İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Bir sanat eseri önünde: Marcel Duchamps’dan Çeşme


1917’de ABD’de avangartların düzenlediği bir sergiye, Fransız sanatçı Marcel Duchamp, yukarıda gördüğünüz eserle katıldı: Bildiğiniz pisuarı ters çevirip R. Mutt adıyla imzaladı ve 1917 tarihini attı – eserinin adını da Çeşme koydu. Tahmin edeceğiniz gibi, kızılca kıyamet koptu. Çeşme, dedikodu dense de, büyük olasılıkla, gördükleri “şeyden” iğrenen sergi yöneticilerince parçalandı.

Sanatta öncü olduklarını iddia eden sergi yöneticilerinin kestiremedikleri sonuç şu oldu: Günümüzde, sayısız taklidin yanında, eseri kendisi yeniden yapsın yapmasın, Duchamp’ın onayladığı 15 Çeşme “yeniden üretimi” saygın koleksiyonlarda saklanmaktadır. Nasıl olsa bir pisuar ve siyah boya bulan herkes, Çeşme’yi yeniden üretebilir.

Duchamp, Çeşme’yi yapar ve sunarken, sanat tarihinde ciddi bir kırılmaya yol açmıştı. Herhalde bunu hesaplayıp yapmıştı – satrancı sanattan daha çok seven, hatta önemseyen biriydi, zaten 1923’te sanat yapıtları üretmeyi bırakıp kendini tamamen satranca vermişti. Demem o ki, ince ayrıntılarına dek hesap yapan bir adamdı.

Duchamp ünlü besteci John Cage ile satranç masasında

Duchamp’ın estetik muhalefetinin ana iddiası şuydu: Hangi nesnenin sanat eseri olup olamayacağına sanatçı karar verir – eleştirmen değil, kamuoyu hiç değil. Kullanılan nesne, nesneyi işlerken oluşturulan maddi koşullar değil, sanat hepsinden önce, belki sadece fikirden ibarettir. Nasıl boya ya da tuvali sanat eseri için araç olarak sayıyorsak, pisuar da bir araçtır. Duchamp çok kesin konuşmuştu: “Ben, pisuara sanat eseri diyorsam, o bir sanat eseridir!”

Bu iddia bir yandan sanat eserinin yüceltilmesini reddediyordu: nesneyi gündelik işlevinden soyutlamak, bağlamından kurtarmak ve ona yeni bir anlam yüklemek, nihayet bir ad vermek – sanat eseri böyle üretilebilirdi. Duchamp’ın “hazır-nesne” denen sanat eserleri böyle belirdi. Beri yandan, hiçbir özelliği olmayan nesnenin sadece sanatçının dokunuşuyla sanat eserine dönüşmesi, reddedilir gibi görülen yüceltmenin şahikasıydı: Sanatçı, değil elinin dokunduğu, zihninde kurguladığı her şeyi sanat eseri kılan bir şamandı artık.

Duchamp hazır-nesneleriyle

Çeşme ve yeniden üretimleri, sanat piyasasına kökten darbeler indirdi. Yeniden yapım ve taklit işleri, bir daha eskisi denli önemli olamadı. Eleştirmenler de şu zorlu soru çiftiyle yüzleştiler: Nesne ve sanatın birbirlerine dönüşebilirliğinin sınırı var mı, varsa nerede başlayıp biter?

Unutmadan, bir de Mona Lisa çalışması var Duchamp’ın: sıradan bir kartpostala kalemle uygulama – ilkokul çocuğunun gazetedeki suratlara bıyık çizmesi misali. Evet, burada da bir saldırı vardı ama ne Mona Lisa’ya ne da Vinci’ye; tek saldırı, sanat eserine sınırsız saygı yüzünden eleştirel bakışını yitiren sanatsevereydi.

Duchamp, bu anlamda Benjamin’in sanat üzerine düşüncelerinin uygulamalı karşılığıdır. Müze kitaplarından tabloları incelemek, tiyatro oyunlarını TV’den, üstelik belki yıllar önceki bir kayıttan izlemekle, Çeşme’nin diyelim yüz bininci yeniden üretimine bakmak arasında, bizim açımızdan uzun boylu fark yoktur. Teknik, sanat eserini bizim için yeniden üretip ayağımıza getirmiş ve onun uhrevi boyutunu parçalamıştır.


İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir