İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Hiperrealist Sanatçı Emrah Emir: “Sanatçı, ‘insan’a ayna tutmalı…”


Yaşadığımız bu çağda, kendimizde dahil olmak üzere herşeyi tüketir olduk. Üretimlerimiz bile sömürü ve yıkım üzerine. Bu yıkımın içerisinde sıkışmış bizler, hep bir arayış içindeyiz. Nefes alacak, huzur bulacak bir alan arayışı… Hiperrealizmin genç temsilcilerinden Emrah Emir, arayışını ve bu çağa olan sitemini, çalışmalarıyla sıradışı bir biçimde ortaya koyuyor. Onun çalışmalarında iç parçalayan bir çığlık duyumsuyoruz. Hatta bu çığlık fani bir bedenden yükselip, bir tanrının dudaklarından dökülüyor. Fakat burada görmeye alışık olduğumuz tanrılardan eser yok. Onun tanrıları karanlığa hapsedilmiş yardıma muhtaç tanrılar. Yarattıkları insanlık kadar yardıma muhtaçlar…

Aynı zamanda 2015 yılından itibaren Galeri Soyut bünyesinde karma sergilere katılmaya başlayan sanatçı, Eylül 2018’de ülkemizde açtığı ilk VeganArt sergiyle, insanlık kadar diğer canlıların yaşam haklarına da ışık tutmayı amaç edinerek çalışmalarını üretmeye devam ediyor.

Merhabalar Emrah bey, öncelikle sizi tanımamız için bize biraz kendinizden ve eğitiminizden bahseder misiniz?

Merhaba, röportaj için teşekkür ederim. Çukurova doğumluyum ve üniversite eğitimime kadar da orada yaşadım. Anadolu Üniversitesi Resim bölümünde lisansımı tamamladım. Selçuk Üniversitesinde yine aynı bölümde de master yaptım. Şimdi doktora süreci içerisindeyim, çalışmalarım, hazırlıklarım devam etmekte. Sanat ile sadece üretim anlamında ilgilenmiyorum, akademik araştırmalar yapıyor ve hipotezler geliştiriyorum. Bunların hepsinin bir bütün olduğu kanaatindeyim. Hiçbirinin ayrı ayrı uzmanlık alanları olduğuna inanmıyorum. Hayatım genel olarak bu minval üzerine inşa edili, sanat, yaşamımın ciddi bir kısmını kapsıyor.

TANRILAR DİVANI, 2018, Tuval üzerine akrilik boya

2018 yılında “Veganizm” temalı yaratıcı bir sergi gerçekleştirdiniz. Sanırım bu, Türkiye’de açılan ilk Vegan Sanat sergisi oluyor. Sergide, “Tanrılar Divanı” serisinden çalışmalarınız yer aldı. Bu çalışmalarla izleyiciye iletmek istediğiniz mesaj nedir? Bilmeyenler için kısaca vegan sanattan da bahsedelim mi, Vegan Sanat neye karşı çıkıyor?

Evet doğru, Türkiye resim sanatında ilk VeganArt sergisiydi. Birçok platformda dile getirdiğim gibi, kavramsal sanat yapanlar sanatında tarihten günümüze sürekli insan için, insanlık için şeyler dile getirmiş toplumun bir yerde dili olmuşlardır. Lakin sadece insanın dili olmuş, sadece insan için söz söylemişlerdir. Bu da türcülüktür, insanı merkeze alıp en değerli, en önemli varlık olarak insanı görmek ve hayvanları sevdiklerini söyleseler bile sadece yemek kültürlerinde olmayan hayvanları sevip, iş tüketime, sömürüye gelince bunu unutuveren bir düşünce yapısı da benim için faşist zihniyettir. Ben vegan bir aktivistim ve farkındalık mücadelesini sanatımla veriyorum. Dünyaya, insana da bu pencereden bakıyorum. Sanatımı türcülükten arındırdım ve sadece insanın değil nefes alan tüm canlıların dili olmak istedim bu nedenle Türkiye’yi VeganArt ile tanıştırdım.

“Tanrılar Divanı” serisi üzerine şunları diyebilirim; Tarihten bu yana insanlık tanrılarla bağ kurmuş, insanların en güçlü bağlarından biri bu. Ben de mitoloji üzerinden bir seri tasarladım ve kendi yarattıklarına kan bağı ile bağlı olan tanrıların, dünyada cehennemi yaşayan hayvanlar ve insanlar için son derece sessiz kalmalarını mitleştirdim. Bunun üzerinden eleştiri sundum.

Sorunuzun son kısmında yer alan “Vegan sanat neye karşı çıkıyor?” kısmına da değineyim. Bence bu soruya veganizm neye karşı çıkıyor diye bakmak daha doğru olur. Veganizm adalet, yaşam hakkı, sömürüsüz bir dünya gibi en temel kavramları sadece insan için isteyen her çeşit türcü ‘izm’lere karşıdır. Özgürlük mücadelesinin nefes alan tüm canlıları kapsayacak şekilde olmadığı sürece hem nihai amaca ulaşmayacağını hem bunun da bir faşizm olduğunu sert dille ifade eden ve somut şekilde kanıtlayan bir yaklaşımdır. VeganArt ile de bu düşüncelerimizi ve farkındalık yaratma çabamızı evrensel olarak dile getiririz. Tabi şuan Türkiye’de bunun adımını ben attım ama inanıyorum ki VeganArt yapan sanatçılar katlanarak artacaktır.

SELF PORTRAİT, 2017, Tuval üzerine akrilik boya

Bazı hiperrealist çalışmalarınızda, yüzü ve bedeni sarılmış, çırpınan figürler görünüyor. Bazıları bu sıkışmışlığın içinde çırpınırken bazıları dingin bir şekilde beklemekte. Burada insanın içsel bunalımını, çığlığını yansıtıyorsunuz…

Dikkatiniz ve analizci yaklaşımınız için öncelikle bizzat teşekkür ederim, çünkü çoğu defa tablolarıma sadece bakılıp “güzel olmuş”tan öte gitmeyen bir tavır görüyordum. Tek tek tablolarımı kendim analiz etmeyi doğru bulmuyorum, zaten onları yaratan benim lakin şunları diyebilirim, insanlar ideolojilerle, inançlarla, yazılı olmayan kanunlarla kendilerini sarıp sarmalayan bir tutsaklığın içine giriyorlar. İnsana ayna tutmak da bana göre bir sanatçının yapması gereken özelliklerden biri.

“Karanlık Sanat” kuramı üzerine yoğunlaştığınızı biliyorum. Bize biraz bu kuramdan bahseder misiniz?

Evet, 2012 yılında temellerini atıp çalışmaya başladım ve kuramımı akademide de doktorluk tezim yapacağım, akabinde kitaplaştıracağım. “Karanlık Sanat” çok uzun süredir var olan bir kuram aslında, sadece sanat tarihçiler, akademisyenler, sanat analizciler gözden kaçırmış, ayakları yere basan bir tahlili yapılmamış, sosyolojik olarak irdelenmemiş. Dünya tarihinde ne zaman toplumsal bir olgu meydana gelse karanlık sanatın farklı stil ve üsluplarla ortaya çıktığını ve suların durulmasıyla beraber ortadan kaybolduğunu görüyoruz. Bununla ilgili tarihsel ibadullah (sayısız) örnek var, sadece resim sanatında da değil sanatın bir çok dalında, kitaplaştırdığımda daha yakından görecektir herkes.

HYPERIAN’IN FERYADI, Tuval üzerine akrilik boya

“Avjin’in Tanrıları” adını verdiğiniz son serinizde, yansıttığınız karanlık tanrılarla kendi mitinizi yaratıyorsunuz bir noktada. Karanlıkta acı çeken, hapsedilmiş, çığlık atan tanrılar bunlar. Bize birazda bu tanrılardan ve oluşum sürecinden bahseder misin?

Doğru, son serim. İkinci sorunuzun cevabında buna biraz değindim aslında. Mezopotomya mitolojisinden esintilerle meydana gelmiş bir seridir. Fakat tamamen sadık değildir çünkü mitolojilerde tanrılar güçlü, kaslı, heybetli betimlenmiştir. Ben VeganArt üzerinden eleştiri sunarken tanrıları daha çok acizleştirdim, cılız, heybetten uzak ve aslında yardıma muhtaç bedenlere hapsettim. Tanrıları yeryüzündeki cehenneme, zulme sessiz kaldıkları için cezalandırdım. Tabi bir tanrıyı insan gibi cezalandıramazsınız, hatta ortada cezalandıracak bir tanrı bile bulamazsınız. Bu yüzden onları “deep dark” dediğimiz derin karanlığın içine hapsettim. İhtişamlarına gölge düşürmek tanrılara verilecek en büyük cezadır benim nezdimde.

Diğer yandan, edebiyat alanında da üretim içinde olduğunuzu görüyoruz. “Delikanlı” ve “Ayşenur” isimli iki kitap çıkardınız. Birazda kitaplarınızdan ve oluşum sürecinden bahsedelim mi?

Evet, roman yazmak resimlerimi besliyor. Edebiyat ile ilişkim itiraf etmek gerekirse biraz enteresan. Şöyle izah edeyim; edebiyat hayatımda ciddi bir yer kaplamıyor, burası bir gerçek, yani gerek üretim, gerekse akademik araştırmalarım, gerek üzerinde çalıştığım kuramım hep resim sanatı üzerinden, çünkü ana uzmanlık alanım bu, ve fakat, buna mukabil roman yazmak da benim için ayrı bir tutku, yani asla kopamam. Hatta yakın çevremden bir kaç eleştirmen arkadaşımdan “senin gerçek sanatının özünü resimlerde mi, yoksa romanlarda mı aramalıyız bilmiyoruz” söylemini duydum. Çünkü resim sanatındaki ben ile edebiyattaki ben arasında dağlar kadar fark var. Ayşenur isimli çalışmamı henüz yayımlamadım, çünkü üzerinde uzun yıllar çalıştım, neyi anlattığından ziyade nasıl anlattığınla ilgilenen bir bakış açısına sahip olduğum için uzun yıllar dinlene dinlene yazdım o romanımı ve tamamladım da. En kısa zamanda yayımlanacak. Kitaplarımın oluşum süreci belli bir plan, program dahilinde olmuyor, sancılı bir doğum gibi diyelim, vakti zamanı gelince varoluveriyor.

Son olarak, gerek plastik sanatlarda gerek edebiyat alanında ortaya koyduğunuz çalışmalarınızın ileriki süreci için aklınızda bir proje ya da yeni üretimler var mıdır?

Evet tabi ki, olmaz mı! Bildiğiniz üzere Türkiye’nin en önemli galerilerinden birisi ile çalışıyorum. Bu yıl Eylül ayında kişisel bir sergi projesi hazırladık bana. İkinci VeganArt segim olacak, şuan hızlı bir hazırlık sürecindeyim, atölyede yaşıyorum resmen, günde ondört saat çalışıyorum, bu anlamda pandemi beni asla olumsuz etkilemedi, zaten hayatım atölyemde üretmekle geçtiği için. Bunun dışında Ayşenur romanım yayınlanacak, söylemiştim. Dolu dolu bir süreç hazırlığı içindeyim.

Röportaj için Emrah Emir’e teşekkür ediyorum. Sanatçının diğer eserlerini incelemek için Galeri Soyut’taki sanatçı profilini inceleyebilirsiniz.


İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir