İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Bir Resim Önünde: Uzun Meşe Ağaçlarıyla Tepelik Manzara


Jacob van Ruisdael’in tablosundaki manzara bildik aslında: Sol yanda tabloya adını veren dev meşeler, ufka doğru yükselen tepeler, gökte yakında boşanacak yağmurun habercisi bulutlar, elbette gökyüzüne serpiştirilmiş birkaç kuş… Büyüklerine bir şeyler çizme emrivakisine maruz kalmış çocuk ya da Bob Ross’un cevvalliğine özenen bir heveskâr da, yetenek hanesini nasıl doldurduğu bir kenara bırakılırsa, manzara tablosuna tam da bu figürleri yerleştirir.

Gerçi Ruisdael’in de Bob Ross’a benzer bir yanı vardır: Sayıları binlerle ölçülen tablo yapmış, çağının koşullarında nerdeyse seri üretim bandı kurmuştur. Hiç gitmediği yerleri, görmediği manzaraları resmeden, seyyah dostlarından dinlediklerine yaslanarak yüzlerce Norveç şelalesi tablosunu ardı ardına yapan bir ressamdan konuşuyoruz sonuçta.

Ama tam bu nedenle, Ruisdael’in tabloları bir dönemin zihniyetini başyapıt dediklerimize kıyasla daha belirgin yansıtmaktadır. Örneğin, ancak dikkatle baktığımızda fark ettiğimiz çobanlar: sağ ve sol alt köşelere yerleştirilen çobanlar, manzaranın boyutlarını ölçekleyebileceğimiz perspektifi sağlar. Ama aralarında bir de içi boşalmış ağaç kalıntısı yerleştirilmiştir. Çünkü Ruisdael ve yaşadığı çağın insanları, doğanın canlılık denli ölümü de içerdiğini bilir.

Ya da tepelerin eteğinde görünen, bacaları tüten, yuva oldukları vurgulanan evler. Huzur ve sükûnetin simgesi olarak görürüz evleri ama hemen üstlerinde, belli belirsiz bir keçiyolunu tırmanan insanlar da seçilir tabloda. İnsanoğluna o dingin yaşam yetmez, deyim yerindeyse fethedecek zirve arar kendine, isterse sadece merakını tatmin gibi masum bir gerekçe olsun.

Dönelim çobanlara: Onlar da tüm uyuşuk görünümlerine karşın hayvanları denetim altında tutmaz mı? Ruisdael, insanın doğayı yavaş yavaş hâkimiyet altına aldığını bilir ve bunu “doğal” bir durum olarak sunar bize.

Bu tablonun 17. yüzyılda resmedildiğini unutmayalım. Zaman Aydınlanma Çağının eşiğinde, artık insan ve doğa birbirlerine karşıttır. İnsanın doğayı kendi haline bırakmaması, ona hükmetmesi ve kendi geleceği adına doğayı kullanması, aksi iddia edilemez bir doğru olarak kabul görmektedir. Ruisdael belki farkında değildi ama insanoğlunun ilk sömürgesi doğadır – hâlâ özgürlüğünü kazanamadan kalan tek sömürge.

Yazan: Yekta Majiskül


İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir