İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Berfu Öngören: Deneyim kazandıkça derinleşiyoruz… Sezgilerimiz bizi yönlendirir yol gösterir fakat edindiğimiz deneyim, o adını koyamadığımız gerçek ile temas etmemizi sağlar.


Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuarı Tiyatro Ana Sanat Dalı Bölümü’nden mezun olan, “Şahsiyet”,  “Hangimiz Sevmedik”, “Kardeş Payı”, “Unutma Beni”, “ Bir Bulut Olsam”,  “Bizim Evin Halleri”,  “Ne Seninle Ne Sensiz” gibi TV dizileri ile birçok sinema filminde  rol alan, “Kral Lear”, “Şafakta Buluş Benimle”,  “Seviyoruz ve Hiçbir Şey Bilmiyoruz”, “Festen”, “Modigliani”, “Atları da Vururlar”  gibi  tiyatro oyunlarında oynayan, ulusal ve uluslararası akademilerde oyunculuk ve diksiyon eğitimi veren,  başarılı ve güzel oyuncu Berfu Öngören ile hayata ve sanata dair keyifli ve samimi bir röportaj gerçekleştirdik. 

Mine Alpan: Berfu Öngören kendisini nasıl anlatır? Sizi, sizden dinleyerek başlayalım…

Berfu Öngören: 22 Ağustos 1981 yılında İzmir’de dünyaya geldim. Annemin doktoru İzmir’de olduğu için doğum orada gerçekleşmiş, çocukluğum Ayvalık’ta geçti. Babamın memleketi olması ve işini orada kurması sebebiyle Ayvalık’ta yaşıyorduk. Hala ailemle birlikte yaşamımızın uzun zamanlarını orada geçiririz. Büyükbabam mübadele döneminde daha çocukken Girit’ten Ayvalık’a göç etmiş. Her zaman iyi ki buraya gelmiş diye geçiririm içimden. İki kız kardeşiz.  Diğer bir taraftan da Ankara’dan gelen bir hikayem var ;

Annemin doğduğu şehir…anneanne dede hep birlikteydik, annem de çalışıyordu o dönem, kalabalık bir ailede büyüdüm. Liseyi Ankara’da okudum. Daha sonra 2000’de Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı Tiyatro bölümünü kazandım uzun hazırlık aşamalarından sonra ( gülüyor ). Zaten istediğim tek yer orasıydı. Konservatuvarda okurken lisans 3 döneminde hem TRT 1’de bir diziye başladım hem de devlet tiyatrosunda oyuna. Yoğun dönemlerdi. Okuldan mezun olduktan sonra yine devlet tiyatrosunda yeni bir oyunda oynadım ve o süreç bittikten sonra İstanbul’a geldim.

Oyuncunun temel motivasyonu nedir? Oyuncunun rolüne yönelebilmesi için hangi aşamalardan geçmesi gerekiyor? 

Motivasyon, temelde o anın içinde neye inanıyorsak öyle gelişir diye düşünüyorum. Bir şeyi yapma isteğimiz, inancımız motivasyonu sağlıyor. Zaman zaman oyunculuğun zor kısımlarından birinin motivasyon olduğunu düşünürüm. Bizim dışımızda ya da bizimle birlikte gelişen olaylar veya koşullardan etkileniriz ve bu bizim motivasyonumuzu da direkt etkiler.

Motivasyonu her zaman aynı yerden kurmak da mümkün değil. Bazen çok saçma olduğunu düşündüğümüz bize karmaşık gelen süreçlerden geçerken ve sıkıştığımızı hissettiğimizde üretmeye başlarız. Tüm bu duygular da motive eden dinamiklerden biri olabilir. Çünkü öyle zamanlarda duygular yüksek olur, kontrolü bırakıp içten geldiği gibi davranır ve yaratmaya başlarız.

Ben doğayla iletişimde kaldığımda hayatın içinde motivasyonumu daha güçlü sağlayabiliyorum. Çünkü asıl mevzu doğayla birlikte yaşamak. Doğal olandan uzaklaştıkça yaşamsal faaliyetlerimizi gün geçtikçe kaybediyoruz ve doğaya zarar veriyoruz oysa bizim ait olduğumuz kendimizi bulduğumuz bizi destekleyen ve tüm yaşam kaynağımızı oluşturan her şey orada. Dolayısıyla benim için en önemlisi bu.

Oyuncunun role yönelebilmesi için geçtiği aşamalar ise gittikçe derinleşen bir yol gibi. Bunu birkaç cümleyle bütünüyle ifade edebilmem zor olsa da şunu söyleyebilirim;  işimiz insan doğası olduğu için; içgüdüler ve içgüdülerin biçimlenmesi, psikoloji, duygular ve bunlarla yeni biçimlerde ilişki kurmak ve kişinin kendi süreci, yaşadığı dönemin gerçekliği, edindiği bilgiler ve deneyimlerle bu yolculuğu bir bütün olarak ele almak gerekir ve bunu anlamak için kendimize giden yol dışında başka bir yol yok. Eninde sonunda kendi içimize dönmek durumundayız.

Duygular mesela; onların süreçleri vardır. Kendi süreçlerini tamamladıktan sonra dönüşmeye başlarlar. Yani bu ve bunun gibi bütün aşamalar, eğer oyunculuk mesleğini yapıyorsak, yakından takip ettiğimiz meselelerdir…

Sizde iz bırakan veya sizin iz bıraktığını düşündüğünüz karakterleriniz var mı? 

2018 sezonunda Dot’ta oynadığımız “Şafakta Buluş Benimle” adlı oyunda oynadığım Helen. Oyun çok etkileyiciydi. Sahneye konuluş biçimi, yönetmenle geçirdiğimiz prova süreci, partnerimle yakaladığımız uyum ve bizi derinden etkileyen aşk hikayesi. Tümüyle çok etkileyiciydi.

Helen saf bir enerji gibi; Yaşam, doğum enerjisi gibi ve o hikayenin sonunda içine düştükleri gerçeklik hem seyirciyi derinden etkiliyordu hem de bizde kalıcı duygular bırakıyordu. Çünkü hepimizi ortak bir hüzünde buluşturuyordu.

İyi bir oyuncu olmak için çok emek ve sabır harcandığını biliyoruz. Bu işin formülü  umudu yitirmeden çalışmak mı?

Çok teşekkür ederim. Bütün her şeyin formülünün umudu yitirmemek olduğuna inanıyorum. Umut her canlı için yaşam demek. 

Tiyatro sizin  için ne ifade ediyor?

Tarih boyunca tiyatro en eski sanat dallarından biri olmuştur. İnsanlık tarihine baktığımızda süreçlerin birbirine benzediğini görüyoruz. Dünyanın görmediği bir dönem yoktur herhalde. Günümüzde yaşadığımız çağı düşünecek olursak kendi açımızdan baktığımızda bilinç seviyemizi yükselterek insanı, tarihini, dünyayı ve işleyiş biçimini farkına vararak birçok karanlığın üstesinden gelebiliriz. Tiyatro ve sinema sanatı bunu yapabilmemiz için bize birçok olanak tanır. Bu vesileyle bir insana dokunmak bile o insanın dünyasını değiştirebilir çünkü değişime ihtiyacı olan biziz… Evrenin zaten müthiş bir dengesi var… Bizim onu anlamaya ihtiyacımız var sadece. Bilgiye ihtiyacımız olduğu kadar kendi içimizden gelen bilgiyi de görmeye ihtiyacımız var.

Türkiye’de tiyatronun yerini nasıl yorumlarsınız? 

Sadece tiyatro açısından değil tüm sanat alanlarını düşünerek değerlendirdiğimizde ; Tüm performansların, maddi manevi zorluklara rağmen daha da güçlenerek devam ettiğini düşünüyorum. Her şeye rağmen devam etme duygusunun ve sanatın evrensel bir gücü var ve bu; insanlara bir anda etki edebilecek bir güç. İyiliğe, anlayışa, aydınlığa, düşünce ve ifade özgürlüğüne yani özgür bir bilince her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. Bu sebeple ülkelerin, yönetme biçimlerinin sanatı yüzde yüz desteklemesi gerekir… Ama sanatın her şeyden bağımsız olarak her zaman yoluna devam edeceği gerçeğini de hepimiz biliyoruz sanırım. Bu devam edişin önüne geçemeyiz.

Oyuncunun en büyük rüyası yeni bir karakter midir, bu işin zirvesi neresi?

Bu işin bir zirvesi var mı varsa nedir bunu bilecek bir tecrübeye sahip değilim, bilmiyorum ama sezgilerim, bir zirve olmadığını zirve sandığımız yerin de üstüne birçok şey koyabileceğimizi söylüyor sanırım. Yeni karakterler yeni hikayeler her zaman heyecan vericidir ve bunun bir sonu yok.

Heyecan verici olan da şu galiba; zamanla gördüm ki, oyunculuk benim için sadece başka  bir karakter olmak demek değil, başka bir karakterde kendime ait bir hal bulmak, onda kendimle karşılaşmakmış, iki hikayenin bir araya gelip zenginleşmesi, çoğalmasıymış. Her gün kendimize ve hayata dair yeni bir şey öğreniyoruz… Dolayısıyla çalışılan karakterlerin de öyle bir akışı oluyor. 

Deneyim kazandıkça derinleşiyoruz.

Aslında var olan derinliği hissederiz ama adını koyamayız, sezgilerimiz bizi yönlendirir yol gösterir fakat edindiğimiz deneyim, o adını koyamadığımız gerçekle temas etmemizi sağlar. Ortak olarak bildiğimiz hisler vardır.

Yüzleştiğimizde, sorguladığımızda, dokunduğumuzda ve empati kurduğumuzda hatırlarız, görürüz bir anda her şey içimizden akar birbirimizle iletişime geçmeye başlarız…

Bence her yol kendine çıkar insanın…şöyle ki, birbirimizin gözünde dünyayı, tüm insanlığı, bütün canlıları ve sonra yeniden kendimizi görmez miyiz? Aslında görürüz…

Enerji olarak birbirimize etki ediyoruz dolayısıyla bir bütün olarak da tek bir yerde buluşmamız mümkün, evrensel bilinç dediğimiz yerde… Bu da bizim nefes aldığımız bu gezegende birbirimize, doğaya, tüm canlılara ve kendimize karşı daha duyarlı, anlayışlı ve bilinçli olmamızı sağlar. Böylelikle her türlü şiddeti en aza indirebiliriz. Oyuncunun en büyük rüyasını tanımlayamasam da insanın en büyük rüyası bu olabilir. 

Son olarak şunu sormak istiyorum sizin oyuncu olmak isteyenlere önerileriniz neler? Ve Gazete Sanat okuyucuları için söylemek istediğiniz bir şey var mı? 

Eğer gerçekten oyuncu olmak istiyorsanız içinizden gelen buysa zaten olursunuz…ya da hayatınızın içerisinde bir süre tiyatroya dair bir şey yaptıysanız oyunculuk veya drama çalışmalarına katıldıysanız ne kadar iyi geldiğini görmüşsünüzdür. Meslek olarak düşünecekseniz birçok açıdan değerlendirmek gerekir. Çok teşekkürler sevgiler herkese.

Fotoğraflar: Damla Mersin


2 Yorum

  1. Özcan Özer... Özcan Özer... 21/10/2020

    Büyük laflar etmeden, doğru şeyler söylenebilir. Yalın sıcak ama zengin ipuçları taşıyor…

  2. Savas ongoren Savas ongoren 23/10/2020

    Hayat sana herdaim,güzel şeyler yaşama fırsatı ve güzel şeyler yapma,başarma,ortaya başarı dolu sanat yapısı,oyun yapısı yüksek ve zor olanları çıkarsın ki BAŞARASIN..çünkü sen hep zorları sevdin ve seçtin.
    Bundan sonraki yaşamında da her ne olursa,her nerede olursa hep yanında hep baş ucunda olacağım.Tanrım seni korusun ve yardımcın olsun..👌💞

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir