İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

“Sesler” Tiyatro Oyunu; bu senaryo hepimizin senaryosu…

2019 yılı itibariyle şahane tiyatro oyunlarının takvimlerimizi doldurması an meselesi oldu. Bir başka sebeptir ki, sanatseverlerin tiyatro alanında yaptıkları yatırımlar da artınca bolca tiyatro sahnemiz evimizin yakınlarında belirmeye başladı. Senaryo konusu her ne olursa olsun, kendi beğenimize göre seçebilme imkanımız memlekette gün geçtikçe de artacağa benziyor. Kim istemez ki hafta sonlarını uzun uzadıya senelerini sahnenin üzerinde taçlandırmış mükemmel tiyatrocuları izlemeyi? Mesela “Sesler” tiyatro oyunu. Sesler, hepimizin aşina olduğu bir toplum düzeninin etkilerini anlatıyor. Memleketin ortak hikayesinden yola çıktıkları bir yolculukları var. Her bir nokta öyle dokunuyor ki bam telinize, bu kadar yıl bu ülkede bize neler oldu sorunsalını oya gibi işledikleri bir tiyatro oyununu izleme şansına erişiyorsunuz. Kimi tiyatro oyunları gerçeğe yakın durur. İşte bir hafta sonu gerçeğe yakın durmayı seçerseniz eğer, buyrun siz Endless Art Otel’de sahnelenen “Sesler” tiyatro oyununun biletlerini Biletix’ten alırken, ben de oyunun yazar ve yönetmeni İlknur Güneş, yardımcı yönetmen Utku Demirkaya ve değerli tüm tiyatro ekibiyle birlikte röportajımızdan bahsedeceğim.

KADRODA KİMLER YOK Kİ…

Samuel Beckett’ın “Godot’u Beklerken” tiyatro oyunundan hatırlayacağınız değerli tiyatrocu Sedat Kalkavan mı dersiniz, “Merhamet” dizisinin başarılı oyuncusu sevgili Özcan Tekdemir, Zorlu Çocuk Tiyatro’sundan başarılı tiyatrocu Eylem Abalıoğlu ve son olarak Uyumsuz Tiyatro kadrosundan tiyatro oyuncusu Beraat Karaman, hepsi sahnedeler. Sahne arkasında ise Craft Tiyatro’nun aynı zamanda eğitmeni yazar ve yönetmen İlknur Güneş, benim 2007 ODTÜ Modern Dans Festivali’nde birlikte sahneyi paylaştığım arkadaşım sevgili yardımcı yönetmen Utku Demirkaya, ses sistemlerinin başındaysa Emre Kurtul ve İpek Hatunoğlu var.

PEKİ NEDİR “SESLER” OYUNUNUN KONUSU…

Sesler; hepimizin aşina olduğu, yaşadığımız toplumda her gün duymak zorunda olduğumuz dış sesleri anlatan bir tiyatro oyunu. Fakat bu yaşanmışlık öyle bir ses ki bizi evlerimize kapanmaya ve dışarıda olan biteni görmezden geldiğimizde yaşam yine aynı yaşam mı sorusunu sormaya yönlendiriyor. Ülkece maruz kaldığımız zorluklar, neyi nasıl yapmamızı söylemek isteyenler, her sabah haberlerde dengemizi allak bullak eden söylemlerden uzaklaşmak isteyen insanların hikayesini izliyoruz. Seslere duyarsızlaştığımızda en az zararı görebilmek üzerine yazılmış felsefik bir tiyatro oyunu ile karşı karşıyayız.

İlknur Hanım biraz sahne dekorundan bahsedelim mi?

Bahsedelim çünkü sahne dekoruyla oyun konusu birbirine tamamen paralel. Sahnede hayatta kısılmış iki insanın yansıması olarak üçgen bir ev dekoru hayal etmiştim. Kısılmışlık hissini verebilmek için üçgen ve siyah bir ufak bir oda yeterliydi. Bu öyküsel bir tiyatro konusu değil, bir kadın ve erkeğin psikolojisini anlatmak değil amacımız o yüzden aslında sahnedeki tüm karakterler de tuvaletlerin üzerindeki kadın ve adam figürleri gibi. Tamamen toplumdaki bizleri anlatıyor. Modern insanın hayatını ve bunu bir alanın içerisinde üçgen bir dekorla yansıttık.

Distopik bir hikayeden uzağız…

Tiyatro oyunu distopik bir hikaye değil. Sürelikli olarak bir şey yapmak; mesela para kazanmak, statü sahibi olma zorunlulukları bizi nasıl kısıtladı, tamamiyle bu sıkışmışlıkta iki adam ve kadının bir evin içerisindeki diyaloglarını izliyoruz. İletişimsizliğin modern insan üzerindeki en büyük etkisinin aslında kendin olamamaktan ve dayatılanlardan geldiğini anlatıyoruz.

Karakterlerden bahsedecek olursak…

Oyunu izlerken bir parabol olduğunu anlıyorsunuz. Evin içerisinde yaşayan orta hallinin gri halini canlandıran adam ve kadının karakterler var. Bir yan dairelerinde ise zengin bir kadın karakter, bir diğer pencereden ise evin içerisine devamlı bakan orta halden biraz daha alt kesim. Kısacası tamamen tanıdık hikayelerimizdeki karakterler bunlar. Her bir karakterin hikayesini hepimiz yaşıyoruz.

Dikkatimi çeken bir diğer unsur karakterlerin isimleri olmaması

Doğru, karakterlere bir isim vermedim. Hiç birini ötekileştirmek ya da sınıflandırmak istememin dışında, hepsinin aslında bizi anlattığını vurgulamaktı amacımız. Yani bu üçgenin içerisinde hepimiz varız diye düşünüyorum.

