İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Aslı Kocaeli: İçimdeki Çocuk Aslı Yaraların Kabuklarının Kendiliğinden Düşmesini Bekleyemeyecek Kadar Sabırsız, Böylelikle Hepimiz gibi Yara İzlerini Ebedi Kılıyor


• İlk kitabınız Çarşamba Çikolataları yakın zamanda raflardaki yerini aldı. Profesyonel olarak reklam yazarlığı yapıyorsunuz, peki bu durumun faydalarını gördünüz mü kitabı yazarken?

Hem de çok. Reklam yazarlığı sayesinde kelimelerle hep iç içeydim. Aktarmak istediklerini onu okuyacak kişilerle empati kurarak şekillendirmek, kendini izleyici yerine koyma, klişe bir şeyi farklı yollar ile anlatma, yaratıcı düşünme alışkanlıkları reklam yazarlığı sayesinde geliştirdiğim becerilerdi. Kitabı yazarken de bu mekanizmaları yeniden çalıştırdım.

• Sizi biraz da sosyal medyadan tanıyoruz aslında. Sosyal medyada paylaştığınız eğlenceli capsler takipçilerinizi oldukça güldürüyor. Peki bu içerikleri kitap haline getirmeyi düşündünüz mü

Düşündüğüm ilk şey buydu. İnsanların beni takip etme nedeni sosyal medyada ürettiğim içerikler oluyor genelde. Onları bir kitapta toplamak, anneliğe alışma sürecinde olanlara kılavuzluk etmeleri, bu sayede benim de  güvenli alanımda kalmam elbet güzel olurdu. Editörüm Büşra Aksak; “Ben senin yazdığın kısa yazıları okudum, daha derine inmeni istiyorum, sende farklı şeyler yazabilecek bir potansiyel var,” demeseydi…  Fakat şu anda baktığımda, iyi ki  de öyle demiş.

• Çarşamba Çikolataları’nın girişinde “Bu kitapta yazılanların gerçek hayatımla oldukça yakından ilgisi vardır. Bu kitapta yazılanların gerçek hayatımla uzaktan yakından ilgisi yoktur.” yazıyor. Bu da bize, gerçek hayatınızı romanlaştırdığınızı düşündürüyor. Peki buna nasıl karar verdiniz?

Okurun zihninde “Gerçekten yaşamış mı, yaşamamış mı?” karmaşasına girmeyip, hikayede kalmasını sağlamak dileği ile yazılmış bir cümle. Tamamen hayatımın içinden hikayeler de var, sadece kurgu olanlar da.

• Çarşamba Çikolataları’nda babasını erken yaşta kaybeden bir kızın biraz da kendini tanıma, kendini sevme ve bulma yolculuğuna konuk oluyoruz. Peki bu serüveni yazmak sizin için kabuk tutmuş yaraları kaşımak gibi miydi yoksa geçmişe yapılan dingin bir yolculuk muydu?

Geçmişe yapılan yolculuklarımda genelde hummalı bir anlam arayışında olduğum için hiçbiri dingin geçmedi. Yaraların kabuk tutmadığına ise eminim. Çünkü içimdeki çocuk Aslı kabuğun kendiliğinden düşmesini beklemeyecek kadar sabırsız. Biraz tutuyor gibi olduklarında onları koparıp iz bırakmaya, varlığını bu yolla ebedi kılmaya devam ediyor.

• Çarşamba Çikolataları’nın sonunda Aslı ilk defa annesiyle açıkça konuşuyor ve tüm taşlar yerine oturuyor sanki. Sonrasında yaşananlar da merak ediliyor aslında. Peki bir devam kitabı gelecek mi?

Bir konuşma Aslı’nın mutluluk deposunu yalnızca kısıtlı bir süre için dolduruyor. Bir de büyümek, mutluluk, motivasyon depolarını kendi kendine doldurmayı öğrenmek demek. Aslı’nın daha çok yolu var. Bakalım içsesi onu kovalarken Aslı kendini nasıl maceralar içinde bulacak.

• Aynı zamanda kitabın sonunda Aslı’nın içsesinin ilk defa iyi bir şey söylediğine tanık oluyoruz. Peki o andan sonra hep iyi şeyler mi söyledi?

20 sene boyunca yalnızca bir defa olumlu bir şey söyleyen içses öyle kolay kolay iyi tarafa geçmez. Doğasına ters. Hatta dilinin sürçtüğünü iddia edeceğine eminim.

• Çarşamba Çikolataları hem duygusal hem de mizahi yönü olan bir kitap. Peki absürd mizah tarzında bir kitap yazmayı düşünür müsünüz?

Ruhumdaki dişil gücün bana duygusal yazıları, eril gücün de mizahi olanları yazdırdığını düşünüyorum. Aslı’nın hikayesinde iki tarafı da görüyoruz. Bir gün sadece eril yanımın sesiyle yazarsam neden olmasın?

• Çarşamba Çikolataları kısa sürede ikinci baskısını yaptı. Kitabınıza gösterilen ilgiden memnun musunuz?

Sanırım insan ilgiye anlaşılmak için ihtiyaç duyuyor. Ben de anlaşılabildiğim için çok mutluyum.

• Çarşamba Çikolataları’nı okurken bir yandan da 90’lara yolculuk yapmış gibi hissediyoruz. Kitabın kapağında da bir walkman dikkat çekiyor. Peki siz 90’lara özlem duyar mısınız?

90’lara dönmek istemem ama çok severek anarım.

• Felsefe bölümü mezunu olmanızın kitap yazmanıza olumlu etkileri oldu mu?

Felsefe okuyarak yapısal olarak  ziyadesiyle yatkın olduğum; sorgulama, akıl yürütme, argüman geliştirme eylemlerini iyice içselleştirdim. Bunun da yazmama katkısı çok oldu.

• Kitabınız baba-kız diyaloğuyla başlıyor. Sonunda ise baştakine paralel bir anne-oğul diyaloğu görüyoruz ve bu diyaloglar okurken oldukça dokunuyor kalbe… Yazarken en zorlandığınız kısım hangisi oldu?

Babam ile iletişime geçmeye çalıştığım kısım.

• Peki en eğlendiğiniz kısım?

Ben çocukken anneannemlerle yaşıyorduk ve ev iki odalıydı. Kendime ait bir odam olmadığı için posterlerimi salona asıyordum. O zamanlar basketbola ilgi duyduğum için salonun duvarları NBA oyuncularının posterleri ile doluydu. Anneannem ve dedem çok hoşnut olmasalar da beni kırmamak adına ses etmiyorlardı. Ancak bir gün anneannem namazı bozuluyor diye kıbledeki posterleri kaldırmıştı. Bu hikayeyi yazarken çok eğlendim.

• Son olarak daha çok eğleneceğiniz kitaplar okumayı mı tercih edersiniz hüzünleneceğiniz kitaplar okumayı mı?

Okuma alışkanlıklarım ile ilgili ince ayarlarım var. Bir iki hüzünlü kitaptan sonra mutlaka eğlenceli bir şeyler okuyorum. Hislerimi bu şekilde dengelemeye çalışıyorum. Okuma konusunda da kendine rahat vermeyip, ruh halini korumak adına müdahalecilik ciddi bir iş gücüdür.


İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir