İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Efsun Güney ve Hande Tulum Kadıköy Apartmanları Projesini Anlatıyor


“İki akademisyen, Efsun Ekenyazici Güney ve Hande Tulum, Kadıköy’de kaybolmaya yüz tutan konut dokusunu arşivlemeye ve bir hafıza albümü oluşturmaya niyetlenir…” Twitter ve Instagram’daki “Kadıköy Apartmanları” hesaplarının profil kısmında böyle yazıyor. Efsun Hanım ve Hande Hanım dijitalleşmenin olanaklarından yararlanarak, eskimeye, yitip gitmeye yüz tutmuş değerleri, onları merak edenler ile buluşturmayı başaranlardan. İkili İstanbul’un dün olduğu kadar bugün de göz bebeği konumunda bulunan Kadıköy’ün, yenilerinde artık pek göremeyeceğimiz konut mimarisine merak salıyor. Salış o salış. İlçenin farklı pek çok mahallesindeki, noktasındaki eski İstanbul fotoğraflarına da konu olan apartmanlarını fotoğraflayan ikili, bunları Kadıköy Apartmanları sosyal medya hesaplarından paylaşıyor. Bunu okuyan bazılarınızın, paylaşılan fotoğraflardaki bazı apartmanları bildiğine, hatta oralarda yaşamak istediğine bahse varım. Birinden biri mutlaka ilginizi çekmiştir o apartmanların. Bu açıdan Efsun ve Hande Hanım bir “dijital bellek” de oluşturuyor. Yarın öbür gün çeşitli gerekçeler ile belki yıkılıp gidecek olan o eski İstanbul apartmanlarını fotoğraflamak çok önemli bir kültür hizmeti. Lafı daha da uzatmadan sizi ikili ile olan röportajımızı okumaya davet ediyorum.

Hoş geldiniz. Önce sizi tanıyalım. Dünden bugüne kendinizi biraz anlatır mısınız?

Kadıköy Apartmanları araştırmasını yürüten iki kişiyiz. Dr. Öğretim Üyesi Hande Tulum ve Dr. Öğretim Üyesi Efsun Ekenyazıcı Güney. İkimiz de Bahçeşehir Üniversitesi, Mimarlık ve Tasarım Fakültesi, İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı Bölümü’nde akademisyen olarak çalışıyoruz ve uzun yıllardır da Kadıköy’de yaşıyoruz. Özellikle Kadıköy’deki 20. yüzyıl mimarlık pratiği ve çeşitli tasarım yaklaşımlarına olan ortak ilgimiz ve bu konunun toplumsal bellekteki karşılığına olan merakımız bir araya getirdi diyebiliriz. Spesifik olarak buradaki konut dokusu, mimarlık pratiğinin yıllara dayanan çeşitliliğini, değişimi sergilemesi bağlamında ilgimizi çekiyor. Ayrı ayrı kendimizden bahsetmemiz gerekirse şöyle sıralayabiliriz:

Hande Tulum; Mimarlık ve Tasarım alanındaki doktora derecesini (2018) Bahçeşehir Üniversitesinden, Mimarlık Tarihi alanındaki yüksek lisans (2012) ve Mimarlık Bölümü’ndeki lisans (2010) derecelerini ise Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesinden almıştır. 2016 yılında Bahçeşehir Üniversitesi Mimarlık ve Tasarım Fakültesinde yarı zamanlı öğretim görevlisi olan Tulum, 2018 yılından beri İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı Bölümü’nde Dr. Öğr. Üyesi olarak çalışmalarına devam etmektedir. Çalışmalarında 20. yüzyıl mimarlık pratiği, mimarlık ve sanat ilişkisi, Türkiye odaklı konut gelişimi ve apartman olgusu, modern mimarlık mirası, kentsel dönüşüm ve tasarım tarihi konularına eğilmektedir.

Efsun Ekenyazıcı Güney, lisans (2002), yüksek lisans (2005) ve doktora derecelerini (2013) Yıldız Teknik Üniversitesinden almıştır. 2006 yılında Bahçeşehir Üniversitesi Mimarlık ve Tasarım Fakültesi’nde Araştırma Görevlisi olarak göreve başlayan Ekenyazıcı Güney, 2013 yılından beri İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı Bölümü’nde Dr. Öğr. Üyesi olarak çalışmalarına devam etmektedir. Çalışmalarını ağırlıklı olarak Türkiye’de konut ve apartman olguları, kentsel dönüşüm, mimari miras, yeniden işlevlendirme, bellek – mekan ilişkisi ve tasarım eğitimi konuları üzerine yoğunlaştırmaktadır. 

Subaşı Apartmanı

“Kadıköy Apartmanları” adını verdiğiniz çalışmaya nasıl ve neden başladınız?

Bizim için kentsel dönüşümün Kadıköy’de yaygınlaşarak mevcut konut dolayısıyla da apartman dokusunun bozularak yeniden şekillendiğini fark etmek önemli bir itki oldu. Burada kısa bir süre içinde yıkılan apartmanların bir kısmı aslında belirli bir dönemi temsil eden, modern mimari mirasımızın temsilcileri idi. Mimarlık literatürü için bu yıkılan ya da yıkılma riski olan apartman yapılarının belgelenmesinin gerekli olduğunu düşünüyoruz. Bu sayede kent dokusundan silinmekte olan yapıları toplumsal hafızanın bir parçası olarak saklamanın mümkün olacağına inanıyoruz. Bu nedenle sosyal medyadan da yararlanarak daha çok kişiye ulaşmayı hedefledik. 2019 yılında “Kadıköy Apartmanları” Instagram hesabını (@kadikoyapartmanlari) açtık ve yakın zamanda da Twitter hesabını (@kadikoyapartman) açtık. 

Bu proje için muhit olarak Kadıköy’ü seçme nedenleriniz neler?

Kadıköy farklı kitlelere, farklı yaş gruplarına sosyo-kültürel alternatifler önerebilen önemli bir merkez. Aynı zamanda Kadıköy, Anadolu Yakası’nın en eski yerleşim merkezi olduğu için İstanbul’un barınma kültürünün adımlarına ilişkin pek çok farklı dönemin -ahşap köşkler, kagir konaklar, kira evleri, apartmanlar, sayfiye evleri, müstakil betonarme villalar gibi- temsilcilerine burada rastlamak mümkün. Dolayısıyla insanlar Kadıköy’den hem sosyo-kültürel anlamda beslenebiliyor hem de barınma anlamında geçmişle ilişki kurabiliyor. Bu noktada Kadıköy bizce incelenmesi gereken bir semt. Ayrıca, ikimiz de Kadıköylü olduğumuzdan bu bölgeyi hem kendimiz daha iyi tanımak hem de isteyenlere tanıtmak istiyoruz.

Bugüne kadarki süreç içerisinde Kadıköy’deki apartmanlar ile ilgili neleri keşfettiniz?

Kadıköy Belediyesi Arşivi’nde araştırmamızı derinleştirdiğimizde daha önce adlarını duymadığımız, literatürde yer verilmemiş, gizli kalmış pek çok mimar ismi ile karşılaştık. Bu isimlere ilişkin derinlemesine araştırmalar yaparak onları bilinir kılmaya çalışıyoruz. Ayrıca araştırmamızı Kadıköy’de cephe organizasyonu bağlamında kıymetli olduklarını düşünürsek incelediğimiz apartmanlar üzerinden bir analiz yapıldığında, bu bölgede birbirleri ile uyum içinde olduğunu düşündüğümüz mimarlık yaklaşımlarına rastladık. Özellikle cephe tasarımında dolu-boş ilişkisi, oranlar, malzeme ve renk seçimi gibi benzerlikler söz konusu. Öte yandan mimarlık ve sanat birlikteliği konusunda da cephelerde panolara yer verilmiş apartmanlar üzerinden benzer bir tutum okunabilir.

Bir diğer önemli konu ise Kadıköy’deki farklı bölgelerin kendilerine has dinamiklerinin oluşu ve bu bölgelerin kendi içlerinde bile farklılaşıyor olması. Mesela, Bağdat Caddesi üzerinde bulunan apartmanlar ile caddeye paralel sokaklarda bir farklılık göze çarpar. Cadde’ye cephesi olan 1960 sonrasına tarihlenen orijinal apartmanlar ele alındığında semtin bu önemli aksına/bulvarına bakan cepheye mimarların diğer cephelere göre çok daha özenli yaklaştıkları anlaşılıyor. Genellikle yapıların ön cephelerinde malzeme, doku, form arayışları dikkat çekici iken diğer cephelerde oldukça sade, ön cepheyle pek de ilişki kurmayan bir tutum gözleniyor. Caddeye paralel sokaklarda ise 1930’lardan 1970’lere kadar devam eden sayfiye kültürüne dair izleri; az katlı, araziye yatayda yerleşmiş, geniş balkon ve pencereleri olan apartmanlar aracılığıyla bulmak mümkün.

Atıfet Apartmanı

Eski müteahhit ve yeni müteahhit anlayışı arasında sizce nasıl farklar var?

1965 yılındaki kat mülkiyeti yasasını takip eden yıllarda hızla artan apartmanlaşma sürecinin de etkisiyle müteahhitler inşa pratiğinde önemli bir rol oynamaya başladılar. Mimarlarla çalışan müteahhitler olduğu gibi kendileri müteahhitlik yapan mimarlar da vardı. Örneğin, Kadıköy apartman mimarlığının önemli temsilcilerinden olan Melih Koray, tasarımının müteahhitler tarafından olması gerektiği gibi gerçekleştirilmediğini düşündüğü için kendisi müteahhit olmaya karar verir ve bu şekilde pek çok yapıya imza atar. Bunun nedenlerinden biri ise, apartmanlaşma sürecinin hızlandığı 1960’lı ve 1970’li yıllarda, müteahhitlerin özellikle plan organizasyonu bağlamında, benzer ürünler gerçekleştirmesidir.

Ayrıca, yapıları birbirinden ayrıştırmak için bir çözüm yolu olarak ele alınan mimarlık ve sanat birlikteliği yaklaşımı da müteahhitlerce ele alınmış ancak bu kez bu birliktelik, konutların müşterilere daha pahalıya satılması için görsel bir etken olarak kullanılmıştır. Dolayısıyla hem amacından şaşmış uygulamalar hem de bir standartlaşma döneminden bahsetmek mümkündür. Günümüzde ise müteahhitlerin, inşa sürecinde, mimarlardan neredeyse daha çok rolü olduğu iddia edilebilir. Ancak bu yine bir standartlaşmaya neden olmaktadır. Bu durum, özellikle Kadıköy’de yeni inşa edilen apartmanların cephe kurguları ve plan tipleri üzerinden anlaşılabilir. Ayrıca, kentsel dönüşüm sürecinde aktif rol alan çoğu müteahhitin yıkılmak üzere olan yapıda bulunan sanat eserlerinin korunması konusunda da dikkatli davranmadığı çeşitli örnekler üzerinden bilinmektedir.

Yazar Enis Batur şöyle diyor: “Gelişen Türkiye’nin insanları balkonu anlamadı. Onu salona, yatak ya da oturma odasına dahil ederken metrekare kazandığına sevindi de her evden bir düş odası eksildiğini fark etmedi.” Kadıköy apartmanlarını fotoğraflayıp yayınladığınız bu projede, bu sözü nasıl yorumlarsınız? Sizin için ne ifade ediyor?

Bizim için yapıya ilişkin çok önemli bir unsur balkon. Hatta özellikle balkonlara ve balkon parapetlerine odaklanmaya başladığımız bir araştırma da yürütmeye çalışıyoruz. Bu sırada, anladık ki aslında Kadıköy’de pek çok yapıda, balkonlar özenle tasarlanmış, parapet tasarımına önem verilmiş, kısaca yapının dikkat çekici bir bölümü olarak balkona rol verilmiş. Biz bunu olması gereken bir tutum olarak görüyoruz elbette çünkü her insanın, evinde bir nefes noktasına ihtiyacı var. Balkonlar olmaksızın bu mümkün değil. Ancak ne yazık ki, günümüzde, pek çok yapıda, balkonların artık balkon olmaktan çıktığını görüyoruz. Bunlara rağmen, pandemi döneminde, pek çok insan, balkonun değerini ve hayatımızdaki rolünü daha iyi anladı bizce. Bu yüzden, bu toplumca yaşadığımız “sıkışmışlık” hissine karşın bir kurtarıcı olan balkonun değeri anlaşılmış olabilir diye düşünüyoruz.

Bildiğim kadarıyla konutlarda balkona önem veren ülkelerden biri İtalya. Dünyada bu “balkon aşkı” ne durumda bir bilginiz var mı?

Balkon pek çok farklı işlevin yer alabildiği bir mekan ve neredeyse Rönesans’tan beri de popüler. Şiire, tiyatroya defalarca konu olmuş ve farklı bir temsil gücü olan bir mekan; balkon. İsteyen balkonunu bir dinlenme, keyif noktasına çevirebilir isteyen küçük bir hobi bahçesine. Ayrıca balkon, bizim kamusal alana sunduğumuz yüzümüz de bir anlamda. Bu yüzden çok önemli. Elbette, İtalya’da, özellikle uzun karantina döneminde, balkon açık havaya çıkılabilen, hayatın bir simgesi olarak yeniden işlevlendi. Balkonlarda, uzaktan da olsa sosyalleşildi, konserler bile verildi.

Türkiye’de, günümüzde, çoğu yeni inşa edilen yapıda, balkona ya yer verilmiyor ya da Fransız balkonu diye adlandırılan aslında bir mekan vaat etmeyen balkonlar söz konusu. Aslında balkon vazgeçilebilecek bir mekan değil çünkü balkon, sokağa, dışarıya erişebildiğimiz bir ara mekan ve bu mekana dair hakkımızdan vazgeçmememiz gerekir. Elbette bunun olması için konutların özellikle iç mekan organizasyonunun işlevsel biçimde kurgulanması, örneğin depo, kiler gibi ihtiyaçların giderilmesi gerekir. Böylece, balkon, bu gibi nedenlerle farklı biçimlerde değerlendirilmez. Ama bize göre, yukarıda da bahsettiğimiz üzere, pandemiyle birlikte balkonun önemini iyice anladık. Pandemi, önümüzdeki yıllarda, balkonların yeniden ele alınması açısından bir değişim yaratabilir.

Mühendis İzzet Bey Apartmanı

İtalya demişken; Milli Mücadele yıllarında Kadıköy ve Üsküdar’da işgal süreci için İtalya bulunuyor. Ancak buradaki yerli halkla İtalyanların arasında bir süre sonra güzel bir sohbet, paylaşım başlıyor. Bu biraz da o dönemki İtalya’nın Britanya ve Fransa’ya güvenmemesinden kaynaklanıyor. Demek istediğim; İtalyan mimarisinin Kadıköy’de etkilerini görebiliyor muyuz?

Sadece İtalyan mimarisi değil aslında. Kadıköy’de pek çok farklı dönemde, farklı etkenlerden bahsetmek mümkün. Örneğin 19. yüzyıldan itibaren Levantenler var Kadıköy’de. Tubiniler, Lorando Ailesi, La Fontaine, Whittall aileleri gibi. Bu aileler, köşkler, konaklar, malikaneler inşa ettirmiş, dolayısıyla Kadıköy’de, özellikle Moda’da konut dokusunda söz sahibi olmuş. Böylece, günümüze dek ayakta kalabilmiş kimi yapılar sayesinde, Levanten mimarlığının izlerini görebiliyoruz. Bu yapılar arasında 1865 yılına tarihlenen Assumption Kilisesi var, mimar Giovanni Barberini imzalı. Yine 1927’de inşası tamamlanan ve mimar U. Ferrari tarafından tasarlanan Haldun Taner Sahnesi, Kadıköy’deki çeşitliliği simgeleyen yapılardan. Dolayısıyla Kadıköy’ün mimari açıdan zenginliği, tüm bu farklılıklarla mümkün olabilmiş diyebiliriz.

Türkiye ve dünyada takip ettiğiniz mimarlar, mimari gelenekler hangileri?

İkimiz de tropikal modernizm ve sürdürülebilirlik yaklaşımlarını takip ediyoruz. Coğrafyayla, iklimle mücadele etmek yerine onlarla birlikte düşünen mimarları ve onların mimari yaklaşımlarını kıymetli buluyoruz. Burada ayrıca vernakülerin etkisini modern biçimde tasarımlarına yansıtabilen mimarları da vurgulamamız gerekir. Tasarımlarında saydığımız öğeleri ve insan ölçeğini önemsediğini düşündüğümüz Lacaton & Vassal, Kazuyo Sejima, Tomohiro Hata, Taller Estilo bunlara örnek olabilir. Türkiye’de ise Çinici Mimarlık, Eyusta Mimarlık, Halukar Mimarlık farklı ölçeklerdeki tasarım çözümleriyle ilgimizi çeken tasarım ofislerinden diyebiliriz. Elbette çok fazla var ancak ilk aklımıza gelenler bu şekilde.

Kadıköy’de ilginizi en çok çeken apartmanlar hangileri?

1930’lardan 1980’lere doğru kronolojik açıdan ilgimizi en çok çeken apartmanları kısaca saymamız gerekirse; Mühürdar Caddesi’nde bulunan, 1934 yılına tarihlenen ve Mimar Cavit Raşit tarafından tasarlanmış, eski adıyla Mühendis İzzet Bey Apartmanı, dönemin kira evi kavramını da yansıttığı için bölgedeki ender yapılardan. Benzer biçimde, Yenifikir Sokak’ta yer alan Zeki Sayar’ın 1940 yılında tasarladığı apartman da yuvarlak hatlı balkonları ve bir köşe parseli heykelsi biçimde sarışıyla bizim için özel bir yapı. 1956-1957 yıllarına tarihlenen, Moda’da bulunan, Emin Onat tasarımı, modern mimarlığın temsilcilerinden olan Atıfet Apartmanı da ilgimizi çeken başka bir yapı. Bunlara ek olarak, Bağdat Caddesi üzerinde bulunan, 1961 yılında inşa edilen ve mimar Muammer Gerekli tarafından tasarlanan Dilek Apartmanı çalışmamız kapsamında ilk incelediğimiz ve sevdiğimiz yapılardan biri. Moda’da bulunan ve yine organik tasarım diliyle dikkatimizi çeken Melih Koray tasarımı, 1978 tarihli Mehtap Apartmanı da girişinde yer alan sanatçı İlgi Adalan imzalı bir panoya sahip olmasıyla da oldukça hoşumuza giden bir diğer önemli yapı. Yine Moda’da konumlanan, Behruz ve Altuğ Çinici tasarımı olan, 1979’a tarihlenen Subaşı Apartmanı da özellikle giriş holü ve iç mekan organizasyonundaki farklı yaklaşımlarla oldukça dikkat çekici bir yapı. Yine elbette fazla sayıda, önemli bulduğumuz apartman var ancak öncelikle aklımıza gelen yapılar bunlar.

Dilek Apartmanı

Kadıköy’deki apartmanlarda gördüğünüz ortak noktalar var mı?

Buradaki apartmanların cephelerinde kullanılan malzemeler ve birtakım yapım detaylarının belirli dönemleri temsil ettiğini biliyoruz. Malzeme ve teknik üzerinden çeşitli trendler söz konusu olmuş. Örneğin 1950-1980 aralığında cephede traverten kaplamanın sıklıkla kullanıldığını, cepheye dinamizm katmak adına birtakım düzlemlerin cepheye entegre edildiğini, hatta balkon korkuluklarının özenle tasarlandığını söylemek mümkün. Ayrıca yine bu döneme tarihlenen kimi apartman cephelerinde mimarlık sanat ilişkisine referans veren panolara da rastlıyoruz. Bu panoların, yer aldığı apartmanlara ayrıştırıcı bir özellik verdiği muhakkak. Geniş arsalarda konumlanan apartmanlarda genellikle büyük balkonlar, pencere açıklıkları ve parapetler yardımıyla yatay bir tasarım diline rastladığımızı da ifade edebiliriz. Öte yandan daha dar cepheli yapılarda strüktürel sistemin bir çerçeve kurgusu oluşturacak şekilde dışa vurulduğu birtakım örneklere de rastlanmakta.

Çekip yayımladığınız bu fotoğrafları bir albüm formunda kitaplaştırdınız mı ya da böyle bir projeniz var mı?

Sosyal medya hesaplarımız aracılığıyla belgeliyoruz ve arşivlemeye çalışıyoruz. Gelecek hedeflerimizden biri ise Kadıköy’de farklı unsurlarıyla incelenmeye değer olduğunu düşündüğümüz apartmanlara odaklanan bir kitap yazmak. Öncesinde, elbette, belgeleme ve araştırma anlamında kat etmemiz gereken daha çok mesafe olduğunu da vurgulamalıyız.

Sohbet için teşekkürler. Son sözlerinizi alabilirim.

Biz Kadıköy Apartmanları çalışmasını aslında büyük bir hevesle ve amatör bir ruhla yürütüyoruz. Bahsettiğimiz apartmanları belgelemeye başladığımızdan beri arşivimizdeki pek çok yapı yıkıldı. Oysa bu yapıların bir kısmı, taşıdıkları özgün değerler gözetilerek modern mimarlık mirası temsilcileri olmaları bağlamında korunabilirdi. Bu yüzden mümkün olduğunca belgelediğimiz bu yapıların herkese ulaşmasını istiyoruz. Bu sayede insanlar, geçmiş konut kültürleri ile daha yakından ilişki kurabilir ve Kadıköy’deki zengin mimari üretimin daha da farkına varabilir. Zaten sosyal medya hesaplarımız aracılığıyla anladık ki bu konuyla ilgilenen pek çok insan var. Bu noktada, biz, takipçilerimizin de desteği ve yardımıyla da Kadıköy’e ilişkin oluşturmaya çalıştığımız hafıza albümü üzerinde çalışmaya devam edeceğiz.


İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir