İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Bugün doğmuştu: Giacomo Leopardi


İtalyan şair Giacomo Leopardi, 1798’de bugün doğmuştu. Leopardi için İtalyanlar bile ikircikli durur: Çoğunluk onun İtalyan romantizminin gururu olarak görür; bu çoğunluğun içinde hiç azımsanmayacak sayıda kişi, onu gören karakedilerin kem talihten kaçmak için yol değiştirdiğini söyler. Sanki dünyanın tüm uğursuzluğunu üzerinde toplamış, som acıdan ibaretmiş gibidir.

Fakat acısında hiçbir rol yoktur – biraz haksızlık etmeyi göze alırsam, diyelim Lord Byron gibi, yaşam karşısındaki çaresizliğini gözümüze sokmaz. Üstelik yaşamına göz ucuyla bile bakıldığında, acısının kaynaklarını görmek kolaydır.

Recanati gibi, tarihin hiçbir anında taşra olmaktan kurtulamamış bir kasabada büyümüştür. Leopardi sülalesi soyluydu, evet ama aynı zamanda iflasın eşiğinde dolanacak denli yoksuldu da. Ailenin konağına kapatıldı – hatta hapsedildiğini söylemek hiç abartı olmaz. Çevresinde insan yoktu. Ana babası onu Aydınlanma çağının uğursuz düşüncelerinden uzak tutuklarını iddia ediyorlardı ama asıl neden, Leopardi’nin okul masraflarından tasarruf etmekti.

Babası ve konağa gelip giden papazlardan biraz öğrenim gördükten sonra, onu konağın devasa kütüphanesine bıraktılar. Harika bir kütüphanede, güncel olan ne varsa hepsinden yalıtılmış halde okumaya koyuldu. Ama ne okumak: Ölü Avrupa dilleri dâhil, pek çok dili kendi başına söktü. Yaşıtları iki heceyi yan yana getiremezken, Antik klasikleri özgün dillerinden okuyordu.

Kitaplardan, bilgiden ibaret dünyasından bir kere kaçmaya yeltendi, başaramadı. Konağına utanç verici bir ricat yaşadı. Ancak 21 yaşına geldiğinde, o da koşullu olarak, ıssız kütüphanesinden çıkmasına izin verildi. Ama kendi başına ayakta durmaktan aciz bir düşkün olarak: Gözleri nerdeyse kördü, bir iddiaya göre sinir hastalığı diğer iddiaya göre duruş bozukluğu nedeniyle belkemiğinde eğrilik oluşmuştu – üstelik henüz 21 yaşındaydı!

Geri kalan ömrünü yatalaklığın eşiğinde, arkadaş evlerinde geçirdi. Kütüphanesinde başladığı yazmayı hiç bırakmadı: Şair olarak tanınsa da, hatırı sayılır bir felsefeci ve kültür tarihçisi olarak da yazmıştı. Cicero’nun toplu eserlerini hazırlayan ilk editör, Leopardi’dir. Şiirinde konuşur gibidir, dilin kendi müziğini kullanır, başka süs katmaz şiirine. Nedir, bu müzikalite tam ters bir etki yapar: Leopardi’nin acılarını kesifleştirerek okuyucunun yüzüne vurur. Kendi perişan gövdesini, felsefenin başat konularından erdem üzerine yazarken yüzümüze çarpar: “parıldamıyor erdem çirkin bedende” der.

Dünya karanlıktır onun gözünde; okumak bu karanlığı azaltmamış, aksine pekiştirmiştir. Antal Szerb, “İnsanın karanlığı böyle açık görmesi için aydınlık Latin soyundan gelmesi gerekir,” derken, Leopardi’nin kültürel köklerine bağlılığını işaret eder.

Ailesinin çabası boşa gitmiş, Leopardi başta Rousseau olmak üzere, Aydınlanma felsefesini derinliğine incelemiştir. Bir yanıyla Rousseau’nun “soylu vahşi” imgesinden etkilenmiştir: Uygarlığın mikropların en kötüsü olduğunu iddia eder; varsa yoksa doğadır önemli olan. Gel gör ki, hemen Rousseau’dan ayrılır: Çünkü doğanın insanın mutluluğu diye bir derdi olmadığını söyler. Sakatlanmış yaşamı yine kendini belli etmektedir: İktisadi ilerleme düşüncesi insan soyunu bozar der ama kendisi o insan soyu tarafından önce eve hapsedilip sonra sokağa atılan kedi yavrusudur!

Leopardi 39 yaşında, “misafir” olarak ağırlandığı bir arkadaş evinde ölmüştür.


İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir