İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Bugün Ölmüştü: Robert Walser

Alman dilinin kendine özgü yazarı Robert Walser, 1956’da bugün yaşamını kaybetmişti. Günümüzde Kleist ve Kafka arasındaki halka olarak nitelenip yere göğe sığdırılamıyor ama yaşadığı dönemde, kısa bir şöhret aralığı hariç, unutulmuş bir yazardı.

İsviçre’de Fransızca ve Almancanın ortak konuşulduğu bir bölgede doğmuştu. Ailesinde hem sanatçılar hem de başta annesi olmak üzere ruhsal rahatsızlıklardan şikâyetçi olanlar vardı. Eskilerin deyimiyle “kâtip” olmak üzere eğitim gördü ama okulla arası hoş olmayanlar sınıfındandı. Maişet motorunu döndürmek için kâtipliğin yanı sıra “mucit çıraklığı”, asilzade şatosunda uşaklık gibi mesleklerde çalıştı – uşaklık yapmadan önce bu mesleğin okuluna gidip ciddi bir öğrenim gördüğünü ekleyelim.

Tiyatro oyunculuğuna heves etti, çünkü epeyi çok sayıdaki ağabeylerinden biri tanınmış bir ressam ve sahne tasarımcısıydı. Nedir, bu hayali kısa sürdü, yazarlıkta karar kıldı. Yürümeye düşkünlüğü o yıllarda bile belirgindi: İşsiz kaldığında Stuttgart’tan Zürih’e yürüyerek dönmüştü. İki şehir arasındaki mesafeyi haritadan ölçün, Walser’in ne kadar sıra dışı bir yaya olduğunu anlarsınız. Walser yürürken yazma alışkanlığını da büyük olasılıkla o yıllarda kazandı.

Berlin’de, sanatçı ağabeyinin yanında kaldığı birkaç yıllık dönemde saygın dergilerde yazıları yayınlandı ve okunur oldu. Üç romanını bu yıllarda yazdı. Günümüzde “beyaz yakalı” dediğimiz çalışanların yaşamını edebiyata ilk sokan kişi oldu. O sıralarda, sonradan adıyla birlikte anılacak kısa metinlerini yazmaya koyuldu. Dergilerde çok ilgi çeken bu metinler ne öyküydü ne de deneme: Walser kısacık değinilerle konusuna dokunup geçiyor, okuyucuya bu metinler üzerinde düşünmek kalıyordu.

İlk Dünya Savaşı sırasında ağabeylerinden biri cephede hayatını kaybetti, bir diğeri canına kıydı. Walser’in değişimi o yıllarda başladı. Metinleri gitgide kısalmakla kalmadı, Walser el yazısını da küçülttü: Kullandığı harflerin boyutları nerdeyse 1 milime dek küçülecekti. Bunlara “Mikrogramm” adını vermişti. Walser’in icat ettiği bu sözcük, belki mikroyazma ya da mikrometin olarak çevrilebilir.

Walser’in mikrogramm’ına bir örnek

Walser bu özgün yöntemle imgesini yakalar yakalamaz yalıtıyor, benzetmek mümkünse, şiirdeki dize misali işliyordu. Kurşunkalemle yazılan bu metinlerin çoğunu sağlığında hiç yayınlamadı ama bu yöntemle bir roman bile yazabildiğini biliyoruz: Haydut, mikrogramm parçacıklarının yapıştırılmasıyla oluşturulmuştu.

Walser’in el yazısı

1929’dan itibaren akıl hastanesinde yaşadı. Uzun yürüyüşlerine devam etti, giderek küçülen metinlerini yazmaya da. Hastaneden çıkar, tek başına saatlerce yürür ve kurşunkalemle yazacağı metinleri kurgulardı. Mikrogramm’dan mülhem: Yürüyazı fiilini icat etmişti!

Unutulalı yıllar olmuş bir münzevi olarak öldü. Sorsanız belki tercih edeceği yolla: Yolda, karda yürürken kriz geçirerek, tek başına. Onu öldükten nice sonra bulabildiler.

Yazan: Yekta Majiskül

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir