İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Bir Resmin Önünde: William Hogarth’dan Evlilik Sabahı

William Hogarth, 19. yüzyılda yaşamış bir İngiliz ressam. Gördüğünüz tablo gibi “eğitici” tablolarıyla nam salmış – çağının “kamu spotu” bu tablolar. Evlendikleri gecenin sabahında gördüğümüz bu çiftle sınırlı değil, Hogarth’ın çoğu tablosu döneminin baskın ahlak anlayışına aykırı düşenleri gülünçleştirerek sunmak üzere yapılmıştır.

Arkada görünen salon, ailenin kökenlerini, bir zamanlar sahip olduğu zenginliği işaret eder: yüksek tavan, irili ufaklı tablolar… Nedir, orada eli kafasında, esneyip duran uşak da evin bugünkü halinin işaretidir: kendisi başkalarının hizmetine muhtaç bir uşak gördüğümüz. Tablodaki evin her bir yanında görünen dehşetli dağınıklığı toplamaktan aciz biri – dikkatle bakıldığında, kendi çoraplarını toplamaktan bile aciz olduğu anlaşılacaktır.

Evin sahibi aile elbette üst sınıftan – size bir kanıt daha: yere öylesine atılmış tören kılıcını her önüne gelen takabilir mi? O kılıç yere savrulduğuna, demek sahibinin gözünde değerini yitirdiğine göre, yeni edinilmemiş. Ailenin üst sınıfa aidiyeti birkaç kuşaktır sürmekte. Ne yazık ki, galiba bu tatlı hayat uzun sürmeyecek.

Tablonun en sağında, çaresizlik içinde bir kâhya görüyoruz. Cebinde hesap defterleri, koltuğunun altında pusulalar, elinde senetler ama hepsinden dikkat çekici olan yüzündeki ifade: Yaradan’a şikâyet halinde! Sağ el havaya kalkmış, olup bitenlerde benim suçum yok diyen bir tanıklık bu, elbette Tanrı katında. Neden derseniz, tabloda görünen bu evde onu anlayacak bir insanoğlu yok.

Bir de kulağının arkasındaki kalem: İşbilir bir adam kâhya, her göreve, hemen bir şeyler yazıp çizmeye amade. Elindeki senetleri ödeyip iptal etmeye dünden hazır ama ne yapsın – sırtını dönmüş çaresizce gidiyor, nerdeyse kaçarcasına.

Kâhyanın ayakları dibinde devrilmiş bir sandalye, kapağı açık bir keman kutusu ve fersude nota defterleri var. Anlaşılan evde yaşayanlar bir heves başladıkları işi yarıda bırakıyor, üstelik eşyayı sağa sola dağıtmakta hiçbir sakınca görmüyorlar. Dağınıklık evin her yanına sirayet etmiş. Sadece evin bütçesinde değil, her yanda düzenden uzak yaşanıyor.

Düzensizliği, hatta aşikâr kafa karışıklığını şömine üzerindeki nesnelere bakınca hemen anlıyoruz. Duvarda bir melek tablosu asılı ama ayrıntılarını seçmek ne mümkün; hemen önündeki büst tabloyu perdeliyor. Ama büstü de, renginin farklı oluşuna karşın, tam algılamak olanaksız, çünkü sağı solu biblolarla doldurulmuş.

Bu her boyutta nesnenin serpiştirilme havasında yerleştirilmesi, aslında hiçbirine gerçekten değer verilmediğinin kanıtı. Yetmezmiş gibi, klasik Batı sanatı örneği bir tablo önünde, otururken tasvir edilmiş Doğu heykelcikleri, birbirlerine pek yaraşmışlar doğrusu!

Müreffeh çiftimiz de pek âlem: Kadın keyifli, yüzünde kedicil bir ifadeyle geriniyor. Dağınıklık elbette onda da var, yerdeki yarıda bırakılıp atılmış kitaptan belli.

Nedir, Hogarth’ın bu tabloyu resmettiği çağda sorumluluk sahibi olması beklenen kişi erkek, bu dağınıklığa çekidüzen vermeli ama onun da görünümü felaket: Yüzünde dirayetten yoksun, tembel, giderek umutsuz bir ifadeyle oturuyor. Oturuyor mu dedim, kendini sandalyeye bırakmış demeliydim. Eller ceplerde, belli ki az önce kâhyanın hesap pusulasını ödemek için para aradığı ceplerinden çıkarmaya üşendiği eller. Ayaklar, böyle bir evin çağrıştırdığı görgüye çok aykırı biçimde ileri uzatılmış. Hal tavır öyle bozuk ki, kafayla birlikte beden de gönyesinden kaymış.

Bir süs köpeği merakla, ceket cebinden taşmış bir şey inceliyor. Sizce, köpeğin çekiştirdiğinin ne olduğunu merak etmeli miyiz?

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir