İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Sanat Üzerine Bir Kalem Yazı (IV)

Sanatın kendine has bir doğası vardır; içinde yaşadığımız etle örülü doğanın ve fizik kurallarının geçerlilik sınırlarını aşan, duyumsanabilir olmaktan ziyade içsel bir algıyla hissedilebilen bir doğa formu. Hayal kurmak diyoruz buna.

Geçenlerde plastik sanatların gidişatı konusunda Netflix’te gösterime giren eleştirel bir filmle karşılaştım. Velvet BUZZSAW adlı film piyasanın zorlamasıyla sanatın kendi doğasının terkedilerek anlamsızlaştığını, pahalılaşmasıyla birlikte de “değer” kavramından uzaklaştığını dile getiren bir yapıdaydı. İzlenilmesini kesinlikle tavsiye ederim. İçinde bolca küfür de geçen filmde küfrün politik bir gönderme olduğunu da farketmek fazla zaman almıyor. Çağdaş sanat sergilerindeki trollemelere de bolca gönderme yapılmış aynı zamanda, eser satışından sorumlu birinin milyon dolarlardan bahsetmesi ve aynı zamanda gerçekte çöp olan bir çöp yığınını sanat eseri sanması… Filmin sonunda sanat tacirlerinin hepsi sanat eserleri içinde var olan gerilla bir ruh tarafından yok ediliyor.

Filmde sistemi tamamen tenkid ediyor olsalar da Türkiyedeki durumu ele aldığımızda içinde artılar da görebileceğimizi farkettim. Galeriler yeni sanatçıları keşfederek dünya piyasasına kazandırmaya çalışıyordu. Yani burdaki gibi dürümcü dükkanı kiralar gibi yapmıyorlardı işlerini.

Filim elbette “batı” tarzı ve yozlaşmış sanat piyasasına gönderme yapıyordu ama yine de en azından küratör ve galericilerin uluslararası ilişkileri ve dünyanın her yerinden koleksiyonerleri vardı. Yani anlayacağınız sanatçıların cebinden geçinmiyorlardı en azından.

Türkiye’de ise işini ciddiyetle yapanların sayısı oldukça az. Genelde sosyal medya üzerinden topladıkları ressamların (teknik olarak ressam diyebileceğimiz türden olanlar) işlerini bir ücret karşılığında, ciddi denebilecek organizasyonlarda bile sergileyen; fakat buna rağmen sanatçı için hiç bir gelecek vaad etmeyen galeriler(?)le dolu. Fuarlar bile bunlarla dolup taşmış durumda. Odak noktasında kendine küratör(?) diyen birinin “ayı kurtardık” demesinden öteye gidemeyen bu tip sergiler ve galerilerle dolu her yer.

İstanbula yeni taşındım sayılır ve bu sektörün saçma sapan tekelinden muzdarip, küsmüş, köşesine çekilmiş değerli bir sürü sanatçıyla tanıştım. İlginç olan ise, iddia edilen üretken ve medeni ulus modeline oldukça ters olan bu gidişatın nelere mal olduğunu da eleştirenin olmaması ve iddia edilenlerin mizansen olarak kalması.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir