İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Türk Romanının Tanzimat’la Başlayan Macerası

Bugün roman okuyucuları olarak hepimiz Tanzimat aydınlarının ekmeğini yiyoruz, dersek gerçeği ıskalamış olmayız. Evet, bugün bir Türk romanından hem nitelik hem de nicelik olarak rahatça bahsedebiliyoruz. Gelgelelim Türk romanının oluşması için atılan ilk adımlar 19. yüzyıla, o çağın Türk aydınlarının girişimlerine rastlar. Osmanlı (Divan) edebiyatı gibi yüzyıllara yayılan ve daha çok şiir alanında kendini gösteren gösterişli bir edebiyattan düz yazıya, dilin sadeleşmesine geçiş salt edebiyatın kendisiyle de ilgili olmamıştır. Siyasî, kültürel, toplumsal pek çok dönüşüm edebiyatı da etkilemiştir. Bu devre ön ayak olansa Tanzimat Fermanı olmuş, 19. asır Türk edebiyatına da bu sebeple Tanzimat Edebiyatı denmiştir.

19. yüzyılın, 1789 Fransız İhtilali ile başlatılması yaygın bir anlayıştır. Bu yıl ve peşi sıra gelen diğer seneler Osmanlı Devleti için de oldukça kritik olmuştur. III. Selim’in 1789’da tahta geçmesi, dost olarak görülen devletlere Akdeniz’de verilen imtiyazlar, ayaklanmalar, dış devletlerle girilen denge politikalarının sorun olarak karşımıza çıkması 18. yüzyılın sonlarında yaşadığımız belli başlı vakalardır. III. Selim’in çeşitli ekonomik ve askerî ıslahatlarının ardından, IV. Mustafa’dan sonra tarih sahnesine II. Mahmut çıkmıştır. 1808 – 1839 arasında padişahlık yapan II. Mahmut devri oldukça buhranlı bir dönemimizdir.

II. Mahmut batı tekniği ve kültüründen faydalanıp, çeşitli ıslahatlar yaparak dağılma merhalesindeki imparatorluğu kurtarmaya çalışmıştır. Askerî, idarî, sosyal, siyasal alandaki pek çok ıslahat girişimi, yüzümüzü Batı’ya döndüğümüz Tanzimat’a doğru gidişin de önemli izleri sayılmıştır. İlk nüfus sayımı, valilere maaş bağlanması, setre (bir tür ceket) ve pantolonun kabul edilmesi, ilköğretimin zorunlu olmasıyla ilgili hazırlanan ferman, Harbiye ile Tıbbiye’nin açılışı, Takvim-i Vekayi adlı ilk resmî gazetenin yayımlanması hep bu devirde olmuştur.

Tüm bunlar Avrupa’ya karşı gücünü yitiren Osmanlı’nın yüzünü yavaş yavaş Batı’ya döndüğünün işaretleridir. Ahmet Hamdi Tanpınar da Tanzimat Fermanı’nın ifade ettiği mesajı şöyle açıklamıştır: ‘’II. Mahmud’un 1839 tarihinde ölümü üzerine, yerine çıkan Abdülmecid Han’ın zamanında ilan edilen Gülhane Hattı ile (3 Kasım 1839 Pazar günü) toplum hayatında yeni bir devir başlar. Bu ferman, tarihini kısaca anlatmağa çalıştığımız yenileşme hareketinin ikinci zaferiydi. Onunla imparatorluk, asırlarca içinde yaşadığı bir medeniyet dairesinden çıkarak mücadele hâlinde bulunduğu başka bir medeniyetin dairesine girdiğini ilan ediyor, onun değerlerini açıkça kabul ediyordu.’’ (19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi)

Ahmet Hamdi Tanpınar (1901 – 1962)

Modernleşme, Batı’nın teknik ve kültürlerini referans alma gibi pek çok durum Cumhuriyet’ten çok önce artık yeni bir devrin gelmeye başladığını da göstermiştir. Çok kısaca aktarmaya çalıştığım bu yenileşme atılımlarının ardından Tanzimat Fermanı’na ve onun edebiyattaki yansımalarına gelelim. Bu devrin padişahı, II. Mahmut’un 1839’daki ölümünün ardından tahta geçen Abdülmecid’dir. Tahta geçişinden 4 ay sonra padişahın ağzından yazılan fermanda ülkedeki bozuluşa nasıl çözümler getirileceği anlatılmıştır. Din ve ırk ayrımı yapılmaksızın tüm halkın eşit haklardan yararlanacağı, memurların maaşlarının düzenlenmesiyle rüşvetin yok edilmesi gerektiği, bu sosyal düzenin işleyişi için gerekli kurumların açılması fermandaki kritik maddelerden birkaçıdır. Daha önemlisi; bu fermanla padişahın yetkileri –ilk kez– sınırlandırılmış ve padişah da bunun sözünü vermiştir. Mustafa Reşit Paşa’nın padişahın ağzıyla yazdığı ve yine kendisinin okuduğu ferman böylece Tanzimat Edebiyatı dediğimiz kapıyı da aralamıştır.

Kesin başlangıç noktası tarihî olaylarda kabul edilmez, ancak Tanzimat Edebiyatı’nın 1860’la beraber başladığını söylemek yaygın bir tutumdur. Tanzimat Fermanı’ndan sonra, tam da fermandaki ilkelere göre eğitilmek istenen kuşak bu yıl (1860) dolaylarında ortaya çıkmaya başlamıştır. Yusuf Kamil Paşa’nın 1862’de Fenelon’dan çevirdiği Tercüme-i Telemak ilk Batı romanı çevirimizdir. O devrin edebiyat sahasında ‘’ilklerin adamı’’ olarak bilinen Şinasi, Batılı anlamdaki ilk tiyatro eseri olan Şair Evlenmesi’ni yazmıştır. Yine 1860’ta sahibi Türkler olan ilk gazete, Tercüman-ı Ahval Agâh Efendi ve Şinasi tarafından yayımlanmıştır. 1821’de kurulan Tercüme Odası, Avrupa dillerini öğrenmeye meraklı gençleri bünyesinde taşımaya başlamıştır. İlk Türk romanı olarak kabul edilen, Şemsettin Sami’nin Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat eseri 1873’te yayımlanmış, Namık Kemal – Nabizade Nazım – Recaizade Mahmut Ekrem gibi yazarlarımızın eserleri de romanın farklı türlerindeki ilkler olmuştur.

Namık Kemal (1840 – 1888)

Bu devrin en büyük edebî yenilikçisi ise hiç şüphesiz ki iki yaşında yetim kalan Şinasi’dir. İlk şiir çevirileri, ilk noktalama işaretleri, ilk atasözleri kitabı, Batıdan ilk fabl çevirisi Şinasi’nin elinden çıkmıştır. En önemli özelliklerinden biri de; devrin sadrazamı Mustafa Reşid Paşa için yazdığı dört kasidede saklıdır. Divan edebiyatında, din ya da devlet büyüklerini övmek için yazılan kaside Şinasi’de ayrı bir önem kazanmıştır. Teknik olarak da klasik kasideden farklı kasideler yazan Şinasi, Reşid Paşa’yı yenilikçi olması dolayısıyla övmüş, ancak daha da mühimi bu kasidelerde akla vurgu yapmıştır.

İbrahim Şinasi (1826 – 1871)

İşte III. Selim ve belki daha çok II. Mahmut’la beraber başlanan ıslahatlar, 19. asırda Tanzimat hareketini ve Batı’ya yönelerek yeni bir edebiyat yaratan Tanzimat Edebiyatı’nı yaratmıştır. Tanzimat’ın ilk dönem aydınları halkı aydınlatmak için gazetelere ağırlık vermiş, romanlarında ders – nasihat içeren kurgular peşine düşmüştür.

Kaynak: Ahmet Hamdi Tanpınar – 19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi,

Rauf Mutluay – 100 Soruda Türk Edebiyatı

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir