İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Berk Duygun Röportajı


Berk Duygun kimdir?

Sanatın ve müziğin farklı branşlarını bir araya getirmekten keyif alan, hatta manifesto olarak gören bir sanatseverdir diyebiliriz.

İstanbul’da doğdum. İlkokula kadar bir süre Almanya’da yaşadım. Yirmili yaşlarımda Türkiye’de üniversite birinci sınıftan sonra, önce Almanya’ya, sonra da Hollanda’ya sanat akademilerinde okumaya hak kazanarak yerleştim.

Hollanda Kraliyet Sanat Akademisi, Güzel Sanatlar bölümünden mezun olduğumdan beri sanat ve müzik üretmenin dışında, görsel ve işitsel sanatların farklı branşlarını birbirine entegre eden etkinlikler düzenliyorum.

Avrupa’da bizi temsil eden sanatçılardan birisiniz çok güzel işler yapıyorsunuz. Türkiye’de de bir şeyler yapmayı planlıyor musunuz?

Çalışmalarımı başarılı bulmanız gurur verici. Avrupa demek biraz fazla gelebilir. Henüz Batı Avrupa ülkelerinde çalışmalar yapma fırsatım oldu. 

Türkiye’de ki sanatçıları ve sanatseverleri temsil etmek konusunda Ahmet Ogut, Servet Kocyigit veya Lora Deniz kadar başarılı olduğumu düşünmüyorum. Bunlar dışında çalışmalarımın odak noktasında herhangi bir millet, ırk, dil, din veya politik görüşü barındırmamaya çalışıyorum.

Avrupa’ya geldiğimden beri Türkiye’de çalışmalar yapmaya henüz fırsatım olmadı. Kendime ait çalışmaları Türkiye’ye götürmekten ziyade, hangi milletten olursa olsun, genç sanatçı ve müzisyenlere, eserlerini ziyaretçilere sunabilecekleri bir alan sağlamak yönünde kaygılarım oldu.

Kültür ve sanat alanında çok yönlü çalışıyorsunuz neler yapıyorsunuz? Hepsi bir arada sizi yormuyor mu?

En çok vakit ayırdığım alanlar performans, heykel ve müzik prodüktörlüğü.

Son bir kaç senedir de kendi organize ettiğim kolektif çalışmalara yöneldim. Bu çalışmalar beni bir süre sonra sergi veya konser formatında, başka sanatçılardan eserlerin de sergilendiği, performanslarının gösterildiği etkinlikler haline geldi. Demek istediğim, kendimi sanatçı ve müzik prodüktörü olarak görsem de, doğal bir süreç sonrası kendimi bunların yanında küratör ve organizatörlük yaparken buldum.

Çoğu insan gibi bende günde 10-12 saat çalışıyorum. Günümün bir bölümünü görsel sanatlara, organizasyonlara ayırırken o yoğunluktan kaçabilmek ve dinlenebilmek için terapi amaçlı olarak işitsel sanatlarla uğraşıyorum. Birbirini tetikleyen, paralel ilerleyen iki farklı devinim söz konusu.

Güncel olarak ürettiğim fikirler kolektif olarak gerçekleştirilmesi mümkün çalışmalar. Bu sebeple de aktif bir yardımlaşma söz konusu.

En çok hangi alanda keyif alıyorsunuz?

Görsel ve işitsel sanatların her formundan keyif alıyorum. Bütün duyuların tetiklendiği başlı başına bir tecrübeye dönüşen sanatı, insan dünyasının bir parçası olarak değil de, insanın ve ziyaretçilerin kendilerini sanat eserlerinin bir parçası olarak görmesini sağlayabilen etkinlikler, sergiler ve konserlerin ise yeri apayrı.  

Kendinizi örnek aldığınız isimler var mı?

Jodorowski ve Les Claypool bunlardan ilk ikisi. Hollandalı çağdaş sanatçılardan Joost Conijn, elektronik müzik alanında birçok idolü müzikseverlere kazandıran Bunker Records, gelişim sürecim boyunca beni en çok etkileyen isimlerden.

Şanghay’da çok aktif şekilde çalışan Tzu Zing, 33EMYBW gibi Çin’in yeraltı kültürünü, sansüre rağmen, kendilerini riske atma pahasına seyircisine ulaştıran sayısız çağdaş sanatçı ve müzik prodüktörü. 

Aynı okuldan mezun olduğum, Hollanda’da lokal kültürü kuvvetli ve pozitif bir şekilde etkileyen Siem Stiib, Sydney Rahumtoola, Nargis Muhammedi, Woody, Torus, HEF Collective.

Gelecek projelerinizden bahseder misiniz?

İlk olarak Nisan’da Erkan Duygun ve Jurnal’ın da inisiyatifiyle kurucusu olduğum, Royal Surf Club ve Carlos Eperon’un kurduğu, benim ise partnerliğini yaptığım, Every Day is Friday’ ın organizasyonluğunda İstanbul’da sanat ve müzikseverlerle buluşacağız.

Hollanda’da yaşayan, üç farklı etnik kökenden üç DJ ile Türkiye’den de üç DJ ve grubun yer alacağı etkinliğe Kadiköy Karga Bar ev sahipliği yapacak.

Amacımız yakın gelecekte İstanbul’da üretilen sanatı ve müziği Hollanda’da insanlarla buluşturmak. Bize bu konuda yardımcı olabilecek insanlarla tanışmak. 

Yine Nisan’da Rotterdam’ın en merkezi klisesinde, farklı kültürlerden sanatçılar ve dj’lerin katılacağı bir festival organize ediyoruz. Mayıs ayında ise; Amsterdam’da sanatseverlerle buluşacak olan This Art Fair adlı sanat fuarının özel daveti üzerine dünyada henüz hiç denenmemiş bir proje üzerinde çalışacağım. Malesef projelerin detaylarından Mayıs’a kadar bahsedemiyorum.

Eklemek İstedikleriniz?

Paylaştığım bilgilerin, özellikle sanatla ilgilenen ve bunu ileride mesleğine taşımak isteyenlere, akademilere hazırlanan gençlere yardımcı olmasını umuyorum.

Her ne kadar başlarda hayatınızı bu işe adayıp, mesleğiniz haline getirmek gerçek dışı gelse de, çevremden de gözlemlediğim kadarıyla yoğun ve etkin bir çalışma, umut ve yüksek motivasyon çoğunlukla karşılığını veriyor. Hiçbir sebebe ihtiyacınız yok, sadece üretin, üretmeye devam edin.

Röportaj: Selen Filiz


Bir yorum

  1. Giray Duygun Giray Duygun 24/02/2020

    Muhteşem bir roportaj,tebrik ederim. Kuzenim Berk başarıların hep daim olsun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir