İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Bir Resim Önünde: Demir Haddehanesi ya da Modern Tepegözler


Adolf Menzel’in 19. yüzyıldan kalma tablosu, ilk değilse bile, öncülerden biri: Fabrika, işçilerin fabrikadaki üretimi resmediliyor. Bunun, şu anda düşündüğünüzden daha büyük bir kırılma, handiyse devrim olduğunu kabul etmeli: İşçiler sanat eserinin konusu olabiliyor!

Nedir, tabloya baktığımızda odağın işçiler olmadığı hemen görülür: Işık geri kalanla orantısız biçimde, üretilen nesnenin üzerindedir. Hatta tablonun ışığı, üretilen nesneden doğar ama yayılmaz – işçiler karanlıkta kalır.

Altın rengi ışık, bu gölgeler içindeki, tekinsiz denebilecek dünyanın tek aydınlatıcısıdır. İşçiler biçimsiz, birbirlerinin içine geçmiş, bir arada ve kalabalık olmaları hariç belirgin özelliklerden yoksun varolurlar tabloda. Ancak o nesneden üzerlerine düşen ışık kadar vardırlar, nesneden uzaklaştıkça varlıkları silinir, yok olmaya yüz tutarlar.

Üretilen nesnenin güneş gibi aydınlattığı yer, fabrika, cehennem gibidir. Menzel’in doğup yetiştiği çağ ve coğrafya için, fabrika dehşet vericidir: sanat eserine konu olacak denli kabullenilmiş, giderek kanıksanmış ama hâlâ alışıldık yaşamı tahrip edebileceği hemen sezilen bir mekân.

Fakat Menzel’in tablosunda bir coşku da hissedilir. Sanki fabrikanın karşı konulamaz bir çekiciliği vardır. Menzel’in fabrikayı yaşamda yeni olanı temsil ettiği için değil, barındırdığı gizilgücün farkına vardığı için resmettiğini söylesek, çok mu niyet okumuş oluruz?

Tablonun ikinci adı Modern Tepegözler konulduysa, bunun ima ettikleri bizi niyet okumakta özgür bırakır elbette. Tepegözlerin, topraktan doğan ve güçlerini topraktan alan mitolojik yaratıklar olduklarını düşünelim. Homeros’un destanlarındaki Tepegözlerin bu tablodaki gibi metal erittiklerini ve ardından tüm mitolojilerdeki Tepegözlerin insanoğluna düşman olduklarını… Hatta hemen her zaman yamyam, insan etiyle beslenen canavarlar olduklarını. Menzel bu güçlü imgeyi tablosuna rastlantıyla seçmiş değil herhalde.

Menzel fabrikaya bakmaktan, “orada” toplumu dönüştürecek bir tohumun filizlendiğini sezmekten ve bunun resmedilecek bir görüngü olduğunu düşünmekten kendini alamamıştır. Gel gör ki, fabrikayı resmettiğinde işçileri değil, ürettikleri nesneyi merkezde tutmaktan kaçınamamıştır.

Haydi, günümüze bir çizgi çekelim: Yaşadığımız şu salgın koşullarında, denklem ölüm – kalım karşıtlığında kurulmuşken, pek çokları üretim mefhumuna baktıklarında hâlâ üreteni değil üretilen nesneyi, sadece onu görmüyor mu?


İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir