İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Bugün ölmüştü: Caravaggio


İtalyan ressam Caravaggio 1610’da bugün, henüz 39 yaşındayken ölmüştü. Gerçek adı Michelangelo Merisi’ydi. Doğum yeri olan, Milano ile Bergamo arasındaki küçük kasabanın adını müstear ad olarak kullandı. Yeteneği anlaşılınca, çocuk yaşta kıdemli bir ressamın yanına çırak verildi. O çağın sanat eğitimi böyle başlıyordu: Önce bir kıdemlinin yanında çıraklık, sonra görgü eğitimi: ilerleme olasılığı görülürse büyük şehirlerde eski ustaların eserlerini inceleme ve kopyalama. Ancak bu aşamadan sonra, sanatçı kendini kanıtladığında resimleri kabul görüyordu.

Caravaggio da bu eğitim sürecinden geçti ama kendinden öncekileri yansılamak yerine, çabuk tarafından bambaşka resimler yapmaya girişti. Kardinal del Monte’nin hamiliğinde resim yapacağı Roma’ya yerleşmişti. Tabii ki büyük siparişlerini kiliselerden almaya başladı. Nedir, ilk sorunu da kilise yönetimiyle yaşayacaktı.

Konusunu İncil’deki mesellerden alan tabloları, teslim alınması reddedilecek kadar tepki görmüştü. Çünkü çağın geçerli din anlayışına uzak kompozisyonlar tasarlıyordu. Tabloları karanlık, sert, hatta saygısız ve çirkin bulunmuştu. Onun tablolarındaki azizler uhrevi olmak geri dursun, sokak serserisine benziyordu.

Nasıl benzemesin: Caravaggio modellerini sokak serserileri arasından seçiyordu! Onun tablolarındaki tüm saygın kişilerin gövdeleri, aslında sarhoş ve kumarbazlardı. Üstelik dönemin çalışma yöntemlerini de yadsımıştı. Ne eskiz hazırlıyor, ne karakalem çalışıyordu. Tuval üzerine doğrudan yağlıboya uygulayarak resmediyordu.

Yetmezmiş gibi, konularına yaklaşımı da alışılmadıktı. Dini meselin kıssa yönünü değil, resmettiği kişilerin kararsızlık anını öne çıkarıyordu. Örneğin onun tablosunda Aziz Matta’nın insani yanı, kararsızlığı, ikileme kapılması, ermişliğinden daha çok öne sürülüyordu. Yüzyıllar sonra sinemada kullanılacak, çerçeve içinde bir noktaya yoğunlaşan ışıkla dramatik etki yaratma yöntemi alametifarikasıydı. Işık tek bir noktadan gelip, tablodaki hikâyenin can alıcı noktasını aydınlatıyordu.

Elbette kilise bu anlatım yöntemini hiç onaylamadı. O tek noktadan gelen ışık göklerden gelse, belki sorun bu denli büyük olmayacaktı. Nedir, Caravaggio tablolarında ışık nerdeyse hep yandan vuran, dünyevi bir ışıktı.

Kilisenin reddettiği tabloları, onun varsıl yaşamasını sağlamıştı. Çelişkili ama öyle: Sanat koleksiyoncusu Vicenzo Giustiniani, tablolarının değerini sezmiş, ne kadar reddedilen çalışması varsa iyi bedeller karşılığında satın almaya koyulmuştu – günümüze gelen tablolarının bir kısmını bu koleksiyoncunun çabasına borçluyuz.

Belki yöntemleri, bir yenilik olmasa bile, hoş görülecek bir tuhaflık olarak kabul edilebilirdi. Gel gör ki, Caravaggio tablolarındaki karanlık dünyada yaşamayı seçmişti. Âlemlerden başını alamıyor, hırçın karakteri yüzünden sürekli kavgalara karışıyor, işlediği suçlar hamileri tarafından affediliyor ya da küçük cezalarla geçiştiriliyordu.

Ama su testisi su yolunda kırıldı. Günümüzün tenisine benzer bir spor karşılaşması sonunda çıkan kavgada, Caravaggio katil oldu. Huyu suyu kendisine benzer mimar Longhi ile birlik oldular, rakiplerini öldürdüler. İkisi de Roma’dan kaçtı – belki kaçmalarına göz yumuldu. Toplum, bu isyankâr sanatçıyı tükürüp içinden atmıştı.

Caravaggio’nun kaçışı Malta adasına dek uzandı. En güzel tablolarından birini Malta katedrali için yaptı. Handiyse Malta Şövalyeleri tarikatına girecekti ki, katil olduğu haberi adaya ulaştı, oradan da kaçmak zorunda kaldı. Bir süre Sicilya’da yaşadı, Siracuza’da harika bir tablo yaptı.

Derken Papa tarafından affedileceği haberini aldı. Bundan sonrası, yaşamına yaraşır bir hikâyedir: önce bir meyhane kavgasına karışıp ciddi biçimde yaralandı, sonra Roma’ya gidecek gemiyi kaçırdı, nihayet kapıldığı bedensel ve ruhsal çöküntü sonucunda bir gecede ölüverdi.

Rönesans felsefesinin tersine düşünen ve yaşayan, sanata zekâ yoluyla yaklaşmayı reddeden bir asinin ölümü, ancak böyle olabilirdi.


İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir