İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Arif Pişkin: Tiyatrocular için tiyatro baş tacıdır.

İzleyicinin “Köprü”, “Öyle Bir Geçer Zaman Ki ”, “Güllerin  Savaşı”, “Kurtlar Vadisi Pusu”, “Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz” gibi  pek çok film ve diziden tanıdığı, şimdilerde ise TRT 1’de yayımlanan “Payitaht Abdülhamit” dizisinde “Zülüflü İsmail Paşa” yı canlandıran  oyuncu Arif Pişkin ile mesleki yaşamına dair keyifli bir röportaj gerçekleştirdik.

Mine Alpan: Öncelikle ilginize çok teşekkür ediyoruz, Arif Pişkin’i biraz yakından tanıyabilir miyiz?

Arif Pişkin: Elbette. Ben 1970 yılında İstanbul’da doğdum. İlk, orta ve liseyi İstanbul’da okuduktan sonra konservatuvar okumak için Eskişehir’e gittim. 1990 yılında başlayan Eskişehir yaşamım 2017 yılına kadar sürdü. Bu zaman içinde 1990-1994 yılları arası konservatuvar, 1994-1999 yılları arası sınıf arkadaşlarımla birlikte kurduğumuz Eskişehir Tiyatora Kumpanyası (ETK), 1999-2017 yılları arası da Anadolu Üniversitesinde öğretim görevliliği ve Tiyatro Anadolu’da oyunculuk. Sonra İstanbul’a  geri dönüp orada hayatımıza devam etme kararı… İlk yıl DasDas da iki oyunda oynayıp bir oyun yönettim. Devam eden sezonda ise Oyun Atölyesinden gelen şahane teklifle Kral Lear başladı, aynı zamanda Yeditepe Üniversitesinde tiyatro bölümünde derslere giriyorum. Bu kısa geçmişim. 1994 yılında mezun olduğum günden bu yana mesleğimi yapıyorum. Pek çok oyunda oynadım, dizilerde ve filmlerde rol aldım.

Oyunculuğun misyonunun ne olduğuna inanıyorsunuz?

İşinizi laikiyle yaparsanız o misyon denilen şey yerini bulur.

Rol aldığınız dizi ve film projelerinde neye dikkat edersiniz?

Rolü nasıl oynayabileceğime. Yani işimi nasıl doğru yapabileceğime.


Bizim halkımızda şöyle bir handikap var. Senaryo ile gerçeği çok fazla karıştırıyoruz. Mesela “Güllerin Savaşı” adlı dizide Şevket karakterine  hayat vermiştiniz, dizinin başlarında sokakta size antipatiyle bakanlar oluyor muydu?

Bu konuda gerçekten çok haklısınız. Biz bir şeyi izlerken çok fazlasıyla onlarla yaşar haldeyiz. Bu biraz sanki Zeki Müren de bizi görecek mi hikayesi gibi. Sizi seyrettikleri ve izledikleri için galiba bir bağ olduğunu sanıyoruz. Kötü diye baktıklarımız hayatta kötü gibi geliyor. İyiler için zaten söylenecek bir şey yok (gülüyor) onların kurgu olduğunu kimi zaman unutuyoruz galiba. Ama bu noktada şunu demek isterim ki hiç kötü geri dönüş almadım. En fazla yaşlı bir teyze bana “yapma oğlum akıllı uslu dur” dedi o kadar.

Tiyatronun hayatınızdaki yeri nedir?

Tiyatrocular için tiyatro baş tacıdır. Nefes alınan yerdir. Daha aklınıza ne geliyorsa işte.

Yoğun prova günlerinden sonra tiyatro sahnesine çıkmak ve oyunun sonunda kuvvetli bir şekilde alkış almak size neler hissettiriyor?

Yoğun prova günleri sonrasında yaptığımız işin  seyircide yerine oturmasıdır. Bir oyuncu için her gece alınan ödüldür. Sağ salim oyunu o gece de bitirmiş olmanın huzurudur.

Oyuncu olmak isteyen bir bireyin sizce bir tiyatro geçmişi olması gerekli mi? Yoksa hiç tiyatro yapmadan direkt oyuncu olunabilir mi?

Bakın bu konu bence biraz karışık. Kavramlar birbirine girmiş gibi. Oyunculukta sizin hedefleriniz vardır. Tiyatro yapacaksanız onun oyunculuk disiplini ve eğitimi farklıdır. Ama ben sadece kamera oyunculuğu yapacağım derseniz onun da disiplini ve eğitime yönlenmelisiniz. Derseniz ki oyunculuk oyunculuktur. Hayır. Aynı yere basarlar ama disiplinleri farklıdır. Aldığınız eğitim çok farklıdır. Oyunculuk şekilleri farklıdır. Tiyatro sahnesinde oynadığınız oyunculuk biçemini kamerada yapamazsınız. Teknik farkları bilmek zorundasınız. O sebepten elbette tiyatro eğitimi almadan basit temel oyunculuk eğitimi aldıktan sonra kamera oyunculuğunu öğrenebilirsiniz. Ama oyunculuk her zaman çalışmayı gerektiren bir meslektir.

Geçmişten gelen tiyatro kültürünün idamesi için, sanatçıların ve salonların size göre uğraşı neler olmalı?

Geçmişten gelmek?… Biraz takıldım buna. Tiyatro nostaljik ve bir zamanlar yapılan ama şimdi olmayan bir şey değil. Herkes kendi öğretileri doğrultusunda her dönem hayata geçirdikleri bir meslek alanıdır. Zamanı gelmiş içeriği boşalmıştır zamanı gelmiş altın çağını yaşamıştır ama her zaman hayatımızda olmuştur olmaya da devam edecektir. Bu olma işi için kimse kimseye yol gösteremez bence. Kendi dünya görüşleriyle tiyatroya bakışlarıyla hayatı ve oyunları yorumlama şekilleriyle uzun ya da kısa ömürlü olacaklardır ama olacaklardır. Bana iyi ve doğru gelen size gelmeyebilir. Bir araya gelir konuşur tartışırız. Ama bunu birbirimizi kırmak için değil tiyatro sanatı ilerletmek için yaparız. Yani uzun lafın kısası tiyatroda kişilerle uğraşmak yerine tiyatro ile uğraşmak gerekir.

Hiç oyunculuktan başka bir meslek yapmak istediğiniz zamanlar oldu mu? Yoksa oyunculuk tutkusu çocukluğunuzdan beri hayatının merkezinde miydi?

Oyuncu olmaya karar vermeden önce bir çok iş ile ilgilendim. Ama karar verdikten sonra hiç keşke demedim. Benim çocukluk aşkım falan değildi oyunculuk. O kadar değil. Aklım başımda karar verdim. Yoksa çocukluk hayalim astronot olmaktı.

İlerleyen süreçte yer alacağınız yeni projeleriniz var mı?

İlerleyen süreç buna cevap verecektir. İnanın bilmiyorum. Hele ki yaşadığımız bu süreçten sonra bilmiyorum. Plan yapmak gerekli ama şu an için küçük belirsizlikler var onlar atlatıldıktan sonra mutlaka olacaktır.

Röportaj: Mine Alpan

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir