İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Deniz Tekin: Bence Sanatsal Üretimin Kaynağı Tamamen Bilinç Değil


Deniz Tekin, “ev konserleri” formatı ile bildiğimiz Sofar vesilesi ile kulaklarımızın pasını silmeye 2015 yılında başladı. Bununla beraber Tekin’in müzikte üretici tarafta olması çok daha eskilere dayanıyor. Diş hekimliğinin yanı sıra neyzen olan bir babaya ve solist bir anneye sahip olan müzisyen, ailesinin de teşviki ile çocukluk yıllarında piyano ve yan flütle tanışıyor. Ben Sofar dedim ama Tekin ondan da önce, lise yıllarında SoundCloud’da amatör kayıtlarını paylaşmaya başlamıştı bile. Kendisi dünden bugüne birçok mecrada ve ortamda “Üçüncü Yeniler” diye de bilinen müzik dünyasının önde gelen temsilcilerinden. İzmir doğumlu ve Ege’deki koyları çok seven Deniz Tekin, 2015 yılında üniversite kayıt süreçleri için İstanbul’a geldiğinde aslında profesyonel müzik kariyerine de adım adım yaklaşmaya başlamıştı. Ancak o tüm bu süreci bir basamak dizisi değil yekûn olarak görmeyi seviyor. Boğaziçi Üniversitesi Batı Dilleri ve Edebiyatı Bölümünde tahsil gören Tekin, 2017’de Kozakuluçka adlı ilk albümü ile de çok ses getirdi ve albümdeki parçalar sayısız müziksever için “başa sarıp sarıp dinlenen” cinsten şarkılar oldu. Ayrıca farklı müzisyenlerin mevcut şarkılarını yeniden yorumladığı (cover) çalışmaları ile de milyonlarca izlenmeye & dinlenmeye ulaşan Tekin; yaklaşık 4 ay önce söz ve müziğini kendisinin hazırladığı, bir de üzerine klip çektiği “Uyanmalıyım” ile de büyük övgüler aldı. Adeta bir yılbaşı hediyesi tadında dinlediğimiz John Lennon-Imagine cover çalışması da harikaydı. Laf aramızda; bendeniz de Tekin’in 4 konserine gittim. Hatta, arkadaşlarımla 2016’da Bozcaada’ya otostopla gittiğimde, Tekin’in de orada konseri olduğunu öğrenmiştik ve büyük bir tesadüf eseri meydanda kendisi ile karşılaştığımızda, bizim adlarımızı davetiye listesine yazdırma zarafetini göstermişti. Hadi sözü ona bırakalım!

Hoş geldiniz. Yıldan yıla tanımınız değişebilir belki ama müzik yapmak bugün sizin için ne ifade ediyor?

Merhaba! Müzik hayatımın önemli bir kısmını kapsıyor ve yazıyla ya da konuşarak anlatamadığım şeyleri müzikle aktarabiliyorum, ifade edebiliyorum.

Söz yazar ve müzik yaparken bilinçaltınız yoğun bir şekilde devreye girer mi? Bunu şundan sordum: Bir Bob Dylan belgeselinde*, gazetelerde Dylan’ın çok anlamlı sözler yazdığı üzerine bir bölüm var. Orada Dylan, Joan Baez’e dönüp “bazen ben bile ne anlattığımı bilmiyorum,” diyerek bu gazete yorumlarını tiye alıyordu…

Tabii ki yakından alakalı. Bazen farkına, bilincine varmadığım duyguları bir şeyler yazarken çıkar buluyorum ya da misalen üç ay önce yazdığım şey bugünümü öngörmüş olabiliyor. Bence sanatsal üretimin kaynağı tamamen bilinç değil, anlatılanlar bilincine varılmış şeyler değil her zaman. Bir şekilde bazı hisler yukarı tırmanmanın yolunu buluyor.

Erken dönemlerinizde bir albüm yapıp büyük ilgi gördünüz. Üzerinden çok zaman geçmedi ama o dönem bu ilgi size ne hissettiriyordu?

Bir süre zorlandım, hayatımın müzikle alakalı kısmını kendi kimliğim içinde nereye konumlandıracağımı bilemedim. Ama birtakım çözümlemelerden sonra şu an daha huzurluyum. Bana dümdüz insan gibi yaklaşan, bu bağlamda iletişim kuran insanlara daha yakınım.

Büyük ses getiren rap şarkısı Susamam’da yer aldınız, yakın zamanda da rap müzisyenlerimizden Esega ile yaptığınız feat çalışmanızı Youtube kanalınızda yayımladınız. Rap müziği hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bence oldukça güçlü bir anlatım alanı var. Lirikal yapısı sebebiyle çok şeyden bahsetmeye alan var, ritmik olarak yazmak eğlenceli geliyor. Yaparsam da öylesine değil hakkını vererek yapmaya çalışıyorum, gelişecek çok yol var.

Ahmet Kaya’dan Sezen Aksu’ya, John Lennon’dan Goran Bregović’e geniş bir cover yelpazeniz var. Ama bunları siz söylüyorsunuz diye dinleyen de büyük bir kitle var. Bu nasıl bir duygu?

Çok teşekkür ederim dinleyip de sevenlere. Müzikal tür, genre anlamında çok seçici değilim, güzel olduğunu düşündüğüm bir şeyi kendimce yorumlamaya çalışıyorum, birilerine ulaştığını görmek güzel.

Pandemi süreci nasıl gidiyor, neler yapıyorsunuz?

Genelikle evdeyim ya da evde yapılabilen şeyleri yapıyorum. Konserlere zaten öncesinden ara vermiştik, şimdi üretime çokça zaman var.

Gitar ve piyano dışında ilgi duyduğunuz / çaldığınız enstrümanlar da var mı?

Ana enstrümanlarım gitar, piyano ve yan flüt ama elime kolay geleni de çalmaya çalışıyorum. Bas gitardır, klavyedir vesaire.  

Müzikal olarak gıpta ettiğiniz dönemler hangileri?

İçinde yaşadığımız dönemin müzikal olarak tadını çıkarmaktan hiç düşünmedim bunu. Nokta atışı bir şey canlanmadı aklımda, ama son 50-60 yıldaki akış ve devinim güzel.

Yeniden konser süreçleri ne zaman başlar, bir öngörünüz var mı?

Bence bunu öngörmek şu an aşı ve tedavi edilebilirlikle kolkola. En azından bir iki senesi vardır.

Okuduğunuz bölüm itibarıyla da; edebiyat müziğinizde bir yer işgal ediyor mu?

Tabii ki! Okulda öğrendiğimiz, okuduğumuz şeylerin yazdığım şeylere teknik anlamda yansıdığını görmek güzel.

Bizi kırmadığınız için çok teşekkürler, son sözlerinizi alabilir miyim?

Teşekkürler!

*Bob Dylan belgeseli: No Direction Home (2005)


İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir