İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Keçe Ali: Yaptığım her iş benim adıma hikayeler anlatan birer meddah


Elif Patan: Resimlerinizde dedenizin ismi olan Keçe Ali’yi kullanıyorsunuz. Bize biraz dedenizden  ve bu mahlastan bahseder misiniz?

Keçe Ali: Kuvay-i Milliye hareketinde Mustafa Kemal paşanın emriyle, Ege’nin Aydın dağlarına bakan Bademli beldesi dağlarında efe olarak bilinen büyük dedem Keçeci Ali Efe orduya destek için düze inen efelerden. Yedi kızanıyla birlikte, vatan için büyük fedakarlıklar vermiş bir memleket sevdalısı. Bu ismi o kadar severdim ki, 2017 yılında İstanbul’da açtığım kişisel sergimde bu ismi ilk kez kullandım. Yirmi yıllık sanat hayatımda beni en mutlu eden anlardan biriydi bu karar.

16 yaşında Ulusal çapta resim yarışması birincilik ödülü aldığınızı biliyoruz. Genç yaşta elde ettiğiniz bu başarı ilerleyen yıllarda sanata olan tutkunuzu nasıl etkiledi? Siz de yarışmaların genç sanatçılar üzerinde olumlu bir etki yarattığı düşüncesini destekliyor musunuz?

Resim, heykel ya da sanatın bir çok dalı ilkokul sıralarından itibaren hep ilgimi çekti. Sınıf içinde iyi resim yaptığımı söyleyen arkadaşlarım olurdu. Bir gün Ulusal çapta bir resim yarışması kazandığımı öğrendiğimde, hayatımın tamamen resim olacağını tahmin etmiştim. Sanata olan tutkum, beni günde sekiz saat düzenli bir disiplin içinde atölyemde çalışan biri yaptı. Sağlıklı olduğum sürece böyle devam etmek istiyorum. Aslında sorunuza şöyle cevap verebilirim, evet yarışmalar lokomotif etkisi görüyor çoğu zaman. Fakat sanatla uğraşan çoğu kişi  hassasiyetleri yüksek duygusal insanlardır. Kaybedilen yarışma sonuçları olumsuz yönde de etkileyebilir.

İstanbul Bienali’nde Sergilenmiş Bir Çalışması

2017 yılında “Sandık İçi Haller” kişisel serginizden bahseder misiniz? Çalışmalarınızın teması nedir?

Bir süre sergilerime ara vermiştim.2017 yılında İstanbul’da Derinlikler Sanat Galerisi bir sergi teklifinde bulununca, sandığımın içinde bulunan kağıt işlerimi sergilemek istedim. O yüzden serginin ismi ‘Sandık İçi Haller’ oldu. Keçe Ali işlerini de ilk kez o sergide görücüye çıkardım. Çalışmalarımda genellikle lekesel durumlar vardır. Bu lekeselliğin içinde, mutlaka figürü kullanmaya çalışırım. Arka planlarda kullandığım tekrarlar, geleneksel minyatür ve tezhibin içinden çıkıp gelir. Ben biraz da bizim toprakların dokusunu anlatmaya çalışıyorum.

2019 yılında Lübbey Köyü’nde kişisel sergi çalışmanız oldu. Terk edilmiş bir köyde sergi düzenleme fikri nasıl ortaya çıktı? Sadece yedi kişinin yaşadığı bir köyde açtığınız sergiye yönelik nasıl tepkiler aldınız?

Lübbey köyü büyülü bir yer. Anadolu’daki hiçbir yere benzemiyor. Tek bir beton parçasının girmediği tarihi bir köy. Bu köy yıkılıyor ve harap vaziyette. Terk edilmiş köylere dikkat çekmek amacıyla açtım o sergiyi. Basında gerekli karşılığı buldu ve çorbada benimde tuzum oldu. Şimdilerde Kültür Bakanlığı tarafından ele alınmaya başladı.

Sergiyi evet yedi kişiye açtım. Terk edilmiş kahvehanenin içinde ,başında poşusu ile köylü dedeye basın bir suru sordu. Bu resimde ne görüyorsunuz diye? Dedenin cevabı ,evlat ben resimden anlamam ama bu yaşımda bu renkleri ilk kez görüyorum oldu. Bu cevap benim resim hayatımdaki en güçlü cümleydi.

Lübbey Köyü’ndeki Sergiden

Terk edilmiş bir köyde sergi düzenleme fikri sanatın yalnızca galeri ya da müze gibi mekanlarda değil pek çok ortamda kendine yer edinebildiğini gösterdi. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Kesinlikle katılıyorum. Yeni sergi projelerim hazır yakın zamanda duyuracağım. Benzer projelere devam edeceğim.

Urla Sim Art Galeri’de “Töz” adlı resim serginizde özünde hiçbir şeyin değişmediği ve aynı kaldığına yönelik bir hisle birlikte izleyici her resminizde bir hikaye görüyor. Siz bu hikayeleri resme dökerken nelerden etkilendiniz?

Ben hikayeleri severim, anlatmayı daha çok severim. İzleyiciye birer cümle verdim o sergide ve çok güzel tepkiler aldım.

“Tarihin İzi Serisi” 2019 ve 2020 yılları arasındaki çalışmalarınızı kapsıyor. Çalışmalarınızda tarihi dokusu güçlü, yaşanmışlığı çok olan mekanlardan etkilendiğinizi görüyoruz. Çalışmalarınıza bakarken hayal gücüm aktifleşerek beni bambaşka yerlere götürüyor. Siz de üretim sürecinde aynı duyguyu hissettiniz mi?

Nerde kahverengi bir tabela görsem oraya çeviririm aracımı ve arkeolojik bir alanı ziyeret ederim. Tarihin izinde serisi öyle çıktı. Evet hissetmeden yapmak mümkün değil. Lidyalılardan, Kilikyalılara, beylikler dönemine kadar bir sürü medeniyeti içselleştirmeye çalıştım o seride. Arkeolojiyi ve mitolojiyi o seride izleyiciyle paylaşmak istedim.

Tarihin İzi Serisinden

Biraz da çalışmalarınızda kullandığınızdan tekniklerden bahseder misiniz?

Ben genellikle akrilik boya ve karışık teknik kullanıyorum. Tuval ve yağlı boya kağıtları bazen de duralit üzerine çalışmaktayım.

Son olarak sanatın bir iletişim aracı olduğu düşüncesine katılıyor musunuz?

Sandıkta kalmadığı sürece işlerim, evet benim için bir iletişim aracı. Yaptığım her iş benim adıma hikayeler anlatan birer meddah. Sizlerle iletişime ve bu röportaja neden olan birer imge. Teşekkür ediyorum sizlere.

Gazete Sanat Ailesi olarak biz teşekkür ederiz.

Röportaj: Elif Patan


İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir