İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Ebru Erkekli: Her zaman, ama en çok da zor zamanlarda sanatı ve sanatçıyı takip etmekten, desteklemekten vazgeçmeyelim


Yıllardır birçok radyo programının sesi olan, aynı zamanda MEF Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde 7 yıldır güzel konuşma  dersi veren başarılı spiker, akademisyen ve öğretim görevlisi Ebru Erkekli ile tiyatroyu, sanatı ve 23 yıllık radyo serüvenini konuştuk.

Röportaj: Mine Alpan

Tiyatro’nun hayatınızdaki yeri nedir?

Tiyatro ve oyunculuk çocukluk hayalimdi. İlkokuldan itibaren okul piyeslerine katılmak, sahnede olmak hep ilgimi çekerdi. Liseden sonra tam olarak bilinçli olmayan bir tercihle, biraz da ailemin yönlendirmesiyle Hacettepe Üniversitesi İşletme Bölümü’ne girdim 1988’de… Bu bölümde iki yıl okudum. Derslerim de gayet iyiydi, hatta bölüm birincisiydim ama tiyatro merakım, hevesim sürüyordu. O hevesle Ankara’da  Çan Çocuk Tiyatrosu’nun seçmelerine katıldım, kabul edildim. Çan’da Külkedisi adlı çocuk oyununda külkedisi rolüyle sahneye çıktım. Aynı yıllarda tiyatro üzerine sürekli okuyor, araştırıyor ve gidebildiğim her oyunu izlemeye çalışıyordum. 1990 yılında Bilkent Üniversitesi Tiyatro Bölümü’nün açmış olduğu sınavlara girdim, tam burslu olarak kabul edildim ve Hacettepe’den ayrılarak eğitimime Bilkent’de devam etmeye başladım. Hem lisans hem de yüksek lisans eğitimimi Bilkent üniversitesi Tiyatro Bölümü’nde tamamladım. Yüksek Lisansa başladığım yıl 1994’de aynı zamanda Ankara Sanat Tiyatrosu’nda Bertolt Brecht’in yazıp Rutkay Aziz’in yönettiği Jan Dark Davası adlı oyunda Jan Dark rolüyle profesyonel tiyatro yaşamım da başlamış oldu. İzleyen yıllarda Kardeş Sofrası, Otobüs, Küçük Kara Balık gibi oyunlarda rol aldım. Eşber Yağmurdereli’nin yazdığı Akrep adlı oyunda yönetmen yardımcılığı yaptım…

1998’de bir arkadaşımın teşviki ve tiyatroda yaşadığımız bazı güçlükler yüzünden de TRT’nin açmış olduğu spikerlik sınavlarına girdim… Bir yıl süren sınav ve kurs sürecinin ardından TRT İstanbul Radyosu’nda spiker olarak göreve başladım…

Sizin ruhunuzu en çok hangisi besliyor? Tiyatro mu? Sunuculuk mu?

İkisinin de yeri ayrı elbette. Tiyatro bambaşka öykülerin içinde bambaşka karakterlere hayat verme serüveni… Farklı zamanlarda farklı coğrafyalarda yaşamış başka başka karakterlere bürünebilmek eşsiz bir yaratıcılık, hayal ve gözlem gücü gerektirir. 

Sunuculukta da yine farklı yaşamlar ve farklı öykülerin içindesiniz. Ama bu sefer onlara hayat vermiyor tanıklık ediyorsunuz. Onları tanımaya, tanıtmaya çalışıyorsunuz.

Diğer taraftan sunuculukta yaşadığınız zamanın gerçeklerini, olaylarını, kişilerini yakından takip etmek her zaman güncelin içinde olmak ve her konuda az da olsa bir birikim sahibi olmanız gerekir ki bu tarafıyla sunuculuk bana hep çok dinamik ve aktif gelir. Hayata karşı bir disiplin geliştirmeme ve sıkı sıkıya bağlanmama yardımcı olur.

Pandemi dönemi sizi nasıl etkiledi?

İşimle ilgili düzenimde değişen pek bir şey olmadı. Bizim mesleğimiz her türlü zor koşulda da devam eder. Hatta zor koşullarda, her zamankinden daha çok ihtiyaç duyulur radyo ve televizyon yayınlarına. Doğal afetlerden, sellerden depremlerden sonra, salgın hastalıklarda…

Korona salgınında da herkes gibi biz de bir taraftan olup biteni anlamaya, doğru bilgilenmeye ve kendi yaşamımız adına önlemler almaya çalışırken bir yandan da radyo yayınlarımız aracılığıyla dinleyicileri doğru ve güvenilir bilgilerle bilgilendirmeye ve onlara moral aşılamaya çalıştık. Böyle zor zamanlarda radyo ve televizyon yayınlarının takipçilerine moral vermek, umut aşılamak, yaşama bağlanmalarına destek olmak gibi önemli görevleri bir kat daha anlam kazanıyor.

Pek çok kişinin uzaktan çalıştığı ya da esnek çalışma koşullarını sürdürdüğü bu dönemde biz her zamanki gibi hatta fazlasıyla çalışmaya devam ettik.

Program sunarken ön hazırlıkları nasıl yapıyorsunuz?  O süreç nasıl geçiyor sizin için?

Programımda konuk olacak kişiyle ya da konuyla ilgili mutlaka araştırma yaparım. Eserlerini izler, okur, takip ederim. Hakkında çıkmış haberleri ya da onunla yapılmış farklı röportajları okur, araştırırım. Güncel bir konuysa yine çok boyutlu olarak farklı açılardan araştırmaya çalışırım.

Yaptığınız işi yapmaya ne zaman karar verdiniz? Bugün istediğiniz yere geldiğinizi düşünüyor musunuz?

Ben TRT İstanbul Radyosu’na 1998’de girdim. Yani yirmi üç yıldır spikerlik yapıyorum. Pek çok farklı türde hem televizyonda hem radyoda program sundum. Konserler, naklen yayınlar, haber programları, müzik programları, farklı içeriklerde pek çok yapım… İstediğim yere geldim mi bilmiyorum, ama yaptığım işi her gün daha iyi yapmak için çabalıyorum. Bıkmadan, usanmadan, “tamam ben oldum, artık öğrenecek bir şey kalmadı” demeden hep daha iyiye ulaşmaya çalışıyorum. Böylesi bana daha iyi geliyor.

Üniversitede ders de veriyorsunuz. Bize biraz bu dersten, etkinliğinden ve hedeflerinden bahseder misiniz?  

İleride farklı alanlarda hukuk mücadelesinde, hak arayacak, savunacak, adaleti temsil edecek gençlerimizin hem mesleklerinin icrasında hem de kişisel gelişimlerinde etkili ve güzel konuşma becerisi, topluluk önünde konuşma, sunum yapma, sözlü iletişim ve beden dili olanaklarını kullanma kabiliyetlerini geliştirmeyi hedefleyen bir eğitim. Bence bu alan herkes için, eğitim fakültelerinde okuyan öğretmen adayları ve diğer pek çok alanda eğitim gören öğrenciler için çok önemli. MEF Üniversitesi Hukuk Fakültesi bu alanda öncü bir fakülte. Kurulduğundan beri müfredata bu dersi kazandırarak çok önemli bir hizmet veriyor.

Sosyal medya yaptığınız işte ne kadar etkili?

Sosyal medya artık yadsınamaz bir biçimde yaşamın içinde, her alanda etkili… Bizim işimizde de programlarımızı tanıtmak, konuklarımıza ulaşmak, daha geniş ve farklı kitlelere ulaşmak anlamında etkili ve faydalı bir araç. Ama yayıncılığın kendine saklı kalması gereken, tabiri caizse “büyülü” dünyasını açık etmemek kaydıyla…

Ülkemizin sevilen oyuncularından biri olan eşiniz Altan Erkekli ile birlikte ilerleyen süreçte gerçekleştirmek istediğiniz sanatsal bir projeniz var mı?

Birlikte birkaç aynı oyunda sahneye çıktık, Ankara Sanat Tiyatrosu’nda… Turne otobüslerinde Türkiye’nin dört bir yanında gezip oyunlar oynadık. Pek çok güzel işin içinde birlikte olduk. Bundan sonra da olabilir, neden olmasın (gülüyor).

TRT Radyo 1’de sunmuş olduğunuz “ Günebakan” programın da genel anlamda bir çok sosyal projeyi hayata geçiren insanlarla bir araya geliyorsunuz ve siz de sunumuzla ve sorularınızla programa çok şey katıyorsunuz. Programın amacını ve hedef kitlesini birde kısaca sizden dinleyebilir miyiz?   

Trt Radyo 1 dinleyicisi Türkiye’nin farklı şehirlerinden, farklı kesimlerinden, farklı yaş gruplarından genel bir dinleyicidir. Önceden bizim programımızın yayınlandığı saatlerde radyoyu daha çok ev kadınları dinlermiş. Bir yandan ev işleriyle ilgilenir bir yandan da radyo dinlerlermiş. Radyo bu anlamda kadınların ve çocukların bilgiye ulaşmasında ve aydınlanmasında çok etkili bir araç olmuş. 

Şimdilerde farklı yaşlarda, cinsiyetlerde, farklı kesimlerden dinleyicisi var radyonun, internet aracılığıyla artık her yerden ulaşılabiliyor. Günebakan’da biz hayata dair iyi şeyleri, güzel işleri, doğru kişileri bulup çıkarmaya çalışıyoruz. Çocuklara, gençlere, yaşlılara, dezavantajlı bölgelerde yaşayanlara, göçmenlere, engellilere yönelik, kadın emeğini görünür kılan, eğitimi destekleyen projelere özellikle yer veriyoruz. Hayallerinin peşinden giden, yılmadan, vazgeçmeden çabalayan kişilerin, fark yaratan, topluma örnek olabilecek hikayelerine öncelik veriyoruz. Yaşanan en zor zamanlarda bile hep umudu taşımaya, yaşatmaya çalışıyoruz… Tıpkı her zaman yönünü güneşe çeviren günebakan çiçekleri gibi…

Son olarak şunu sormak istiyorum; Gazete Sanat okuyucularına bir mesajınız var mı?

Sanat iyi gelir, iyileştirir… Her zaman, ama en çok da zor zamanlarda sanatı sanatçıyı takip etmekten, desteklemekten vazgeçmeyelim. Daha güzel, daha yaşanılır ve aydınlık bir dünya ve barış dolu bir gelecek umuduyla Gazete Sanat’a emek verenlere ve okuyucularına sevgilerimi iletiyorum…


İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir