İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Güney Güneyan: Şiirlerimin tümü klasik anlatı türünden epey uzak bir formda vücut buluyor

Severek okuduğumuz Güney Güneyan’ı gazeteci kişiliğinden, dergilerden, köşe yazılarından ve yayın hayatından tanıyoruz.  Bir de sizi sizden öğrenebilir miyiz?

Aslına bakılırsa saydıklarınız hayatımın tamamını kapsıyor. Uzun bir süredir Komplike Dergi ve Komplike TV’yi yayına hazırlıyor ve sunuyoruz. İşimle yatıp, işimle kalkanlardan biriyim ben de. Kendimi mesleğe ilk giriş yaptığım günden bu yana patronsuz bir yazı işleri işçisi olarak tanımlıyorum. Yaklaşık on yıl kadar geçmesine rağmen bunun üzerine bir tanım ya da ima ekleyemiyorum. Elbette bunların dışında normal bir ölçütte bir yaşam sürüyorum. Herkes gibi gözlemliyor, yaşıyor, deneyimliyorum.

Ekonomi, emek, siyaset, yoksulluk konularından edebiyat dünyasına adım atmanız nasıl gerçekleşti?

Edebiyat ile yolumun kesişmesi gazetecilik yıllarımın da öncesine dayanıyor. Gazetecilik yapmaya başladığım zaman öncesinde de edebiyat ile ilgileniyordum. Dergilerde ilk kez yazılarım, öykülerim ya da şiirlerimin çıkması 2008 yıllarında oldu. Bu süreçte çeşitli yazarlık atölyelerine katıldım. Dergilerde üretmeye başladım. Dergilerin yönetimlerinde yer aldım. Süregelen bu zaman diliminde bu benim için ilk kilometre taşlarımı oluşturdu. Ardından Hrant Dink’in acı olayını yaşadık. Bunu görmek, bu duruma şahit olmak beni gazeteciliğe itti. Çünkü zamanla daha fazla şey anlatma gereği duyuyorsunuz. Dünyayı kavramaya, anlamaya ve anlatmaya evrilen bir süreç oluyor bu. Nitekim 2010 yılında yerel bir gazetede muhabir olarak başladım. Ardından ulusal yayında ilk köşe yazılarım yayımlandı. Sonraki süreçte de hayatımın merkezine gerek edebiyat gerek ise gazetecilik oturdu. 

Peki, araştırma inceleme ve şiir kitabınız arasındaki farkı siz nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizdeki karşılığı nedir?

İlk araştırma ve inceleme kitabım olan “Nepotizm Hipotezi: Sosyal Dışlanma ve Yoksulluk” yayımlandıktan sonra çok güzel hislere kapıldım. Çünkü birçok güzel tepkiyle karşılaştım. Bunlara siyasilerin bizzat tarafıma ulaşıp, tebrik dileklerini iletmesine varana dek. Onur duydum. Güzel tepkilerle de karşılaşmaya devam ediyorum. O çalışmam genişletilmiş bir biçimde ikinci baskısını yaptı. Benim için oldukça özeldi. Sebebi de ilk kitabım olmasıydı. Ayrıca gerçekliğin ta kendisiydi. Nepotizm, yoksulluk, sosyal dışlanma konuları uzun uzadıya irdelenebilecek bir konu. Elbette o çalışmanın ayrıca birçok handikabı da vardı. Düşünün ki; nepotizm konusunu işlerken, o an birçok yeni nepotizm vakası yaşanıyor. “O gelişmeyi ekleyeyim de yayınevine sunayım” dediğiniz an bir başka nepotizm vakası patlak veriyor.  Dolayısıyla zor bir çalışmaydı. Sürekli kendini yenileyip duran bir süreç vardı. Şu an bile gerek Türkiye’de gerek ise dünya genelinde birçok benzer vaka oluyor. Bunun sonu yok. Ezcümle, ilklerin yeri her zaman ayrı olsa da “Müstakil Beden” adlı kitabım oldukça farklı bir türdeydi. Açıkçası başka okuyucular olmak üzere herkes için de biraz şaşırtıcı oldu. Çünkü beni okuyanlar biraz daha beni tanımış oldular. Bu anlamda “Müstakil Beden” kitabım da bir başka ilk oldu. O da ilk şiir kitabımdı. Dergilerde birçok şiir yazdım ama okuyucunun toplu şekilde bir arada bulabilecekleri ilk çalışma da bu oldu. Bu bağlamda da “Müstakil Beden” benim için heyecan verici bir başka olaydır.  

Ontolojik bağlamda ele alınan ve doğa ve yaşam, kadın ve erotizmin işlendiği, duygusal öğelerin yoğun olduğu Müstakil Beden’i yaratma sürecinizi merak ediyoruz. Oluşturma süreci hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Zaman zaman biz insanlar bir hayata ait hissederiz. Sonrasında ise yanıldığımızı anlarız. Yanılırız ve bunu tekrarlarız. Bu süreç böyle devam eder, gider. Ben de bu süreçlerin birindeydim ve kendimi bu çıkmazdan çıkarmak için yazmaya giriştim. Yazdıkça işin içinden daha da çıkamaz oldum. Sonrasında bu anlar toplanıp birer şiir oldular. Şiirlerin tümü bu şekilde oluştu. Kimi kırgınlıklarım, kimi sevinçlerim, kimi üzüntülerim, kimi mutluluklarım oldu. Bunu aktarmak ve ilmek ilmek işlemek beni ayrı bir hazza sürükledi.

Ve şiir kitabınızın adı Müstakil Beden. Neden?

Daha önce de belirttiğim gibi, insan bedenini müstakil bir ev metaforu ile özdeşleştiğini düşünüyorum. Bu nedenle de kitap için en uygun tanımın bu olacağını düşündüm. Bu nedenle de kitabın ismi bu şekilde ortaya çıkmış oldu.

Kitabınızda realist öğelerin var olması ile birlikte natüralist öğeler de yer almaktadır ve belirli kalıplara oturmayan bir tekniğiniz var. Peki, kendinizi herhangi bir şiir kalıbı ve şiir akımı içerisine koyuyor musunuz?

Bazen düşünüyorum. Fakat sanmıyorum. Şiirlerimin tümü klasik anlatı türünden epey uzak bir formda vücut buluyor. Dolayısıyla serbest bir şiir türü olduğu için de şu kalıba ya da şu şiir düsturuna uygun diyemiyorum. Şiirlerim biraz da serbest olduğu için diğer şiirlerden apayrı bir yerde konumlanıyor. Bu çalışmamı okuyanlar İkinci Yeni ile, Cemal Süreya, Özdemir Asaf, Turgut Uyar gibi isimlerle anıyor. Fakat keşke onların saç teli dahi olabilsek. Şiirlerimden bazılarını ben de İkinci Yeni türüne yakın bulsam da tam anlamıyla o forma uygun diyemem. Çünkü farklı bir teknik deniyorum. Umarım yıllar geçtikçe de bu formun gelişimi tamamlanır.

Müstakil Beden’i yazma sürecinde nasıl bir Güney Güneyan ile karşılaştınız?

Hayatımın hiçbir anında karşılaşmadığım kendimle karşılaştım. Bir yanım hep olduğu gibi, herkesin tanıdığı gibi sakin olan bir ben iken, yazma safhasında bir başka benin var olduğunu hissettim, anladım. Çünkü üretme esnasında özellikle de bu tür edebiyat ise, gerçek anlamda metamorfoz anı olabiliyor. Bu başkalaşımın tarifi de yok formülü de. Bazen öyle anların içerisine dahil olur ya da dahil edilirsiniz ki; o an neyin nasıl olduğuna dair bir fikriniz kalmaz. Yazma süreci de bir anlamda benim için öyle bir süreçti. Yorgundum, üzgündüm ve kırgındım. Sonrasında yaşadığım anların muhasebesini yaparken bir anda bu kitabı yazarken buldum.

Kitabınızda her şiir için bir illüstrasyon yer almaktadır. Kitabınıza çizim koyma fikri nereden geldi?

Kolektif çalışmanın ayrı bir bilinç yarattığına ve algıların çeşitliliğinden dolayı da farklı bir tat kattığına inanıyorum. Çünkü birçok iş nezdinde kolektif bir çalışmanın gücüne inandım. Geliştiriyor, değiştiriyor, ezber bozuyor. Bu da benim ruhuma yarışır ve yakışır oldu. Ben de bu durumda “neden böylesi bir şey olmasın” dedim ve çizer dostlarıma bu durumu açtım. Nihayetinde bir hafta gibi kısa bir süre içerisinde bu çalışmalar hızlanarak, tamamlandı. Kapağı sevgili Hüseyin Özkan çizdi. Bu sayede sevgili Ayça Atbaş, Ayça Ünüvar, Berna Bal, Elif Türker, Ezgi Uzamaz, Havva Marta, İlhami Tunç Gençer, Özge Çetin, Tatiana Kirillova, Toprak Bek, Uğur Demirci ve Yetkin Yağcı’ya tekrar teşekkür ederim.

Kolektif bir çaba ile hazırlanan illüstrasyonlar hakkında görüşleriniz neler? Yaratılma sürecinde neler hissettiniz ve katkılarınız oldu mu?

Farklılık ve farkındalık yarattı diyebilirim. Çünkü her biri birbirinden değerli çizerin elinden kâğıda döküldü. Çok heyecanlıydım. O hiç şüphesiz, su götürmez bir gerçek. Fakat çizimlere müdahale etme gibi bir durum söz konusu olmadı. Yaratım aşamasında çizere ya da çalıştığım başka birine bu anlamda hiçbir şey diyemem. Dersem, bilirim ki yaratıcılığına ket vururum.

Şiir kitaplarınızın devamı gelecek mi? Ve öykü, roman tarzında yazmayı düşünüyor musunuz?

Şimdilik yeni bir şiir kitabı yok ama dergilerde çeşitli eserlerim yayımlanıyor. Öte yandan, 2021 yılında “Temizlik Görevlisi” adlı bir roman ya da novella yazıyor olacağım. Çünkü bu uzun süredir genel hatlarıyla kafamda olan bir dosyaydı ve daha önce bunu sevgili yönetmen Jülide Kubilay ile senaryolaştırma şansımız da olmuştu. Öncelikle roman olarak yayımlanıyor olacak, sonrasında ise filmi çekiliyor olabilir. Bu süreç de beni çok heyecanlandıran bir hadise…

İki mısralık bir şiir alıntısı yapmanızı istesem. Hangisi mısraları seçerdiniz?

Çok sevdiğim bir şiirim olan ve kitabımda da yer alan “İskele” adlı şiirden paylaşayım.

…Anaç bir dalga kayalığa yaklaşan balığı her seferinde savurup atıyor
kayalığın dibinde yeşeren yosun, balığın intiharını açıklıyordu.

Her şey için teşekkürler. Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Daha fazlası lafügüzaf olur. O nedenle Gazete Sanat ekibine ve sizlere çok teşekkür ederim.

Bir yorum

  1. Neval Savak Neval Savak 26/12/2020

    Kutluyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir