İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Bugün Doğmuştu: Gunter Grass


Grass 1927’de bugün doğmuştu. Yaşamöyküsünde başat rol oynayan çelişkiler, doğum yerinde bile kendisini gösterecekti: Üzerine yazılanların çoğunda doğum yeri olarak Polonya yazar. Oysa Grass, Almanya’da dünyaya gelmişti, doğduğu şehrin adı Danzig’di. Almanya’nın 2. Dünya Savaşını kaybetmesi, Danzig’in Polonya topraklarına katılmasına ve adının Gdansk olarak değiştirilmesine yol açmıştı.

Grass ve daha pek çok Alman, bu bağlamda, bizim Rumeli Türklerinin yazgısını paylaştı, günümüz Almanya’sında muhacir oldu. Grass, ünlü Danzig Üçlemesi romanlarında, doğduğu şehre saygısını göstermiş, hiç olmazsa eski adının yaşamasını sağlamıştır.

17 yaşında SS birliklerine gönüllü katıldı. Hava kuvvetlerine ya da denizaltı tayfaları arasına girmek istemişti ama yaşı elvermedi. Topçu sınıfına ayrıldı, 2. Dünya Savaşı’nda savaştı. Savaş sırasında esir düştü, savaş esirliği yaşamını da deneyimledi. Grass, yaşamının bu dönemini uzun yıllar boyunca sakladı, ancak 2006’daki anılarında, o da ima yoluyla açıkladı.

Grass’ın bir çelişkisi de budur: Sanatçı kimliğiyle özgürlükten, hoşgörüden, çokkültürlülükten yana kavgalar vermiştir ama gençliğinde elinde silah cepheye gönüllü koşan bir Nazi’dir. Yaşlılık çağında “kara leke” olarak nitelediği geçmişi bilinse, Grass’a 1999 Nobel Edebiyat Ödülü verilir miydi, asla bilemeyeceğiz ama herhalde verileceği kuşkuludur.

Böyle bir geçmişe sahip olunca, kendisini “yaşama sevincine sahip bir kötümser” olarak nitelemesi daha iyi anlaşılır. 

Savaş sonrası, Düsseldorf ve Berlin’de sanat öğrenimi görür, akademi mezunu bir heykeltıraştır. Yazarlığının biraz gölgesinde kalmıştır ama plastik sanatlardaki hüneri kaleminden aşağı kalmaz. Pek çok kitap kapağını kendisi çizip tasarlamış, ülkemiz dâhil resim sergileri açmış, albümler yayınlamıştır. Ressamlığı konusunda fikir edinmek isteyen, Jose Saramago’nun Mızraklar, Mızraklar, Tüfekler, Tüfekler kitabı için çizdiği desenlere bakabilir.

Sürekli kalem kavgası içinde kalan yazar kimliği en güzel şöyle açımlanabilir: Almanya için, “İnsanları kabuk tutmuş yaraları yalamaktan yorulmayan ülke” derdi, kendisi o yaraları durmaksızın kaşıdı. Örnekse, Almanya’nın iki ülkeye bölündüğü dönemde, birleşme konusunu inatla gündemde tutan azınlığın sözcüsüydü.

Yazdıkları da bu zor kimliğin yansımasıdır: En ünlü romanı Teneke Trampet’in ana kahramanı Oskar Matzerath’ın büyümeyi reddeden bir çocuk mu, yoksa bir cüce mi olduğu hâlâ tam anlaşılabilmiş değildir! Roman üzerine yazılan yorumlarda her ikisini de göreceksiniz, kendiniz okuyup karar vermedikçe doğrusunu bulamayacaksınız. Tıpkı, yazdıklarını okumadıkça Grass hakkında doğru kararı veremeyeceğiniz gibi.


İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir