İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Bir karar ver. Kim olduğuna, kim olmak istediğine…

Az önce okuduğunuz bu cümle bir bilgisayar oyununa ait. Bu replik, oyundaki insan karakter tarafından android bir robot karaktere söylenmekte. Detroit: Become Human, 2018’in mayıs ayında Quantic Dream tarafından piyasaya sürülmüş interaktif bir oyun. Piyasaya sürülmesi çok uzun yıllar süren bu oyunda yakın gelecekteki bizim hikayemiz
anlatılmakta. Yapay zeka, android robotlar ve insanlar üzerine kurulu bu hikayede; insan ve yapay zeka ile geliştirilmiş robotların, aslında ne kadar ayrı dursada birbirlerine olan benzerliklerini vurgulayan bir çok sahne mevcut. Bunlardan biri de oyundaki Marcus adlı karakterin sahnelerinde yer almakta. Gerek piyano çalmasıyla, gerek yaptığı resimlerle Marcus, bunları yaparken bir robottan ziyade o sırada insana dair şeyler taşımakta. Yani bunları yaparken aslında bir şeyler hissetmekte… İşte bu noktada kendisine yukarıda okumuş olduğunuz cümle söylenmekte. Peki insanın algılama, gözlemleme, aktarma vb. yetileriyle kodlayarak ortaya çıkardığı yapay zeka, bir insan gibi nasıl hissedebilir ya da kendisinin ne olduğuna, olduğu şeyden sıyrılıp yeni bir kimliğe geçmeye nasıl karar verebilir? Ve sanat tüm bu sorulara cevap ararken nasıl bir role sahiptir? Aslında sanat ve yapay zeka ikilisinin birlikteliği çok yeni bir şey değil. Gerek Türkiye’de gerek yurt dışında sanatın farklı alanlarında yapay zeka üretimi bir çok eser mevcut. Ancak bu üretimlerin sanatın özü olan yaratıcılıktan gelmediği sadece bu yaratıcılığın kopyalanması sayesinde oluştuğu kabul edilmekte.

Biz insanlar olarak bir şeyleri semboller ile anlamlandırıyor ve ifade ediyoruz. Bunu yaparken var oluşumuzdan bu yana bize aktarılmış olan bütün tecrübemizi kullanıyoruz. Aynı zamanda daha önce var olmamış olanı, yeniyi hayal etmeye çalışıyoruz. Benliğimizi, bize ait olanı göstermek için ise daha öncekilere benzemeyeni üretmeye çalışıyoruz. İşte bu noktada sanatın özü dediğimiz yaratıcılığımızı devreye sokuyoruz.

Peki ya Marcus (*) ? Daha önce var olmayanı, yeniyi nasıl hayal edebilmekte? Ona yüklenmiş belirli kodlarla bir takım duygular hissediyor ve kendi benliğini sorguluyor. Şu anki bilgilerimizle bir oyun kurgusu dahi olsa bu sorulara açık ve net cevaplar verebilmemiz pek mümkün değil. Kendi varlığımızı dahi tam olarak tanımlayamamışken ve hala daha kendimizi ve yapabileceklerimizi keşfetmeye çalışırken bize benzeyen bir şey üzerine kesin yargılara varabilmemiz çok zor. Bilim insanları, yapay zekanın gelecekti Biz’in yani insanın yerini alacağını söylemekte. Çok uzak bir söylem gibi dursada, bize sunulmuş bir oyunun hikayesinde yapay zeka ile geliştirilmiş robotlar; bizlere karşı kendi varlıklarını bir birey olarak kabul ettirmeye çalıştılar bile. Son zamanlarda yine belirli bir data ile oluşturulmuş yapay zeka üretimi tablolar, şiirler vesaire sıkça karşımıza çıkmakta. Ve bu tabloların ya da eserlerin büyük meblağlar karşılığı önemli sanat severlerin koleksiyonlarına girdiği de görülmekte. Aslında bu bir şeyleri çoktan kabul ettiğimizi de göstermekte(**). Hal böyleyken yakın zamanda sanatın yeni mecrasının yapay zeka olacağını rahatlıkla söyleyebiliriz. Son gelişmelerle birlikte özgün sanat eserleri üretebilen programların da geliştirildiği iddia edilmekte(***). Şu an için sadece belirli algoritmalarla bunu yapabilen bir yapay zekanın ileride bu üretimlerini algoritmalar üzerinden mi yoksa bir takım duygu ya da benzeri his tanımlamarıyla mı yapacağı bizim için en merak uyandırıcı sorulardan biri olabilir.

Christie’s, Edmond Belamy portresi. Yapay zeka ile üretilmiş ve müzayedeye çıkmış ilk sanat eseri.

Bu oyundan ve son gelişmelerden yola çıkarak, “sanat” kelimesinin anlamının değiştiğini başka bir deyişle bu kelimeye yeni anlamlar eklendiğini de söyleyebiliriz. Çünkü sanat, insanın bir anlamda ölüme karşı olan tepkisidir. Kaybolmaya, bir anda ebediyen yitip gitmeye karşın bu dünyada hep var olmanın bir yoludur. Peki bir canlılığı, yok olma korkusu yaşamayan bir robot, bir yapay zeka neden sanat üretir? Şu an için bir oyun kurgusunda da olsa yapay zeka denilen bu oluşumun sanat eseri üretimi bir iz bırakmaktan ziyade kendi varlığını bir canlıymışçasına kabul ettirme çabasından olacaktır diye düşünebiliriz.

İnsanın sınırları cesaretinin gidebildiği yere kadardır derler. Yakın gelecekte insan üretimiyle -kendi ellerimizle- oluşturulmuş ve bizim yerimizi alabilecek oluşumlardan söz etmekteyiz. Bizi bir anlamda sonsuzluğa taşırken bir yandan da yok oluşumuza sebebiyet verebilecek bu yapay zeka formları, aklımızın sınırlarının nereye kadar genişleyebileceğini de bize göstermiş olacak. Yaşanabilecek en ilginç çağlardan birinde yaşamaktayız, bolca soruyla ve bir o kadar da merakla geleceğin bize neler getireceğini hep birlikte izleyip göreceğiz.

(*) Detroit: Become Human adlı oyundaki yapay zeka ile geliştirilmiş android robot.

(**) Christie’s, Edmond Belamy portresi. Yapay zeka ile üretilmiş ve müzayedeye çıkmış ilk sanat eseri.

(***) Rutgers Üniversitesi Sanat ve Yapay Zeka Laboratuvarı’ndaki araştırmacılar, AICAN adında, otonom bir sanatçı olarak adlandırılabilecek bir program tasarladılar.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir