İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Bir Freski Herkesin Bildiği Bir Dilde Kim Okuyabilir?


Yazan: Ece Zeren Aydınoğlu

Sanat bazen anlaşılmaz, bazen gerçeklikten uzak gelir insana… Sanatçının anlattığını ya hiç bilemez izleyici, kendi bulmak zorundadır yolunu ya da sanatçı öyle bir karmaşaya sokar ki onu gözler bakarken isyan eder, bilmek istemediğini hatırlatır insana! Her eser düşündürür, amacı hiç bir zaman bu olmasa da ve hepimiz belki de bir anlam ararız gördüğümüz her nesnenin arkasında.

Dünden bugüne bütün eserlerde bir şeyler aradı belki de sanatçı ya da bulduğunu gösterdi izleyicisine, onu okumak izleyicinin bilinciyle alakalı olmasa bile…

Rönesans’ın en bilinen eserlerinden Atina Okulu örneğin. Bilimle felsefenin birlikteliğini ilk defa gösterendir belki de seyircisine. O kalabalık freskin Vatikan Sarayı’nın duvarlarından birinde olması, Michelangelo ile rekabetin ya da ona duyulan hayranlıkla hedeflenen bir çağ başlangıcının resmi diyebilir miyiz ne dersiniz? Raffaello Sanzio’nun şaheseri, dönemin düşünürlerini ve bilim insanlarını bir arada gösteren ve hatta o zamana göre içinde cesur dokunuşlar bulunduran bu eser, bugün herkes tarafından hikayesi bilinen ve her yerde okutulan bir başyapıt. 

Hangi Cüret?

Eserdeki tek kadın Hypathia! Sanat, bilim ve felsefede kadının yerini anlatırken, onsuz olmayacağının iması gibi bakar seyircisine bembeyaz kıyafeti, uzun saçlarıyla ilk kadın matematikçi, filozof ve astronom. O dönemde bunu yapmak cesaret örneği olsa gerek. Bir diğer örnek ise eserin ressamının kendi yüzünü taşıyor olması. Her ne kadar o zamanlar bu tarz dokunuşlara alışkın olunsa da böylesi bir düşünce topluluğun içinde sanatçının gözlerimizin içine bakarak orada bulunması bir anlamda sanatın da bilimden ve felsefeden ayrı tutulamayacağının ilk göstergelerindendir. 

Hypathia

Hayranlık ve son ekleme

Aynı dönemde Michelangelo’nun Sistin Şapeli tavanı üstünde çalışıyor olması belki bir tesadüf belki de değil ama Rafaello’nun Michelangelo’ya hayran kalmasının bir hikayesi de burada yatar. Şapelin tavan fresklerinin bir kısmı tamamlandığında gösteri amaçlı açılması onu görmeye giden Rafaello’nun Michelangelo’ya hayran kaldıktan sonra, aslında tamamlamış olduğu Atina Okulu’na onu eklemesiyle sonlanır. Sonradan eklenen Heraklit aslında Michelangelo’nun görüntüsünde hayat bulmuştur.

O zamana kadar hiç fresk deneyimi olmayan Rafaello’nun eserine bütün olarak bakıldığında; ustaca kullanılan perspektif ögeleri resmin gerçekliğe ne kadar yakın olduğunu anlatıyor adeta. Merdivenler, ön plandaki geometrik desen ve birbirini takip eden üç kemer teleskop etkisiyle izleyicinin gözünü tam ortaya çekiyor. 

Belki de baş karakterlere…

Platon ve öğrencisi Aristoteles, biri göğü işaret ederek idealizme vurgu yaparken diğeri yeri işaret eder realizme odaklanarak. (Platon’a göre çevremizde gördüğümüz her şey sonsuz ve değişmez bir gerçekliğin yansımasıdır. Aristoteles’e göre ise gerçeklik görüp dokunabildiğimiz şeylerdir. Yani, bilginin tüm kaynağı yeryüzündedir.) Bu zıtlık da aslında bir yandan bize freskteki hakikati gösterir. Arayış ve tartışmayı, bir kitap gibi belki de tüm karakterlerin düşüncelerini tek vuruşta anlatır.

Platon ve Aristoteles

Elindeki defter ve karşısındaki tabloda yer alan müzik ve matematik sembolleriyle bir yanda Pisagor dururken diğer yanda kendi felsefesini anlatır Sokrates. Diyojen merdivenlerde yalnız başına oturur İskender’e söylediği gibi izleyicisine de “Gölge etme başka ihsan istemem” dercesine. Ve Öklit ve Zerdüşt, Protogenes, Apelles, İskender ve Epicurus ve İbni Rüşd. Herkes orada tüm bildikleriyle ve görkemleriyle bir gerçekliği yüzümüze çarparcasına… Freskte yer alan tüm isimleri saymadım elbette çünkü bu eseri okuyan ve hikayesini anlatan çok donanımlı metinler var bulabileceğimiz. Benim amacım bu hareketin cesur bir başlangıç olduğunu ve bazı şeylerin birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini hatırlatmak kendimce, naçizane.

Bir eserin sürdürülebilirliği bu şekilde kanıtlanır belki de. Ona dair kesin yargılardan uzak olsak da varacağımız en belirgin nokta özgün ve başarılı tekniği ile bir fikrin nasıl bu denli başarılı bir şekilde hayat bulacağını bize gösteriyor olması.

Raffaello Sanzio

Sanat tarihçileri bu eserin okumasını yaparken ve onu tartışırken nasıl bir heyecan yaşıyorlar tahmin bile edemesem de dünyanın en bilinen eserlerinden ‘Atina Okulu’ her haliyle bana mükemmel gelmiştir hep. Klasik Yunan’dan esintilerin olduğu, bilim ve felsefeye vurgu yaparken en tepedeki pencerelerle “baba, oğul, kutsal ruh” üçlemesine yer verilmesi. Ressamının gerçek düşüncesini asla öğrenemeyeceğimiz bir eserde bilimi mi dini mi felsefeyi mi sanatı mı politikayı mı ayırmalıyız? Her kim 1500’lerden bize kalan bu eseri okursa hem fikir olacağı tek nokta belki de bize yaşadığımız hayattaki sonsuz ve iç içe geçmiş bir döngüyü anlattığıdır. Bana kalırsa Atina Okulu, o günden bugüne eskimeyen ve giderek gelişen fikirlerin ve öğretilerin bir zincir gibi parça parçayken bütüne doğru sıkı sıkıya bağlı hareket eden gerçekliğinin göstergesidir.

Ece Zeren Aydınoğlu

2 Yorum

  1. Zerrin Aydınoğlu Zerrin Aydınoğlu 03/05/2020

    Harika bilgiler teşekkürler.

  2. Efe Ersoy Efe Ersoy 04/05/2020

    Aristotelesin Realist değil Rasyonanlist olarak adlandırılması da doğru olabilir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir