İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Kadıköy Emek Tiyatrosu: Oyun Saatini Sabırsızlıkla Bekliyoruz

Türkiye’deki kültür & sanat girişimlerinin, işlerinin belkemiği olan İstanbul’da, bu alacalı şehirde Kadıköy de şehrin sahip olduğu en önemli değerlerden biri. 2012 yılında kurulan Kadıköy Emek Tiyatrosu da 8 yılını geride bırakırken şehrin, semtin önemli kültür & sanat mekanlarından, tiyatrolarından biri olarak varlığını koruyor. Pandemi koşulları ile beraber en ağır darbeyi hisseden alanlardan birinin tiyatro olduğunu hesaba kattığımızda mekân hayatına elbette serbest dönemlerindeki gibi devam etmiyor. Pınar Yıldırım tarafından kurulan Kadıköy Emek Tiyatrosu, bu on yıla yakın süre içerisinde bendeniz de dahil olmak üzere farklı birçok kesimden tiyatro severi harika oyunlar ile buluşturmasını bildi. İçinde bulunduğumuz salgın koşullarında canlı yayın imkanını kullanarak sinema sohbetleri, söyleşiler, seminerler gerçekleştiren Kadıköy Emek Tiyatrosu, sahnesinde oynanan oyunların adları ile süslenmiş kupa bardakları ile de bir online mağaza açtı bu dönemde. Kendisine mesele etmiş sorunları da içerisinde barındıran Kadıköy Emek Tiyatrosu, online atölyeleri ile de faaliyetlerini internet üzerinden gerçekleştirmeyi sürdürüyor. Uzun sözü kısa keserek lafı tiyatroya bırakalım.

Kadıköy Emek Tiyatrosunun kurucusu Pınar Yıldırım

Her şeyden önce Pınar Yıldırım’ın 27 yaşındayken Kadıköy Emek Tiyatrosunu açma sürecini merak ediyorum. Genç yaşta büyük bir adım bu. Bu süreci biraz anlatır mısınız?

Şimdi siz 27 deyince ben de bir “Voov! Çok küçükmüşüm, resmen cahil cesareti,” dedim içimden. Aslında çok bir numarası yok, cehalet diyeyim geçeyim. Nasıl bir dünyanın içerisine gireceğini bilmeden bir hayalin peşine düşüyorsun, sonra yaş 35 oluyor, yine de iyi ki yapmışım diyorsun. Bir kapıya tutuldum, o kapının peşine düştüm. Sahnenin iki girişi var. Bu yıla kadar diğer girişi görmemişti seyircimiz. Şimdi Teras’a oradan çıkılıyor. Sizin her zaman girdiğiniz, oyunu beklediğiniz o büyük siyah kapı var ya hani, işte ona tutuldum! Tutuluş o tutuluş. Ailemin büyük desteğiyle anahtarı elime alma cesareti gelmiş oldu. 2009’da Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tiyatro Bölümünü bitirdikten sonra farklı tiyatrolar ve eğitim merkezlerinde çalıştım. Koymak istediğim bir iki oyun, çalıştığım kurumlar yahut kurumun destekleyicileri tarafından sansürlendi. Babam da “Hikayelerini nasıl anlatmak istiyorsan öyle anlat; sansürsüz, kendi yerinde,” dedi ve macera böyle başlamış oldu.

Bir tiyatro mekanı açmak kadar onu oyunlar ile beslemek de büyük çaba isteyen bir iş olsa gerek. Mekanın bilinirliği, oyun takviminizin istediğiniz yoğunluğa ulaşması ne kadar zamanınızı aldı?

Hep şanslı bir insandım. Camiadan kimseyi tanımaksızın girdim mekan işletmeciliğine. İlk yılımda müthiş insan Özen Yula ile tanıştım; Kırmızı Yorgunları oyununu hediye etti bize. Kendisine hala minnetim sonsuzdur. Beyti Engin yönetiminde oyuna tiyatro camiasının tanıdığı özel insanlar (Ayçe Abana, Akasya Asıltürkmen, Barış Atay, Sezgi Mengi ve Füsun Erbulak) dahil oldu. İlk yılın sonlarına doğru Engin Alkan sahnemize tesadüfen geldi ve bir başka efsane buluşma da onunla gerçekleşti. Küskün Müzikal gibi hala sorulan, talep edilen bir oyunumuz çıkmış oldu ortaya. Engin Alkan gibi bir deha sahnemizin daimi hocası oldu. Eğer yoldaysan karşına hep yolda olan insanlar çıkar ve o insanlar hep doğru zamanda oradadır. Emek’in tanınması, yoğun takvimi, talep edilen bir sahne olması iki yıl içerisinde kendini tamamlamış oldu. Ama asıl ondan sonra başlamış oluyor zaten. Nasıl devam edeceksin? Büyük isimlerle başladın hadi otur düşün, ayıkla pirincin taşını, diyor hayat sana. Taş yediremezsin seyirciye bundan sonra. Başladığın seviyenin ya üzerine çıkacaksın ya o seviyeyi koruyacaksın. İki yılda bilinen, tanınan bir sahne mi oldun? Aşağısına bir düş de gör, diyor o zalim dünya. Ne bilinirlik, ne tanınırlık… Un ufak olur, yok olup gidersin, diyor. Sonra gelsin mide ağrıları, gitsin migren atakları.

Pandemi koşulları öncesinde, İstanbul’daki tiyatro izleyicisinin oyunlara ilgisi nasıldı?

Pandemi öncesinde öyle yazılıp çizildiği gibi altın çağımızı yaşamıyorduk. Hatta çok net rakam verebilirim; son 10 yılın en düşük seyirci ilgisi yaşanıyordu. Alışveriş merkezlerinin içerisine açılan tiyatroların popüler yapımcıları ve dizilerin ünlü simalarıyla yapılan büyük prodüksiyonlar yanıltmasın kimseyi. Tiyatro kötü bir sezon yaşıyordu. Nitelik olarak demiyorum. Kimsenin yaptığı işle ilgili iyi ya da kötü diye ayrım yapmak benim haddim değil. Haddi kendinde bulanlar buyursun konuşsun tabii, saygı duyarım.

Fotoğraf, 2018’de oynanan bir oyundandır.

Yine pandemi koşullarının öncesi için soruyorum; tiyatroya olan ilginin dünden bugüne arttığını düşünür müsünüz?

Dizi ünlülerine ilgi arttı, tiyatroya değil. Bu ayrımı tam kavramak gerek. “Aa Tennessee Williams’ın oyunu sahneye koyuluyormuş gidelim,” demiyor seyirci. Falanca dizinin filanca karakterini seyretmeye gidiyorum, diyor. Bu ikisinin arasında büyük fark var. İşte o yüzden sizin bize sorduğunuz halk için mi tiyatro, tiyatro için mi halk sualinizi ben de döner size sorarım; tavuk mu yumurtadan yumurta mı tavuktan. 🙂

Bildiğim kadarıyla Kadıköy Emek Tiyatrosunun bir terası, yani açık alanı da var. Orası için planlarınız neler?

Teras aslında, pandemideyiz duruyoruz, derken inşa edildi. Yukarıda böyle bir alanımız vardı ama seyircimize 8 sezon boyunca hiç göstermemiştik. Pandemi koşulları bizi, hep düşündüğümüz ama gerçekleştirmek için bir türlü harekete geçmediğimiz bir alanı kullanışlı hale getirmemize etken olmuş oldu. Teras’la birlikte 12 ay tiyatro, demek istiyoruz. Hava koşulları elverdikçe söyleşiler, açık hava için tasarlanan oyunlarımız devam edecek. İlk sezonu İkinci Hayat adıyla açmıştık. Şimdi ikinci sezon için hazırlıklara başladık. Mayıs ayında yavaş yavaş başlayacağız gibi tasarlıyoruz. Yeni metinler yazılıyor şimdiden.

Pandemi koşullarını geride bıraktıktan sonra da özellikle yaz aylarında teraslarda bir etkinlik kültürünün artacağını düşünüyorum. Ne dersiniz?

Kesinlikle katılıyorum.

Dijitalleşme artık “gelecekteki bir zamanda” değil şu anda yaşanıyor. Siz bu dönüşüme uyarlanmak için neler tasarlıyorsunuz?

Şu anda bu sürece nasıl adapte olacağımızı, her şey normalleştiğinde dijitalin hayatımızın ne kadarını hâlâ kapsıyor olacağını ekibimiz içerisinde tartışıyoruz. Üretimlerimizi moda olan bir yapının üzerine inşa etmek değil de değişen dünyanın içerisinde yenilenirken biz Emek olarak nasıl bir model kuracağımızı konuşup, bu dünyayı tanımaya, sindirmeye, özümsemeye çalışıyoruz. Yeni projeleri tasarlarken dijital dünyayı kapının dışında bırakmak gibi bir düşüncemiz yok. Tiyatro, tüm disiplinleri içerisinde barındıran bir sanat. Biz de Kadıköy Emek Tiyatrosu olarak gökkuşağının sekizinci rengi bulunduysa, merhaba sekizinci renk, deyip elimize bir fırça alıp o rengi tutturana kadar boya karacağımızı biliyoruz.

Belki sahnede oynanan oyunların, eş zamanlı olarak internet üzerinden canlı yayın ile de izlenebileceği bir döneme gireceğiz?

Moda Sahnesi sahneden naklen ile buna başladı aslında. Böyle bir döneme “belki” değil, laps diye gireceğiz 🙂

“Askıda Bilet” uygulamanız şu sıralar gerçekleştirdiğiniz online söyleşiler için de geçerli mi bu arada?

Tabii tabii. Askıda bilet uygulamamız tüm etkinliklerimiz için geçerli. Mesela sevgili Defne Halman, ara ara öğrenciler katılabilsin diye söyleşiler için bilet alıp askıya bırakır. Öyle de yüce gönüllü bir insandır Defne. Adını anmadan da geçmek istemem.

Tekrar Kadıköy Emek Tiyatrosuna gelip, oyun saatini beklerken etrafta aylaklık etmeyi dört gözle bekliyorum. Sohbet teklifini kabul ettiğiniz için teşekkürler!

Ben teşekkür ederim ekibimiz adına. Oyun saatini beklemeyi biz de en az sizin kadar sabırsızlıkla bekliyoruz. Ben inanıyorum, siz de inanın; yakındır o oyun başlıyor zilinin sesini duymamız.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir