Press "Enter" to skip to content

Hakan Karsak: Acısıyla tatlısıyla çok güzel bir “aile” filmiyle seyirci önüne çıkmak için can atıyoruz.

Kelebekler, Silsile, Ulan İstanbul, Sarmaşık,  Benim Adım Gültepe, Neden Tarkovski Olamıyorum? gibi sayısız dizi ve sinema filmlerinde oynayan, Siyad ödüllerinde “Kelebekler” filmiyle en iyi yardımcı erkek oyuncu ödüllerinde aday gösterilen, Sadri Alışık Sinema Ödüllerinde yine “Kelebekler” filmi ile en iyi yardımcı erkek oyuncu ödülüne aday gösterilen, Adana Film Festivalinde “Kovan” filmindeki rolü ile yine en iyi yardımcı erkek oyuncu ödülüne aday gösterilen, 5. Setem Akademi Uluslararası İpekyolu Kısa Film Yarışması’nda En İyi Erkek Oyuncu ödülünü alan, ”3,5 Lira” adlı sinema filmi ile en iyi erkek oyuncu ödülünün sahibi olan, Fransa’da başrollerinde oynadığı Patika filmiyle de Boğaziçi Film Festivalinde yine En İyi Erkek Oyuncu ödülünü ve Sundance Film Festivalinde Büyük ödülü alan, Kelebekler filmindeki Agnostik İmam performansı ile dikkatleri üzerine çeken, Malatya film festivalinde kısa film festivali yarışmasında jürilik yapan, birçok sosyal projede de imzası olan aktör Hakan Karsak’ı daha yakından tanımak için merak ettiklerimizi sorduk. Kendisi tüm içtenliği ile sorularımızı cevapladı.

Mine Alpan: Tiyatroyla yolunuz nasıl kesişti? 

Hakan Karsak: Tiyatro ile olmasa bile oyunculukla ilgili yolum babamın sinema makinisti olması ile kesişti. Sinemanın makine dairesinde geçen çocukluk sürecinden sonra  gelecekte olmak istediğiniz meslek dalını hayal etmeye başlıyorsunuz. Okul yıllarında bile hep tiyatro kulüplerine katıldım. Kulüp yoksa bile kuruculuğunu yaptım. Hep kendimi eğiterek, eğitimlerimi deneyimlemek istedim. Diyarbakır’da Devlet Tiyatrosu açılması ve oradaki oyuncuların kenti tiyatro ile tanıştırmak için gösterdikleri çaba “ne olmak istiyorum?” sorusunun artık net cevabıydı. Ve zorlu yol, Diyarbakır’ın bir mahallesinden başlayan yolculuk beni buraya getirdi. Ve yolculuğum devam ediyor…

Rol aldığınız sizi en çok heyecanlandıran film hangisiydi?   

Hemen hemen hiç benzer rol oynamadım. Bu tabii ki tercihti de aynı zamanda. Rolün beni hep zorlamasını istedim. Hep farklı karakterler oynadığım için hepsi ayrı ayrı büyük heyecan verdi. Hepsini çok büyük heyecan ve sevgiyle oynadım. Ve oyuncu olarak ne mutlu ki genelde radikal roller oynadım. Eğer her rolde seyirciye hep ayrı bir heyecan verdiysem zaten bu konuda ayırım yapamayacağımın en büyük göstergesidir. Nitekim geri dönüşlerin bu yönde olması aslında en heyecan duyduğum yer… 

Bir oyuncu olarak sinemaya olan tutkunuzu nasıl tasvir edersiniz?

Jaques Tati’nin dediği gibi “Ben istiyorum ki film, siz sinema salonunu terk ettikten sonra başlasın”. Birçok şey sayabilirim ama sanırım ilk ve en çok bunu seviyorum.

Başarılı oyunculuğunuz yanında birde  geçmişten bugüne birçok önemli sosyal projelere imza attınız, bu çalışmalarınızdan biraz bahsedermisiniz?  

Yetiştiğiniz toprakları, yetiştiğiniz koşulları yol aldığınız süreçte iyisi ve kötüsüyle yaşadıklarınızı unutmamışsanız , güçlü bir vicdanınız varsa ve böyle güzel de bir mesleğiniz varsa bir insan ve yurttaş olarak yaşama dair ne katkınız varsa sunmak istiyorsunuz. Yaşananları oynarken neden gerçek yaşamda da bunlar için bir çabamız olmasın ki? En ulaşılması gereken yer de çocuklar ve gençler. Yani gelecek…

Yaşamın inancı ve umudu her gence ulaşmalı. Birçok projede görev aldım ya da projelendirdim. Geriye dönüp baktığımda hepsi ayrı ayrı harika şeyler. Depremzede gençlerle bir şeyler üretmek cezaevindeki çocuk mahkumlarla oyun yapmak, çocuk esirgeme  kurumundaki çocuk ve gençler için bir şeyler üretmek. Hayalleriniz vardır. İşte en azından bu hayallerden bazılarının hayalden ibaret olmadığını dileklerini ve mücadele ettiklerinde ulaşabileceklerini birine anlatabilmek ve sonuçta onların gözündeki güzel ışıltıyı görmek dünyanın en büyük mutluluğu. Hala birçok proje var. Şu pandemi biter bitmez tekrar devam edeceğiz.

Covid-19 pandemi sürecinde ne yazık ki sanat kurumları çok zarar gördü. Sizce özel Tiyatrolar yaşadıkları sıkıntılarının yaralarını sarabilecek mi?

Pandemi süreci birçok sektörü hatta yaşamın çok büyük bir bölümünü çok olumsuz etkiledi. Tiyatrolar da bundan fazlasıyla zarar gördü. Yani açıkça söylemek gerekirse vergi indirimi, borç erteleme, belirli bir seyirci sayısı ile perde açmak gibi yöntemlerin yaraları sarabileceğini düşünmüyorum. Yaraların doğru sarılması için tiyatroların, STK’ların ve bakanlığın ortak bir komisyon kurması belki de belirli bir fon ya da destekle ayakta tutabilmesi adına bu süreci ortak ve herkesi kapsayıcı yöntemlerle çözmeye çalışması gerekiyor. Çünkü her özel tiyatronun koşulları eşit değil. Fakat çözümler hepsinin aynı görüldüğü çerçevede. Bu yüzden, eşitlikçi ve herkesi kapsayan yöntemler bulunmalı.  Küçüğünden büyüğüne her tiyatro yaşamalı.

ACT IN STUDİO adını taşıyan atölyenizin doğuş serüveni nasıl başladı ve  “felsefe üzerine oyunculuk” hakkında biraz bilgi verebilir misiniz? 

Yaklaşık 13 yıl önce başladı atölye serüveni. Uzun yıllar oyunculuk dışında eğitmenlikte yaptım. Sonra zamanı geldiğini düşünüp kendi atölyemizi kurduk. Önce farklı bir isimle başladık. Fakat zaman ve süreç içinde isim de dahil tüm anlayışımızın güncellenmesiyle “Act In Studio” haline geldi. Felsefe üzeri oyunculuk konusuna gelince “phileo” Yunanca’da “seviyorum peşinden koşuyor arıyorum” anlamına geliyor. “Sophia” ise “bilge, bilgelik” anlamında. Gerek yaşam gerekse mesleki anlamlarda kendi iç keşfimizi gerçekleştirmek ve bu keşifte gerek kusurlarımız  gerek güzelliklerimizle bir farkındalığımızın olması gerektiğini düşünüyorum. Aslında önce keşfimizi başlatıp sorular sorarak rollerimiz üzerinde farkındalıkları oluşturmak… Aslında çok uzun bir konu bu kısacası böyle 🙂  Felsefenin de bu keşife ışık tuttuğunu düşünüyorum.

Kendi filminizin senaryosu üzerinde çalıştığınızı duyduk, bu film hakkında biraz bilgi alabilir miyiz sizden?  

Evet uzun zamandır yazıp üretmeye çalışıyorum. Fakat son 1 senedir içime çok sinen senaryomu bitirdim. Şimdi son rötuşları yapıyorum Gerek senarist gerek yapımcı gerek oyuncu, okuyan her arkadaşımdan çok olumlu dönüşler aldık. Pandemiden dolayı biraz durmak zorunda kalsak da şartlar uygun olursa önümüzdeki yaz set diyebiliriz. Acısıyla tatlısıyla çok güzel bir “aile” filmiyle seyirci önüne çıkmak için can atıyoruz. Keyifle yazdım. Keyifle ilerliyoruz.

Son olarak şunu sormak istiyorum, geçmişe baktığınızda sizin başarı hikayenizde en önemli unsur ve bugünkü kişi olmanızda rol oynayan en büyük deneyim neydi?

Deneyim olarak herhalde çocuk yaşta kendimi çalışma hayatının içinde bulmam sanırım. Hep çok çalıştım. Yorulmak nedir bilmiyorum. Zor yıllar size çok şey öğretiyor. Gençlik yıllarımda “durursam düşerim” dedim hep kendime. Öğrenmeyi çok seviyorum. Birçok farklı işlerde çalıştım. Gördüğüm yaşadığım her şey bir deneyim oldu. Bu deneyimler sayesinde “beceremem” diyerek başlamamak yerine deneyip, mücadele edip karar vermeyi seviyorum. Ve tabi ki en büyük şansım yaşamın her güçlüğünü deneyimleyerek “demlenmiş” bir anne babaya sahip olmak… Dört kardeşiz. Ve öylesine desteklediler ve harika öğretileriyle ceplerimizi doldurdular ki biz de pes etmeden hayallerimizin peşinden koştuk. Şimdi ben baba oldum. Ve zamanı gelince “durup, demleneceğim” ( gülüyor ) 

Teşekkürler.

Fotoğraflar: Lena Güleç

Be First to Comment

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *