Press "Enter" to skip to content

Ece Gamze Atıcı: "Edebiyatın en güçlü yönü zamansız olması."

1978 yılında İstanbul’da dünyaya gelen, İstanbul Üniversitesi’nde İngiliz Dili ve Edebiyatı okuyan  “Sinema”, “Altyazı”, “Lull” gibi dergilere sinema ve müzik yazıları yazan,  Galatasaray Üniversitesi’nde İletişim Stratejileri ve Halkla İlişkiler bölümünde yüksek lisansını tamamlayan, Salamanca Üniversitesi’nde Çağdaş İspanyol Edebiyatı dersleri alıp, medyada editör ve yazı işleri müdürü olarak çalışan, 2011 yılında  “Nar”,  2013 yılında “Adem Aynası”, 2016 yılında “Edepsizin El Kitabı” ve  2019 yılında “Aile Geleneği” adlı kitaplarıyla isminden sıkça söz ettiren başarılı yazar Ece Gamze Atıcı ile Gazete Sanat okurları için keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Mine Alpan: Aile Geleneği adlı kitabınızı ne kadar sürede yazdınız?

Ece Gamze Atıcı: Galiba dört sene. Galiba diyorum çünkü net olarak başlangıcını söylemek zor. Ama ne zaman bittiği belli tabii. Nedeni de anlatıcının tam olarak ne zaman aklıma düştüğünü, ne zamandan beri bu kitaba notlar aldığımı, hangi rüyalarımın bu kitapla ilgili olduğunu ayırt etmenin zor olması. Yuvarlak olarak dört yıl diyorum. Belki daha fazladır, ama eminim daha az değildir. Bu yuvarlak dört yılın en az iki senesi de masa başında geçti. Yazarak, düzelterek, yeniden yazarak, sonra yeniden okuyarak ve düzelterek ve en başa dönerek…

Aile Geleneği adlı kitabınızda konu seçimi tesadüf mü oldu ya da hayatta bazı olaylardan mı etkilenip kaleme aldınız?

Tesadüf denemez. Her zaman aile ile ilgili bir roman yazmak istiyordum. Hatta yazarlık hayalleri kurmaya başladığımda beni en çok tetikleyen fikir buydu. Ama böyle önemli bir konuya girişmeden önce deneyim kazanmam gerektiğini düşünüyordum. Espri olarak birkaç kez söyledim, Aile Geleneği’ni yazmak için dört kitap yazmam gerekti diye. Onun altındaki hikâye bu. Aile Geleneği benim dördüncü kitabım, ama Aile Geleneği yayımlanmadan önce ondan sonraki kitabı da yazdım. Üzerine epey düşündüğüm, çalıştığım, araştırdığım bir konuydu haliyle.

Kendinizi ne zaman yazar olarak tanımlamaya başladınız?

İlk kitabım yayımlandıktan sonra yazar olduğumu yüksek sesle söyledim. Edebiyatın en güçlü yönü zamansız olması bana göre. Yani siz gidiyorsunuz, edebiyat kalıyor. İyi kitaplar, iyi yazarlar var. Bir de diğerleri…  Kalıcı olan da iyiler oluyor. Yani sizin kendinize ne dediğiniz falan, bunlar çok da önemli değil. Bunları dert edinerek yapılan işler bugüne hitap etmenin ötesine geçemiyor.

Kitaplarınız yayımlandıktan sonra okuyuculardan nasıl geri dönüşler aldınız?

Okurlar tanımadığımız dostlarımız. Ben öyle hissediyorum. Aslında birbirimizden farklı zamanlarda, farlı yerlerde bir mahremi paylaşıyoruz. Zihinler, kalpler arası bir paylaşım. Aile Geleneği en yeni olduğu için ondan örnek vereceğim. Çok güzel yorumlar alıyorum, bir o kadar enteresan sorular geliyor. Mesela bu kitaptaki Dila hakkında soran çok oldu. Sadece birkaç mektupta bahsi geçen, en sonda da kısacık anılan bir karakter. Ama aslında önemli biri. Bu kitabı yazmadan çok önce yazılmış bir karakterdi ve ona ayrı bir şey yazmayı düşünüyordum. Onun sezilmesi çok hoşuma gidiyor mesela. Eleştirmenler çok güzel şeyler yazıp söylüyorlar. Ama en çok aldığım övgü üsluba geliyor. Herkesin ortak kanaati daha önce buna benzeyen hiçbir şey okumamış oldukları yönünde. Bu da beni çok mutlu ediyor. Bana göre sanattaki süper güç o; kendi sesini bulmuş olmak.

Yazdığınız eserleriniz film ya da dizi olması için değerlendirilmeye sunulsa ve sizin de fikriniz alınsa, değerli şahsınız öncelikle hangisinin televizyon ekranlarından seyirciye yansımasını tercih eder ve önerir?

Adem Aynası ve Aile Geleneği. Okur yorumlarından söylüyorum bunu. Özellikle ikisi hakkında çok görsel, canlı kitaplar olduklarına dair yorumlar alıyorum. Aile Geleneği için okurların çoğu film gibi oluğunu, film izliyor gibi hissettiklerini, çok duyulara hitap eden bir kitap olduğunu söylüyorlar.

En beğendiğiniz yazarlar kimler?

Trevanian, Ahmet Hamdi Tanpınar, Dostoyevski, Oscar Wilde, Proust… O kadar çok var ki… Camus tabii ki… Hemingway, Oğuz Atay, Pınar Kür, Latife Tekin, Ursula K. Le Guin… Kütüphanemin en kıymetli kısmını gözümün önüne getirerek saymaya çalışıyorum. Kurmaca dışı düşünürsek… Terry Eagleton ve Rollo May tekrar tekrar okurum sıkılmadan. Yakın zamanda Eagleton’ın “Mizah” yayımlandı neyse ki. Haneke ve Buñuel de favori yönetmenlerimden mesela. Bu kadar sevdiğim insanı sayınca onları da anmak istedim.

Yeni projeleriniz var mı?  Başka bir kitap üzerinde çalışıyor musunuz?

Evet. Dediğim gibi, Aile Geleneği’nden sonraki kitap hazır. Yine merkezde aile olmak anlatılıyor.  Bu kez cinayet yok ama başka bir gizem söz konusu. Ve anlatıcı da sekiz yaşlarında bir çocuk. Çocuk yazmak epey zor, bir o kadar da zevkli.

Yaşamınız boyunca hayat size ne öğretti?

Bu soru tam bundan sonra çıkacak kitapla ilgili desem… Aile Geleneği’ni yazarken annelik üzerine çok düşündüm. Bir sonraki kitapta da devam etti bu. Ve içimde şöyle bir his vardı onu yazarken; annelik, hayattan anladıklarını çocuklarına geçirmek gibi bir şey. Yaşamaktan ne anladıysan, onları aktarmak. Sizin sorduğunuz soruya verebilecek çok fazla cevap var. Ama en genel, zamansız olanlardan ve bana kendini en sık hatırlatanlardan biri olarak diyebilirim ki, hayat birbirine zıt görünen olayların iç içe geçtiği bir organizma. Bu da bize hiçbir şeyin sabit olmadığını söylüyor. Yani hayat her şeyin bir arada olduğu bir akış, biz de içine girip orada var olmaya çalışıyoruz.

Son olarak şunu sormak istiyorum, genç yazarlara tavsiyeleriniz nelerdir?

Bu iş inatla ve kendini beğenmekle ilgili. İnatla kast ettiğim yılmamak. Kendini beğenmekle kast ettiğim de kendini beğenmek. Zira kendini beğenmeyen birinin bir takım kurgular içine sakladığı fikrilerini dünyaya yayması daha zor olabilir. Bir de bu iş çok çalışma gerektiriyor tabii… ama o, her işin iyisi için mecburi. Dolayısıyla çok çalışma işini de inadın anın içinde sayabilirsiniz. Yazmaya başlamadan ya da yazmayı tamamlamadan önce de tefekkür var. Yazarlık bu. Hayatı ve insanı anlamaya çalışıyoruz, durmadan…  Bu çağda en zoru tefekkür galiba. Bunu yapacak sabır ve beceriye sahip değilseniz yazdıklarınızın kalıcı olmasını beklemeyin. Diğer şeyler için elbette şansınız olur.

Verdiğiniz cevaplar için teşekkürler Ece Hanım.  Uzun seneler boyunca sizin kaleminizden yeni romanlar okumak dileğiyle…

Röportaj: Mine Alpan

Fotoğraflar: Kerem Altaylı

Be First to Comment

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *