Amerikan Edebiyatının Hırçın Prensi: BUKOWSKİ - GAZETE SANAT İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Amerikan Edebiyatının Hırçın Prensi: BUKOWSKİ

Tam adı Henry Charles Bukowski olan sanatçı, 16 Ağustos 1920 yılında dünyaya geldi. 2 yaşından beri  Los Angeles da yaşayan Amerikalı romancı ve şair Bukowski, binlerce şiir, yüzlerce kısa hikaye ve 6 tane roman yazmıştır. Yazdığı hikayelerle bazen hayal kırıklıkları yaşasa da 24 yaşında yazdığı kısa hikayesinin Story Magazine’de yayınlanması onun dönüm noktası olacaktı…

Merhabalar. Size, çok değer verdiğim Charles Bukowski’yi anlatmak istiyorum. Bu yazar, sıkı edebiyat severler tarafından bilinse de bence önemi yeterince anlaşılmamış bir yazardır. Yazar, döneminde  alkolikliği ile ve günü birlik diye tabir edilen ilişkileri ile biliniyordu. Özel hayatı öne çıkarılınca onun ismini duyanlar bir adım geri atıyor ama iyi bir edebiyatçı iyi bir okur olduğu gibi insan analizlerini de iyi yapan, onları kitap gibi okuyan kişidir bence. “İnsanların önyargılarını parçalamak atom parçalamaktan daha zor” diye boşa demedi Albert Einstein. Dönemin eleştirmenleri onu serseri olmakla suçladı, özel hayatına göre yargıladı, hatta yazdıkları erkeklerin fantezi dünyasının detaylı bir tasvirinden daha ileri olmadığını söyleyecek kadar ileriye gidenler oldu. Evet, Bukowski romanlarından sefil hayatlardan bahseder fakat unutulan bir nokta vardır o da sefil hayatların gerçekten var olduğu. Bukowski bunları geniş hayal gücü ve edebiyat bilgisi ile harmanlamış ve ortaya şahane eserler çıkmıştır.  Bukowski, var olanı görmezden gelmemiş, bunu romanlarına ve kısa hikayelerine yansıtmıştır.

Hayat Bukowski’ye şefkatli davranmadı. Onu tanımama vesile olan romanı “Ekmek Arası” onun kendi hayatını anlattığı bir romandır aynı zamanda. Ve bu kitapta, babasının işsizlik problemi olduğundan ve sürekli ona şiddet uyguladığından bahseder.  Hayatın acımasızlığı onu romanlara itti ve eline geçen ne varsa okumaya başladı. Taslak olarak evinde yazdığı hikayeleri, onun edebiyat dünyasına attığı adımlardan biriydi. Babası, bu hikayeleri görüp onları yok edince Bukowski evi terk etti. O sıralar Los Angeles Üniversitesi’nde okuyan yazar, 2 yıldır eğitim gördüğü okulunu bıraktı.

2  yıl boyunca gazetecilik, sanat ve edebiyat üzerine dersler alan Bukowski, okul yıllarını şöyle tanımlar:

“Üniversite yaşamı yumuşak ve gerçekten uzaktı. Dışarıda, gerçek dünyada seni nelerin beklediğinden söz etmiyorlardı.Üniversite tahsili insanı sonsuza dek mahvedebilirdi. Kitaplar yumuşatıyordu insanı. Kitabı bırakıp sokağa çıktığında kitapların sana söz etmediği şeyleri bilmek zorundaydın”

Bu alıntı Ekmek Arası adlı romanından. Bu roman Bukowski’nin zorlu geçen hayatının bir fragmanı niteliğindeydi. Yazdıkları kadar kim bilir belki de yazamadıkları vardı. Aile içi şiddet, psikolojik baskı, sefalet ve umutsuzluk. “Nazik olursan çarmıha gererler adamı” demişti Sıradan Delilik Öyküleri adlı romanında. Sert olmayı, serserilik denilen hayatı ona ailesi ve okul çevresi öğretmişti. O da hayata karşı gardını aldı ve kurallarına göre savaştı. Zorlu koşullara rağmen kendisi olmaya devam etti ve hiçbir kalıba uymadı. Her şeye evet diyen onaylayıcı ve sempatik gözükmeye çalışan insanlar onun düşmanı oldu. Kitaplarında da bahsettiği gibi serseriler arasında rahattı; takım elbise ile gizlenmeye çalışılan riyakar hayatlar, yapmacık insanlar ve menfaati için her şeyi yapanların tarafında olmadı. “Nefret ettiğin insanla iyi geçinme çabasına siz medeniyet diyorsunuz ben iki yüzlülük diyorum. İşte bu yüzden anlaşamıyoruz” sözünden  de anlaşılacağı gibi.

Yazarlar anti sosyaldir diye yaygın bir söylenti vardır ya, Bukowski’nin aile yaşamı onu küçüklükten itibaren sessiz ve içine kapalı biri yaptı. Daha sonra dışa dönük bir insan olsa da, yalnızlıktan hoşlanan kişi kimliğini hep korudu. “Bir odanın kapısını kapatıp yalnız kalmak, her zaman hayatımın en güzel şeylerinden biri olmuştur” sözü ve yalnızlığı öven diğer birçok sözleri bunu açıklıyor.

İnsanlara karşı mesafeli olsa da kedileri çok severdi. Kediler hakkında yazdığı hikaye ve yazıları daha sonra “Kediler” kitabında toplandı.

Herkesin hayatında başarısızlık hikayeleri vardır.Elbette Bukowski’nin de vardı. Hikayelerini gönderdiği yerlerden hiçbiri onun yazılarını yayınlamadı. Bu durum onun bu bohem hayata tutunup yeni işler üretmesine yol açtı. Birçok meslek değiştirdi. Bu mesleklerden biri de postacılıktı.

Bukowski,  Tuscon’ da yaşamaya başladığı zaman çevre edindi ve Franz Douskey ile tanıştı. 1969 yılında John Martin’den ayda 100 dolar karşılığında Sparrow Yayıncılık’dan teklif alan Bukowski, postacılığı bırakarak hayallerine yaklaşan ilk adımını atmış oldu. Bu adımını bilinmezliğe atılan bir adım olarak görmüştü ve aç kalma ihtimalini bile göze aldı. Bir mektubunda şöyle bir açıklaması vardı “İki seçenekten birini seçmek zorundaydım: Posta ofisinde kalıp delirmek ya da yazmaya oynayıp açlıktan ölmek. Ben aç kalmayı seçtim.” 

Postacılıkta edindiği hayat tecrübesini ilk romanı olan “Postane” de anlattı. Bu roman çok ses getirdi. O günlerde yaşadığı zorluklarını akıcı bir anlatımla romanına yansıtan Bukowski, çok beğeni almıştır.

Yaşam öyküsünü yazan Howard Sounes  “Bukowski’nin bir başka büyük başarısı da eserlerini son derece ikna edici tarzda yazmasıdır. Örneğin mektup dağıtırken çektiği sıkıntıları öyle bir anlatır ki, okurlar da sevmedikleri ama çalışmak zorunda oldukları işleri hatırlayıverir.” der.

Russel Harrison’da Bukowski’yi şöyle değerlendirmiş; “Hiçbir çağdaş Amerikan yazarı yazacağı esere Bukowski kadar yoğun ve geniş bir biçimde hazırlanmamıştır. Aslında Bukowski’nin en büyük başarısı, özellikle Postane’de gördüğümüz gibi, işi çok iyi tasvir etmesinde yatmaktadır.”

Edebiyata getirdiği kendine has üslubu ile bilinen Bukowski, sokak edebiyatında bir devrim yaptı. Amerikan edebiyatının hırçın prensi olan Bukowski’nin romanını okumadıysanız, yeni bir bakış açısı yakalamak ve yeni bir dünya tanımak için sizin de bir Bukowski okumanızı tavsiye ederim. Esenle kalınız.

KAYNAKÇA

http://evvel.org/bukowski-yeniden

https://www.ensonhaber.com/biyografi/charles-bukowski-kimdir-2012-03-09

VE OKUDUĞUM BUKOWSKİ ROMANLARI

instagram: @huzur_edebiyat

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir