İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Edebî Eserlerdeki Unutulmaz Âşıklar


Yazan: Elif Özcan

Sayın Gazete Sanat okurları, hepinizin en içten dileklerimle 14 Şubat Sevgililer Gününüzü kutluyorum.  Sevenler için gün ayrımı olmaz bunun farkındayım. “Sevgi bir simyadır ve neyi seversen o olursun ” der Osho. Gerçekten de öyle,  aşksız geçen günlere acırım. Aşık olmak için beşeri bir aşk yaşamaya gerek yoktur. Fuzuli’nin Leyla ile Mecnun kasidesindeki Mecnun gibi Leyla’yı ararken ilahi aşkı keşfetmek de mümkündür, ki bu aşkların en yücesidir, eğitim aşkı için canını hiçe sayan aktivist Malala Yusufzay’in Ben Malala kitabını okurken de kalbinizin hızla çarpacağına eminim. Güneşli bir sabahta ormanda yürürken kalbiniz aşkla ve huzurla dolunca Latife Tekin’in romanlarındaki gibi tabiat ve insan arasındaki yakınlığı ve bunun karakterlere yansımasını görünce doğaya aşık olabilirsiniz. Samed Behrengi’nin Küçük Kara Balık kitabını okuyanlar özgürlüğün cazibesine karşı koyamazlar ve bu örnekler böyle uzayıp gider.

Hayat sürprizlerle doludur evet, mutluluk hiç beklemediğimiz bir anda karşımıza çıkabilir. Her şeyin bir tezi ve antitezi vardır ve bunlar dengeli biçimde bir arada olmasıyla güzeldir. “Sonsuza dek mutlu yaşadılar.” cümlesi gerçek hayata değil masallara yakışır. Elbette mutsuz olacağız, acı çekeceğiz. Psikolojik kitaplar okursanız ya da YouTube gibi mecralardan psikologların çektikleri videoları izlerseniz bunun gayet normal olduğunu göreceksiniz. Ben Klinik Psikolog Beyhan Budak Bey’in 1 ve Klinik Psikolog Cansu Varol 2  gibi değerli bilgilere sahip kişileri takip ediyor ve notlar çıkartıyorum. Kısacası bu mutsuzluklar sadece bize özgü değildir ve sadece bizim başımıza gelmez. Yazar Lou Andreas – Salome Arayışlar kitabında aşk hayatında büyük bir hayal kırıklığı yaşayan ve daha sonra da çocukluk hayali olan ressamlığa yönelen Adine karakterinin küllerinden doğuşunu okurken acınız sanat aşkıyla kapanacak. Ünlü yazar ve düşünür Niccollo Machiavelli, meşhur Prens kitabını sürgündeyken yazmıştır. Yani Karate Kid filmindeki replik gibi “Hayat bizi tuş edebilir ama tekrar ayağa kalkıp kalkmamak bizim tercihimizdir.”

1: Bkz: https://www.youtube.com/channel/UCEpzQk829RfkBIUmwg54g9A

2: Bkz: https://www.youtube.com/results?search_query=cansu+varol

Aşın birden fazla çeşidi olduğunu ve mutsuzluk ve mutluluk dolu hayatlarımızı gözden geçirdikten sonra gelelim roman karakterlerine. Bazı roman karakterleri vardır ki onların gerçek olması için dua ederiz. Kitabı bitirince başa sarar, zihnimizde bir film karesi gibi bazı anları hayal ederiz. İşte böyle güzel aşkları barındıran 5 romanın karakterlerine değineceğim. Kütüphaneme göz attığımda yüreğimi hoplatan 5 kitabı seçtim. Romanları okumamış ve okumak isteyenler için detaylı bir konu anlatımı yapmak yerine birbirlerine aşık karakterleri anlatacağım. Kitaplığımda ya da sizin kitaplığınızda da güzel aşk hikayeleri vardır eminim Belirli bir listeye bağlı kalmadığımı, kendi tercihime göre sıraladığımı belirtmek isterim.

1. SERENAD- Maximilian Wagner &  Nadia

Bu kitabı okuyanların yüzündeki acı tebessümü buradan görebiliyorum. Livaneli’nin nahifliği ve güçlü kaleminden bahsedersem satırlar yetmez bu nedenle kitaba dönelim. 1934 yılının Almanya’sında genç ve yakışıklı asistan Maximilian’ın aynı okulda Yahudi olduğu için dışlanan öğrenci Nadia’ya olan aşkı, Nazi Almanya’sına rağmen ölene kadar sürdürdü. Onun için çevresine karşı vermiş olduğu mücadele, ilk buluşmada giyeceği takım elbiseyi özenle seçmesi, Nadia için hazırlamış olduğu bestenin hazırlık sürecini okurken, nedendir bilinmez, ben de heyecanlandım. Sanki kapının ardından Maximilian ve Nadia çıkacak da besteyi Nadia ile birlikte ben de dinleyecekmişim gibi. Edebi bir kurgunun tarih içinde eridiği bu kitapta  Naziler ve Struma3 gemisini öğreneceksiniz. Bu kitabı okuduğunuzda  Schubert ‘ün Serenade bestesini dinleyin lütfen, kitabı tamamlayan bir beste. Ayrıca Şile’de  Karadeniz sularına bakarken kulağınız açık olsun. Dalgalar size Maximilian’ın aşk ve ızdırap dolu keman sesini getirir belki, kim bilir?

3: Bilgi için bkz: https://www.tarihiolaylar.com/tarihi-olaylar/struma-olayi-155

2. KÜRK MANTOLU MADONNA-  MARİA PUDER & RAİF EFENDİ

Eğer Sabahattin Ali’nin daha önce yazdığı kitapları okuduysanız , bu kitabı size farklı gelecektir. Köy hayatını anlatan ve düzen eleştirisi yapan önceki kitaplarını okuyanlar , Nazım Hikmet’in eleştirdiği gibi 4 burjuva hayatını anlatmasını eleştirebilirsiniz. Gelelim aşıkların hikayesine. Anlatıcının gözünden baktığımda Raif Bey’i o kadar sıradan anlatmış ki okuduğum zaman bu beyefendinin başından büyük bir olay geçmemiştir diye düşünmeden edemiyorsunuz. Kitabı okuduğunuzda her sıradanın olayın  altında olağanüstü bir  hikaye çıkabileceğini göz ardı etmemeyi öğretiyor bu kitap. Raif Efendi , sergide gördüğü Madonna delle Arpie tablosunu görmesiyle aşk hikayesi başlıyor. Madonna yani Hz.Meryem’in tasvirinde model olan bu kadın Raif’i çok etkilemiştir ve sergiye her geldiğinde o tablonun önünde durur ve bazen saatlerce izler. O kadar çok sık gelir ki, sergide çalışanlar artık onu tanımaya başlamıştır. O tabloyu o kadar pür dikkat izler ki modeli yanına gelip onunla konuşmaya çalışırken  Raif tabloya bakmayı sürdürerek onu geçiştirir. Bu kitabını okuduğumda yaşanılan olayların niteliğinden ziyade bize kattığı şeylerin daha önemli olduğunu fark ederek Maria ve Raif aşkının güzelliğini her Madonna tasviri gördüğümde hatırlıyor ve gülümsüyorum.

3.  ZAHİR-  Ünlü Yazar & Esther

Beni yıllar öncesine götüren bir kitap da Paulo Coelho’nun Zahir kitabı oldu. Simyacı kitabıyla dünyayı kavuran yazarın bu kitabını okumadıysanız mutlaka alın. Yazar ithaflar kısmından sonra Zahir isminin ilham aldığı yazardan bahsetmektedir.5  Zahir kelimesi bize Esmaül Hüsna’nın içerisinde geçtiği “El Zahir” kavramından dolayı tanıdık gelen bir anlam ve Paulo’nun bu kavram üzerine düşünmesi beni hem sevindirdi hem de heyecanlandırdı. Zahir “Görünen, var olan” anlamını taşır.

4: Detaylı bilgi için bkz: https://koltukname.com/2013/04/04/nazim-hikmetin-kurk-mantolu-madonna-elestirisi/

5: COELHO, Paulo, Zahir .Can Yayınları, İstanbul, 2005, syf . 15

Kitabın giriş kısmında romanın baş karakterinin, eşi Esther için kayıp ihbarında bulunmasıyla başlıyor. Baş karakterin ünlü bir yazar olduğuna değinilmiş ve kitap onun dilinden anlatılıyor. Karakola ifade verdikten sonra özgür olduğunu ve aşkı yeniden bulabileceğine dair düşüncelere kapılarak günlük hayatına devam etmektedir. Daha sonra özgürlük kavramı üzerine düşünen karakter zamanla önemli şeylerden kaçtığını ve kendisini keşfetmediğini fark eder. Çıktığı yolculukta eşi Esther üzerine ve kendi üzerine düşünme imkanı bulan karakterin değişimini görünce aşka olan inancınız artacak. Sıcacık bir anlatımı var, macerayı ve aşkı mistik bir potada buluşturan bu romana bayılacaksınız. Görünmeyen yönlerini keşfeden karakterimizin yolculuğuna şahit olurken şu soruyu kendinize soracağınıza eminim ” Benim Zahirim kim?”

4.  ANNA KARERİNA – ANNA KARERİNA& KONT VRONSKY

“Bütün mutlu aileler birbirlerine benzerler , her mutsuz ailenin ise kendine özgü mutsuzluğu vardır”

                                                                                              – Lev Tolstoy

En güzel giriş cümlesinin olduğu kitaplar arasında olan Anna Karerina’nın tek iyi özelliği bu değildi hiç kuşkusuz. Çağdaşlarınca da çok övülen bu klasik eser herkesin okuması gereken bir kitap. Kalın olması sizi yanıltmasın, kitap su gibi akıp gidiyor ve okuyanlarda müthiş bir edebi tat bırakıyor. Başlıkta sadece Anna Karerina ve Kont Vronsky isimlerini sembolik olarak yazdığımı bu kitabı okuyan herkes bilir. Anna Karerina kitabını klasik bir aşk hikayesi olarak anlatmak haksızlık olur. Realist bir şekilde kaleme alınmış olan Anna Karerina, aşkı tek bir boyutla değil, karakter sayısının fazla olması sayesinde, birçok boyutuyla anlatabiliyor ve bu anlatımla karakterlerin adeta beyinlerine girerek düşüncelerine ortak oluyormuşuz hissi uyandırıyor.

Kitapta aşkı sadece bu iki karakterle değil, Levin ve Kiti gibi karakterlerin üzerinden de görüyoruz böylece aşka tek perspektiften bakmamızı engelliyor. 19. yüzyılın Çarlık Rusya’sının asilzadelerinin aşklarını anlatırken yoksulların da aşkına değiniyor. Ayrıca dönemin kadına bakış açısından dolayı Anna Karerina’nın gözü kara davranışları hem roman karakterlerinin kendileri arasında tartışmaya yol açıyor hem de dönemin okuyucuları tarafından. Bu kitabı okuduktan sonra karşılaştırmalı okuma yapmanız için Gustave Flaubert’in Madam Bovary eserini ve Halit Ziya Uşaklıgil’in Aşkı Memnu kitabını okumanızı tavsiye ederim.

5.  GURUR VE ÖNYARGI-  ELİZABETH & MR.DARCY

5. kitaba geçerken aşk hikayelerinden en güzelini sona sakladım diyebilirim. Jane Austen’ i çok severim, kendisi kadın yazarlara ilham olmuş ve erkek egemen yazın dünyasında  onların sesini duyurabilmiştir. Yine çok sevdiğim Virginia Woolf’un  Kendine Ait Bir Oda kitabında da sıkça bahsettiği yazar, kadın haklarına değiniyor ve bu kitabıyla aşkı yeniden yazıyor. Bu kadar kültleşmiş bir romanın sahibi hakkında detaylı bilgilerimizin olmaması üzücü bir durum olsa da kısa hayatına birçok başyapıt bırakmıştır. Jane Austen roman karakterleri için, kibar tabiriyle “Evliliğe kafayı takmış” yorumlarını görünce hayretler içinde kalmadığımı söylemeden geçemeyeceğim. Ben bu kitapta gurur ve ön yargının aşkın gücü ile yenilmesine şahit oldum, ayrıca romanda dönem eleştirileri mevcut.  Yegane isteğinin okur için bir şeyler ifade edebilmek olan yazarın bu ve diğer tüm kitaplarıyla amacına ulaştığını gönül rahatlığı ile söyleyebilirim.

Fotoğraflar: Elif Özcan

Elif Özcan

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir