürekli doktor gözetiminde yaşar. Zaman geçer ve Norma iyileşme belirtileri gösterir. Robert bir arkadaşının düğününe Norma ile gitmeye karar verir.  Norma düğünde Vicente ile tanışır. Vicente, alkol ve uyuşturucuların etkisi altında, Norma’yı bahçeye çıkarır. Seks yapmaya başlarlar ancak Norma panikler ve Vicente, Norma çığlık atmaya başlayınca onu sakinleştiremediği için ona tokat atar, bayıltır ve kaçar. Bu sırada, Robert kızını arıyordur.  Vicente’nin motosikletle uzaklaştığını görür ve daha sonra bahçede bilinçsizce yatan Norma’yı bulur. Uyandığında babasını tanımıyordur ve travma yüzünden onu saldırgan olarak tanımlamaktadır. Bu olaylar Norma’nın ruhsal sağlığında daha da bozulmaya neden olur ve annesi gibi intihar eder. Robert, kızına tecavüz ettiğine ve ölümüne neden olduğuna inandığı kişiden intikam almaya karar verir. Bu amaçla Vicente’yi kaçırır.

Vicente Norma’ya tecavüz etmediğini ve bunun bir yanlış anlaşılma olduğunu açıklamaya çalışır. Ancak, Robert çok geçmeden, transgenik deneylerinde onu bir kobay olarak kullanmaya değil, aynı zamanda bir vajinoplasti yapıp onu bir kadına dönüştürmeye de karar verir. Böylece Vicente, Vera olur.

Yeni anatomik yapısına uyumsuzluğu, Vera’nın yeni cinsiyeti ilgili her şeyi reddetmesine sebep olur. Kadın elbiselerini ve makyaj yapmayı reddeder. Tıpkı doğuştan yanlış bedene hapsolduğunu hisseden birçok insan gibidir. Vera iyileşirken cildini kaplayan sıkı siyah bir tulum giyer. Birkaç intihar girişiminden sonra, Robert tüm keskin nesneleri odadan çıkarmaya ve arada sırada afyon ile sigara içirmeye karar verir. Vera, bu sigara seanslarının birinde Robert’i baştan çıkarmaya çalışır.

  • Kaplan adam ve kadınlık tescili

Robert evde yokken gizemli bir adam kaplan gibi giyinmiş malikânenin ziline basar. Aslında bu kişi Marilia’nın oğlu olan Zeca’dır. Marilia gitmesini ister, ancak Zeca güvenlik kamerasının monitöründe Vera’yı görür. Annesini sandalyeye bağlar ve Vera’nın yanına gider. Fakat onu Robert’in intihar etmiş eski eşi Gal sanmaktadır. Zeca, Robert eve geldiğinde Vera’ya tecavüz etmektedir ve bunu gören Robert, Zeca’yı öldürür. Geçmişte Gal’le kaçan Zeca’dan o zaman alamadığı intikamı kendi yarattığı ikinci trajedisinde alır. Adeta aldatılmak üzere kendisine yeniden bir Gal yaratmıştır.

Marilia, Vera’ya Robert ve ailesinin hikayesini anlatır. Ayrıca, yeni yüzünün Gal’in yüzü olduğunu ve Robert’in de Marilia’nın oğlu olduğunu, yani Robert’in bilmeden kardeşini öldürdüğünü anlatır. 

Marilia, Vera’ya güvenmez ve Robert’i özgür bırakması için uyarır. Robert, Vera’ya inanmaya karar verir. Onunla mutlu bir hayat kurmaya yönelir. Hatta Robert, Marilia’nın gözetiminde kalması şartıyla şehre gitmesi ve daha fazla kıyafet satın alması için Vera’ya izin verir.

  • Bedenin ötesindeki kimlik

Bu arada, Robert’in doktor arkadaşı Fulgencio, Robert’i ziyaret etmeye ve kliniği tekrar açmaya ikna etmeye karar verir. Robert reddedince, Fulgencio Robert’e şantaj yapmaya çalışır. Ona, kayıp listesindeki Vicente’nin fotoğrafı olan gazeteyi gösterir. Fulgencio, Vicente’i hatırladığını ve ameliyatın çocuğun rızası olmadan yapıldığını söyler. Robert silahını çıkarır ama Vera birden odaya girer ve cinsiyetini değiştirmeyi kendisinin seçtiğini söyler: “Benim adım Vicente değil, Vera, Vera Cruz. Ve ben her zaman bir kadındım! ”

O gece, Vera ve Robert her zamankinden daha tutlu bir şekilde sevişmeye başlar. Daha sonra Vera bir bahaneyle aşağıya iner. Robert’in çalışma odasına gider ve Robert’in çekmecedeki silahını alır. Ve onu vurur. Marilia, gürültüyü duyar ve Robert’in odasına silahıyla gider. Ama Vera, Marilia’yı da vurur. Marilia yere düşer ve ölmeden hemen önce, “Biliyordum” der.

Vera evi terk eder ve annesinin kıyafet mağazasına gider. Kaçırılmadan önce Vicente ile çalışan asistan Cristina ile konuşur. Ağlamaya başlarlar ve annesi ne olduğunu sorduğunda, Vera yanıtlar: “Ben Vicente’yim.”

  • Bağımlılık, tutku ve esaret

Film boyunca kendini tekrarlayan esaret çok farklı formlarda izleyiciye sunulmaktadır. Saplantılı tutkuları sebebiyle Robert, kendisini aldatmış olan eski eşi Gal’in fiziki özelliklerini Vicente karakterine hiç etik olmayan bir dizi ameliyatla vermiştir. İntikam almak istediği iki insanı tek bir nesne boyutuna indirgemeyi başarmıştır fakat özellikle Gal’in vücuduna olan saplantılı tutkusu onu kendi kazdığı kuyuya düşürür. Vicente için yaratmak istediği esarete kendisi hapsolur.

Marilia karakteri ise Robert’i Vera için uyarırken huyunu ezbere bilmesine rağmen oğluna, Zeca’ya yenik düşer. Evlat sevgisinin esaretine yenik düşmüştür.

Zeca’ya gelecek olursak önce Gal’le kaçması sebebiyle başına bir dizi iş gelir ve hala bu sebeple kaçak yaşamasına rağmen Gal’e olan tutkulu cinsel arzusuna hakim olamaması sebebiyle Robert tarafından öldürülür.

Filmde atlanmaması gereken bir ayrıntı daha bulunmaktadır. Oda Robert’in röntgencilik fetişidir. Robert’in odasında bir duvar Vera’yı gözetlemek üzere tasarlanmıştır. Ve evin içerisinde her yerde devasa büyüklükte Nü resim çalışmaları yer almaktadır. Bunu fark eden Vera, Robert’in bu zaafını onu baştan çıkartmak için sonuna kadar kullanmaktadır. Bu bakımdan Almodóvar sadece filmin öyküsünü kucaklayan kadın bedenini ilahlaştırma için değil, aynı zamanda izleniyor olmanın özel zevkini keşfetme fikriyle bağlantı kurmak için tabloları evin duvarlarına yerleştiriyor.

  • Kadrajın ardındakiler

Vera’nın bir kadın olarak tanınması ve kabul edilmesi için, Zeca oldukça önemli bir karakterdir. Zeca, eril figürün irrasyonel varlığını temsil eder. Zeca’nın ortaya çıkışından önce, Vera esir olduğu odada televizyonundaki iki kanaldan biri olan belgesel kanalında bir ceylanın bir kaplanın saldırısına uğramasını izlemiştir. Almodóvar, belgeselden bu kesiti verdikten sonra filmde böyle bir sahnenin birebir tekrarını gerçekleştirerek; tutku ve esaretin insanın doğasından, en ilkel dürtülerinden doğduğunun ve akıl ve mantığın bu dürtülere teslim olabileceğini izleyicisine göstermektedir.

Almodóvar’ın filmde araştırdığı başka bir soru da Vicente/Vera’nın gerçek kimliğiyle ilgilidir. Görünüşe göre yönetmen, Vicente’nin maruz kaldığı keskin fiziksel dönüşüme bakılmaksızın, kişiliğinin değişmez olduğunu söylemeye çalışır. Vicente cildini değiştirse bile kimliğini kaybetmemiştir. Bu, filmdeki en güzel sahnelerden birinde açıkça ortaya çıkmaktadır. Vera, ameliyatından kısa bir süre sonra ellerini ve dişlerini, bir kadın gibi giyinmesi için verilen elbiseleri yırtmak için kullanır. Vera, Robert’in belirsiz bir arzu nesnesidir ve Vera bu durumu, Robert’in ölü karısının yüzünün kendisine verdiğini anladığında bunu fark eder. Onun üzerinde edindiği bu güç, sonunda Vera için kaçış anlamına gelir. Almodóvar’ın röportajında dediği gibi: “Antonio’nun Elena’nın yüzünü ekranın dörtte üçünü kaplayacak kadar büyütmesiyle, anahtarın sahibi Antonio olsa bile ilişkiyi kontrol eden kişinin Elena olduğunu söylemek istedim.” 

Tüm film kimlik ve esaret temalarının etrafında dönüyor. Almodóvar esaret fikrinden çok etkilenmiş. Ve İçinde Yaşadığım Deri’de tüm öykü bu etkilenmeden filizleniyor. Filmde bir çifte esaret durumu söz konusu. Kutu içinde kutu: kadın bedenine hapsolmuş bir adam ve aynı zamanda kapalı bir alanda tutulan mahkum.

Esaret; Vera’yı, kendisini anlatmak için yeni yollar bulmasına ve bedeninin yeni formuyla ilgili yeni bir öz bilinç inşa etmesine itiyor. Bu noktada, izleyicinin kaçınılmaz şekilde filmle ilgili soruları olacaktır ama birçok eleştirmene göre bunlardan belki de en ilginç olanı: “O hala erkek mi?” sorusudur.

Filmi analiz ettikten sonra buna bir cevap bulmak mümkün. Filmin sonunda problemi cinsiyeti değil, kimliğidir karakterin. Robert Vicente’yi ameliyat ettiğinde onu reddettiği bir bedenin içine hapsetti. Peki, bu ne demek? Şimdi hep birlikte hikayenin en başına dönelim. Vicente karakteri dükkanda çalıştığı kadına şık bir elbise gösterir, bir yandan da kadının giyim ve yaşam tarzına alaycı bir yaklaşımı vardır. Vicente; “Hadi bu elbiseyi giy, benden olsun. Seninle akşam davete gidelim” der. Kadın, “Çok beğendiysen sen giy!” diyerek karşılık verir. Vicente, geçmişte seks objesi olarak gördüğü bir türün ferdi haline gelmiş olmanın derin sarsıntısı içindedir.

Sonuç olarak, Robert’in hata yaptığı dramatik bir yolla kanıtlandı. Vicente’yi kadına çeviremedi, sadece cinsiyetleri harmanladı. Bu manada Almodóvar, vücut cinsiyetle birdir, cinsiyeti yansıtması gerekir ve cinsiyet kimliğe eşdeğerdir varsayımları ile bağını kesin bir dille koparmıştır. O: “Kimlik, derinin de altındadır” yazan Judith Halberstam’la aynı fikirdedir.

KAYNAKÇA

The Skin I Live In: Sexual Identity and Captivity in a Film by Pedro Almodóvar
James Monaco, Bir Film Nasıl Okunur? (İstanbul, Oğlak Bilimsel Kitaplar, 2004)

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Mission News Theme Compete Themes tarafından yapılmıştır.