O halde “Ses” kelimesinin bizler için bir anlamı var

Ses atmak istediğimiz çığlık. Kimi zaman modern dünyanın içerisinde yaşadığımız zorluklara çığlık atmak istiyoruz ama mümkün olmuyor. Tiyatro metnini yazarken de soyutlamanın güzelliği orada başlıyor. Oyun boyunca bolca çığlık duyabiliyorsunuz. Tiyatrodaki bu çığlık kimi zaman içimizden atmak istediğimiz çığlığa kimi zaman da dışarıdan hükmettiğinde bizi derleyip toplayan bir sese tekamül ediyor. İzlerken buna bir bakıma siz karar verebiliyorsunuz.

Ezgi Özsan:

İçimizden gelen çığlığın derleyip topladığını düşündürdü bana tiyatro oyununun bazı sahneleri. Kendinize çeki düzen vermek için atmak gerekiyor sanki… Gerçeğe yakın olmak, kendine attığın çığlıkla mümkün olabiliyor çoğu zaman. Yine de çığlığı kendine değil de istediği gibi yaşamını sürdürmek isteyenlerin üzerinde pek çokca deniyorlar bu ülkede…

Mesela istediğimiz şehirde yaşayamama meselesi…

Yaşayamıyoruz. Kendi zorluklarımızdan sıyrılabilmek mümkün mü ki şehir seçebilelim. Sahnedeki adam ve kadın aslında bunun bir prototipi. Bence istekler bizim için dünyada farklılaşmaya başladı. Mesela İsveç mobilyası almak, grand a latte içmek havalı ve ihtiyacımız haline geldi sosyal medyayla birlikte. Hayallerimiz buna dönüşünce de bir bakıma sadece tüketime doğru ilerlemeye başladık. Mesele tüketmek olunca da bizi alacak ülke bulmak kolay değil.

O halde tüketmek için evden çıkmamıza pek de gerek yok.

Oyun bunu anlatıyor. Statükonun artması için çalışmak evet modern insanı belli başlı etiketlerle bir yere taşıyor doğru. Fakat mutlu muyuz? Keyifli miyiz? Bunlar daha sonradan etkilemeye başlıyor hepimizi. Birbirimizden görerek yaşamaya başladık her şeyi. Ekrandan gördüğümüz kadarıyla yaşıyoruz ama gel gör ki birlikte sahile bakmak bile keyifli aslında.

Fotoğraflamadan tabii…

O durumu maalesef unuttuk. Nasıl yaşamak istediğimiz sorusunun cevabı aynılaşmaya başladı. Başka şeyler istiyoruz artık, yani herkesin istediği yerden bir şeyler istiyoruz. Oyunca yan karakterlerden biri bunu anlatıyor. Olup bitenlerin hepsini hissediyor hissetmesine ama bağlı olduğu ipleri çözmeden yaşamayı tercih ediyor.

Tuhaf gelebilir size ama en sevdiğim karakter sokakta yaşayan şarapçı adam karakteri…

Ezgi Özsan: Bu karakterin bende uyandırdığı salt samimiyet duygusu var. Üstelik dış seslerden en çok etkilenen karakterlerden biri toplumda. Bir kere hem parası yok hem de kalacak yeri. Olduğu kişiden onu uzaklaştıracak zorluklardan başka hiç bir bağı yok hayata dair. Yine de ne vicdanını ne de dürüstlüğünü kaybetmemiş bir karakter izliyoruz.

İlknur Güneş: Biz hep bir yere gelmeye çalışıyoruz hayatta ama biri de “Neden?” diye sorsa cevaplarımızda eksiklerimiz çok. Sokakta yaşayan karakterin böyle bir derdi yok. Mesela oyunda bir metefor var. Zengin olan da içki içiyor, sokakta yaşayan da. Ve herkes bu ülkede bir şeyi unutmaya çalışıyor.

Hayatı yaşamak toplumda hayal olunca, ilgilendiğimiz ilgi alanlarıyla başbaşayız.

İlgilendiğimiz her neyse o kadar yaşayabiliyoruz bu doğru. Nasıl yaşayacağımızı bilmemenin de getirdiği aynılaşma bizi bu noktaya kadar getirdi. Organik bir şey değil aslında istediğimiz gibi yaşayamamak. Bu sebeple de devamlı oturduğumuz masalarda ne yapmak istediğimiz üzerine konuşuyoruz haklı olarak. Hep aynı arzulardayız.

Bunca toplumsal olaya karşın tamamen duyarlı bir tiyatro oyunu yazdınız…

Evet belki istiyoruz ki etliye sütlüye çok dokunmayalım. Sanat alanındaysanız bunu bir şekilde tüm gerçekçiliğiyle anlatmak istiyorsunuz. Buradaki ironi, oyunda dış seslere kendini duyarsızlaştırmış iki karakteri izlerken aslında oyunun duyarsızlaşmamak üzerine yazılmış olması. Kısacası finalde toplumda her ne olursa olsun statükonuzun ne olduğunun bir önemi olmadan aynı çığlıktan aynı şekilde herkes etkileniyor.

Peki oyunu ne zamana kadar izleyebiliyoruz?

En yakın tarihler 21 Şubat ve 28 Şubat 2019, saat 20:30 Endless Art Taksim’de…

Büyük çaba sarf edilmiş Sesler tiyatro oyununu görmenizi isterim. Öyküsel tiyatro oyunlarına nazaran tamamen gerçekçi bir metin sizi bekliyor. Tüm Uyumsuz Tiyatro ve Sesler oyunu ekibine nazik davetleri için teşekkür ediyorum.



İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Mission News Theme Compete Themes tarafından yapılmıştır.