İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Kadın- Damızlık Kızın Öyküsü- İmge

Feminizm köken itibariyle Latince kadın anlamına gelen ‘femine’ kelimesinden türemiştir ve temelinde ‘kadının özgürleşmesi’ düşüncesi yatar. Bu akım uygarlık tarihi boyunca sürekli ikincil konumda yaşamak mecburiyetinde kalan kadının bu durumdan kurtuluş hareketinin doktrinidir. Feminizm, kadınla erkek arasındaki toplumsal farklılıkları, nedenleri ve sonuçlarını ele alır. Kadına yönelik olan her hakkı savunmayı başlıca görev sayar. Feminizm hareketi kadının değersiz olmadığı, kadının erkeğin bir parçası olarak değil kendi başına bir bütün olarak ele alınması gerektiğini ve geleneksel kadın algısını değiştirmeye çalışmıştır. Kadınların oy kullanması, mülkiyet hakları, eğitimde eşitlik ve siyasi özgürleşme gibi temel haklar feminist dalga hareketlerinde ele alınmıştır.

İnsanın zoon politikan (siyasal varlık) olarak belirtildiği Grek toplumundaki kadının kölelerle eş tutulduğunu, hukuksal bir varlık olmadığından, yaşamları boyunca reşit sayılmadıkları için zoon politikan tanımına giremezlerdi. Tarihin derinliklerinden gelen kadının varlığının değersizliği feminizm ile birlikte savunulmaya başlanır. Kadınların hakları için bilinçli olarak ve büyük kitleler halinde harekete katılmaları 1789 Fransız Devrimi ile gerçekleşir. Devrim Fransız kadınlarına tam anlamında olmasa bile bir ölçüde çalışma ve yeteneklerine göre belli konumlara gelme hakkı kazandırır. Her ne kadar direnişler, yazınlar ve eleştiriler meydana gelse de kolektif bilinçte oluşan kadın imgesi değişim yaşamaya başlamıştır.

Feminizm içerisinde yer alan cinsiyet ve toplumsal cinsiyet terimlerinin de geçmişten günümüze değin yanlış bilindiği aşikârdır. Cinsiyet terimi kadın ve erkek olmanın biyolojik açıklamasıdır. Toplumsal cinsiyet ise kadın ve erkeğe toplum tarafından dayatılan anlamlar ile belirlenir. Biyolojik yapıdan ziyade cinsiyetlere yüklenen ruhsal psikolojik anlamlandırmalardır. Örneğin; toplumda kadına duygusallık, çocuk doğurma, yemek yapma, evde eşini bekleme özellikleri verilirken erkeğe güçlülük, eve para getiren, kararları alan, her alanda söz sahibi olma özellikleri verilmesi toplumsal cinsiyettir.

Kadına bakış Latince ‘imagos’ sözcüğünden türeyen imgeyle birlikte edebi metinlerde ortaya çıkmaktadır. Duyu organlarımızın dıştan algılaması sonucu nesnenin bilince yansıması ve farklı disiplinler içinde kullanılmasıyla birlikte kalıpyargıların değişim sürecinde etkin rol oynamıştır. Yazar ile bilinçaltı, yazar ile toplum arasındaki bağlantıyı edebi metinlerde bilinçaltımızı kontrol eden dürtülerin dışa aktarımı olarak ortaya çıkarır. İmgebilim toplumun bakış açısını yansıtma, toplumu anlama ve kadına bakışı görmek için bir yol gösterici olmasıyla birlikte feminizm de toplumsal tarihe ışık tutma, toplumsal tarihin eleştirisi yapma ve toplumsal tarihe yön vermeye çalışarak imgebilim çalışmalarıyla işbirliği içerisindedir. İlk imge çalışmaları ‘ben’ ve ‘öteki’ kavramlarını ele alırken zamanla ‘ben’, ‘biz’ ve ‘burası’nı ele almaya başlar. Tarihsel sürece baktığımız zaman ben’in hiçbir zaman öteki’yi anlamaya çalışmadığı görülmektedir. ‘Kadın olan ben’ ile ‘erkek olan ben’ imgelerinin arasında nasıl bir ötekileştirme olduğu edebi metinlerde görülmektedir. Erkek olan ben’in kadın olan ben’i farklılaştırdığını, biz olmaktan ziyade sadece erkeğin kendini ben olarak görmesi sonucunda kadınların tarihsel süreçteki seyri öteki olarak devam etmiştir. Toplumsal, siyasal, kültürel vb. olaylar ve süreçlerde kadın sadece erkeğin çok boyutlu yaşamındaki giderilmesi gereken ihtiyaçlarında ortaya çıkarılmış geri kalan kısmında ise öteki olarak hayatını sürdüre gelmiştir. Margaret Atwood’da eserinde hem erkeklerin hem de toplumun kadını nasıl ‘öteki’ olarak gördüğü hem de dönemin toplumsal ve siyasal bir öz eleştirisi yapmıştır.

Margaret Atwood

Yazar, şair, eleştirmen, denemeci ve feminist olan Atwood eserini 1984 yılında Batı Berlin’de kaleme almıştır. Kitabın arka kapağında yazan tek satırlık ‘Biz iki bacaklı rahimleriz, hepsi bu.’ cümlesi her şeyi özetler niteliktedir. Feminist distopya olan eserde devlete yönelik olan saldırılar sonucu Gliead Cumhuriyeti’nin kurulması ve ülkenin askeri diktatörlükle yönetilmeye başlamasıyla beraber dinsel temellere dayanan bir sisteme geçiş yapmaları, kimyasallar ve hastalıklar yüzünden doğurganlığın azalması bu yüzden ‘damızlık’ kavramının ortaya çıkması, kadınların sadece doğurganlığı ile hayatta kalabilmeleri ve değer görmemeleri, itaatsizlik halinde cezalandırılmaları, sınıfların – rütbelerin olması ve toplumsal ilişkiler anlatılmaktadır. Kadınlar hangi erkeğin buyruğunda ise o erkeğin ismiyle çağrılmaktadır. Toplum kısırlar, doğurma yaşını geçmiş olanlar ve hizmetçiler olarak ayrılır. Kırmızı uzun elbise, kırmızı eldiven, kırmızı peçeler ve beyaz başlık giyen damızlık kızları kahverengi elbiseli teyze denilen kadınlar eğitmektedir. Çiftleşme sürecinde duygusal bağ kurma, özel eşya edinme, konuşma, okuma ve yazma yasaktır. Damızlık kızlar yüksek rütbeli erkeklere aittir ve onlara çocuk doğurmaktan başka şansları yoktur. Kadının sadece bedenleriyle var olduğu eserin her satırında yer alır. Mesela; Komutan’a bir bebek vermek için zamanı kalmayan damızlık kız Komutan’ın Karısı tarafından Komutan’ın şoförüne gönderilmektedir. Eserin diğer satırlarında ise dine bakışı hem de erkeğin din ile bütünleşerek kadın üzerindeki hegemonyası verilmektedir.  Kadının erkeğin isteğine göre yaşaması gerektiği algısı açıkça görülür. Hiçbir şekilde ‘biz’ yaratılmaya çalışılmadığı, kadının ötekileştirildiği, her defasında ayinler ile kadının duygu ve düşüncelerinin elinden alınmaya çalışıldığı anlaşılmaktadır. Kadın kendisine verilen yaşantıyı istemediği takdirde ağır koşullarda çalışılan kolonilerden birine sürgün edilir. Gliead Cumhuriyeti din ve askeri gücü eline alarak insanları yönlendirmektedir. Romanı okuduğunuz takdirde yazarın kendi algı dünyasında imgeleri nasıl kullandığını, kadına karşı tutumu, siyasi, toplumsal, tarihsel ve dini bakış açılarına göre nasıl oluşturduğu görülür. Atwood’un kitabına aktarmış olduğu hayali rejimin aslında gerçekte var olduğu sonucu çıkarılır.

Kitabı okumanızı tavsiye ediyorum.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir