İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Bir Resim Önünde: Deniz Kıyısında Keşiş


Caspar David Friedrich’in tablosunda ne görüyoruz: Doğanın sonsuzluğu önünde nokta kadar kalmış bir insan, tablonun adından öğrendiğimize göre bir keşiş. Karşısında beliren sonsuz doğa, nerdeyse bütün bir evren. Orada durup bakanın, kendisine sormak zorunda kalacağı soru şudur: Bu yücelik karşısında ne iktidarım olabilir, hatta daha zoru, doğa içinde benim taşıdığım bir anlam var mı?

Soru sormak, hele senden üstün olana sormak, onunla mücadele etmeyi amaçlayan bir sorgulama mıdır, yoksa kendine özgü bir iletişim mi? Bu keşiş orada dikilir ama diklenmez; daha çok huşu içinde bakan bir mürit gibidir: doğanın müridi.

Yine de tereddüt olacaktır: Saygı duymak zorunda kaldığımız bu doğa, doğal mıdır? O renkler var mıdır, o bulutların duruşu ya da o sahil, hele deniz, karşımıza çıkarılan bu bütünlük doğa mıdır gerçekten?

Firedrich’in hiçbir tablosunda gerçeği resmetmek niyeti yoktur zaten, fotoğraf objektifine uzaktır onun bakışı: Gördüğünü değil hissettiğini resmeder.

Hissetme demişken, bu tabloda korku yoktur örneğin; ölçüsüzce büyük, azametli doğa karşısında diz çökme de yoktur – doğa emretmez, keşiş de madun değildir. Belki bir vecd halidir tanık olduğumuz, doğanın ne dediğini anlamaya çalışan bir insandır. Hissetme buradadır işte: Doğanın dile gelmesine inanmak, ancak hissiyatla mümkündür.

Tabloya akılla bakmak mı? Öyleyse önce ışığı bilmek zorunludur: Günün hangi saatidir tanık olduğumuz? Keşişin kıyıda durduğu saat, sabah mı akşam mı, bu bile akli yorumu değiştirecektir.

Oysa saate vurulamayacak denli durgundur tablodaki doğa. Durgun ama hareketsiz değil. O bulutlar donmuş olabilir mi, denizin kıpırtısı elle tutulacak gibi üstelik. Doğa kendi zamanını sürdürmektedir, kadrandan okunamayan bir zamanı: Akılla hesaba vurulamayan bir zaman algısıdır bu – elektronik postanın kaç milisaniyede gittiğini hesaplayacak denli hız âşığı olmuş kuşağımız için, aklın sınırları dışında kalan bir zaman tabii.

Tablolara ad koymak hayal gücünü kısıtlayan bir iş. Orada okuduğumuz ad, bizi belli bir düzende düşünmeye yöneltiyor. Akıl yürütmek zorunda kalıyoruz. Oysa ressam Friedrich aklın mutlaklaştırılmasının en büyük muhaliflerindendi: Salt akılla övünenin, resimdeki keşiş denen o leke kadar hükmü olur!


İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir