İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Bir Kabir Önünde: Kleist


Berlin yakınlarında, Wansee gölünün dibinde, kuytuda bir mezar Kleist’ınki. Mezarlıkta değil, özel aramadıkça bulunması zor bir yerde. İki kişilik bir mezar: Sevgilisini öldürüp, sonra intihar ettiği yerde yatıyor, birlikte öldükleri sevgiliyle mezarda bile ayrılmadan. Kleist ve sevgilisi bu küçük koruya intihar etmek amacıyla gelmiş, Kleist ilk olarak sevgilisinin ağzına soktuğu tabancayı ateşlemiş, onun öldüğüne emin olduktan sonra kendi kalbine bir kurşun sıkmıştır.

Kleist’ın karamsarlığı Kafka’nın habercisi midir, Demir Özlü’nün dediği gibi, bilmem. Bildiğim, bu karamsarlığın son anda bile duygusal zekâsını köreltmediğidir. Kleist önce yaşam arkadaşını, sonra kendisini öldürmüştür. O kısacık anda bile öldürme eylemini, vicdanı, kim bilir belki yas duygusunu sevgilisine yaşatmamak gibi bir sorumluluğu üstlenebilmiştir.

Kleist eylemini zihin açıklığıyla gerçekleştirmiştir. Herhalde kaçınılmaz olan sonuna doğru ilerlerken, karamsarlıktan çok huzursuzluğu yola çıkarmıştır Kleist’ı. Şair, içindeki gerçeklik ile dünya gerçekliği arasındaki uyumsuzluk, belki de geçirimsizlik yüzünden huzursuzdur.

Tıpkı mezarı gibi: Kendi içinde huzurlu bir adacık, nedir, birkaç metre ötesinde dünya işlerine dalmış olanların meskenleri, az ileride sağlıklı yaşamak için kürek çekenlerin kulübü. Yan yana ama geçirimsiz iki dünya.

Mezar başka bir anlamda da manidar: Tek başınadır ama iki kişiliktir. Tek başınadır ama şehrin içindedir. Tek başınadır ama yine de ulaşılabilir bir yerdedir. Tek başınadır ama duvarlarla çevrilmemiştir. Nerdeyse her açıdan tek başınalığı inkâr eder bu mezar. İç ve dış arasındaki diyalektik çekişmenin taş gibi simgesidir.

Fotoğraf: Yekta Majiskül


İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir