İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Kelimelerinin oyasıyla masalları süsleyen kadın: Defne Çizakça


Röportaj: Engin Dal

Kalbinin ekmeğini safiyane bir biçimde mayalamış ve hayatını ona göre fermente eden bir yazar. Bir çok kültüre kendi ışıltısını buhurdanlığıyla yansıtıyor. Tanımaktan onore olduğum değerli bir şahsiyeti tanıştırmaktan ziyadesiyle mutlu olduğum Defne Çizakça…

İsminle müsemma olduğunu düşünüyorum. Yaz-kış hiç solmadan aynı aura, aynı frekansta gökyüzünün maviliğiyle, sema’dan yazmak için dünyayı seyre çıkmış gibisin. Hollanda’lı bir annenin, Türkiye’li bir babanın kızı olmak, melezlik, yazı serüveninde seni nasıl etkiledi?

Çok teşekkür ederim bu güzel sözlerin için! Sanırım iki kültürlü herkes farklı şekillerde deneyimler melez olmayı. Benim hayatımda, karışık olana ve arada kalana karşı bir sevgi ve merak olarak tezahür etti melezlik. Bir de “ötekilik” hissiyatını içselleştirmeme yol açtı.

Hollanda’da yaşarken sık sık önyargılarla ve ırkçılıkla karşılaştım. Çünkü etrafımdaki diğer çocuklar gibi sarışın ve mavi gözlü değildim. Türkiye’ye geldiğimizde yine bir yanımla yabancıydım ama bu bizim topraklarımızda iyi bir şeydi. Yani ötekilik hali hep vardı ve bu durumun nasıl algılanacağının benim kontrolümde olmadığını erken yaşlarda öğrendim. Ne tam Türkiyeli, ne de tam Hollandalıydım. Kendim hakkında hiç yazmıyorum ama içinde bulunduğum her proje aradalık hissiyle, eşikte olmakla alakalı. Dolayısıyla melezliğin yazı serüvenimdeki etkisi büyük.

Masal, deneme, öykü dalında hem editörlüğünü yaptığın, hem de yazılarınla katkıda bulunduğun; “New Fairy Tales: Essays and Stories,” “Unsettling Wonder: Tales of Kismet, Changelings, Why Would Anyone Enchant That?, Fairy Brides, Wise Fools,” “Miscellaneous:Writings from the Hunterian,” “Tip Tap Flat: A View from Glasgow,” gibi İngilizce projelerin ve Türkçe kaleme aldığın slow book “Galata’nın Kıvırcık Cadısı,” var. Okurlarına gelecekte neleri sunmayı hedefliyorsun?

Evet, mutfakta durmadan kaynayan bir cadı kazanı var! Dil konusuyla başlamak gerekirse; yazı, editörlük ve masal çalışmalarına hem Türkçe, hem de İngilizce devam etmek istiyorum çünkü iki dilde de hayal kurmayı çok seviyorum. 

Somut projelere gelince, Şubat ayında bitireceğim ve tarihteki ilk kadın simyacıyı konu olan Türkçe bir romanım var. Kadın kaçakçılığı ile ilgili İngilizce bir kitap oluşum sürecinde. Usul usul biriken hikayelerimi de derlemek istiyorum. Bir de tabii birincisi bu yıl the Poet House’tan çıkan bir cadı üçlemesi var. Bu işlerin yanı sıra pandeminin başından beri kişiye özel masallar yazıp, resimleyip, seslendiriyorum. Venezuela’lı bir yazarla planladığımız bir podcast te kalbimin ucunda.

Hayalim, yaptığım her işle farklı bir konuyu ele almak ve daima kendimi geliştirmek. Hiç bir kitabımın birbirine benzememesi, fakat her birinin okuyucuya büyülü hisler yaşatmasını ümit ediyorum. 

Türkiye ve Avrupa’da bir çok üniversitede hem kendin hem de yazılarınla deniz feneri oluyorsun. Türkiye’de, dahili ve harici konumda temasta olmak seni nasıl besliyor ve ne gibi katma değerler katıyor?

Türkiye’de yaşamak, adımını dışarı atar atmaz bir masalın içine düşmek demek. Hayalini bile kuramayacağımız karakterlerle çevriliyiz. Yan masada konuşulanları bir kitapta okusak, “hadi canım, bu yazar da amma abartmış!” deriz. 

Fakat bir masal içinde yaşıyor olmak, yorucu da olabiliyor. Masallar efsunlu fakat bir o kadar da zorlu çemberler. Ara sıra yurt dışında çalışıyor olabilmek bu duygu yoğunluğunu dışarıdan görebilme şansını veriyor bana. Çünkü masalın diğer yüzü karanlık. Her gün şiddetle, kadın cinayetleri ile, haksızlıklarla uyanıyoruz. Düzeni değiştirmeyi arzulayıp çokça öfkeleniyoruz, bazen çaresiz kalıyoruz. Dışarısı ile bağ içinde olmak, mücadelemizin ortak olduğunu hatırlatıyor bana, özellikle feminizm babında. Dahili ve harici, aynı güzel düşleri kuran milyonlarca insanız. 

Glasgow Üniversitesi, Edinburgh Üniversitesi ve Koç Üniversitesi’nde öğretmenliğin, yazı rezidansların, kolektif çalışmaların, Edinburgh ve Koç Üniversitelerindeki derslerin ile “En Başarılı Hocalar,” listesi, Gillian Purvis ödülün var. Objektif olarak baktığımda bir akarsu gibi çağlayarak akıyor yaptığın her şey. Defne’nin viraj olarak nitelendirdiği bir kırılma zamanı oldu mu?

Çok teşekkürler ve tabii ki, hem de çok! 

Hatırı sayılır bir kırılma çok severek yazdığım romanımın harika bir menejerden teklif alması fakat sonrasında uygun bir yayın evine satılamaması sürecinde gerçekleşti. Uzun yıllar üzerinde çalıştığım bir projeydi ve onun için hayal ettiğim hayat sekteye uğradı.

Basamakları teker teker çıkmıştım ve son aşamada merdivenin ucundaki kapı gözden kaybolmuştu. Artık karşımda bir kapı değil, geniş bir gökyüzü vardı. Bu sonsuz olasılık barındıran boşlukla ben şimdi ne yapacaktım?

“Başarısızlık”, yahut kırılma noktaları acılı ama bir o kadar da doğurgan yerler. Kopan, kırılan, boşa giden hiç bir şey yok aslında. Sadece bilinen kalıplar ortadan kalkıyor. Bir yazar için gerçekten hayati değerleri hatırlatabilir bize bu virajlar: asla pes etmemeyi, bir sonuç uğruna değil süreç aşkına yazmayı, başarıyı ve başarısızlığı aynı ölçüde önemsememeyi. Takılıp düştüğüm her noktada ben bunları hatırlamaya çalışıyorum.

Pandeminin başından beri kişiye özel masallar yazıyorsun. Bu maceraya nasıl atıldın ve bu proje senin için neden önemli?

Kişiye özel masallar, Jung Koçluğu eğitimi sırasında tanıştığım sevgili Şebnem Toker’in bir davetiyle başladı. Aldığımız dersler boyunca kolektif bilinçaltını, arketipleri ve sembol dilini çok konuşmuştuk. Eğitimimizin sonunda da Şebnem sevdikleri için masallar istedi benden, böylece yeni bir maceraya atılmış oldum. 

Tek bir insana yoğunlaşmak, onun merak ve tutkuları üzerinden olay örgüleri kurmak ve günün sonunda bu masalın o kişiye has ve biricik olması beni heyecanlandırıyor. Bir anahtar görevi göreceklerini, zor anlarında masal sahibine dostluk edeceklerini umuyorum kitapların. O niyetle yazıyor ve süslüyorum sayfalarını.

İlk yazdığım masallarda çizimler konusunda yardım almıştım. Artık orjinal hikayenin yanısıra, kitap tasarımı ve ilüstrasyonlarını da kendim yapıyorum. Öğreneceğim çok şey var ama işin içine boya ve fırçalar girdiğinden beri yazı zevkimin kat be kat arttığını söyleyebilirim.

Hiçbir şey yapamadığında ne yapabilirsin?

Uzun uzun denizi seyredebilirim.

Kendinle randevuya en son ne zaman çıktın?

Dün. Sahilde yürüyüşe çıktım, sonra da yağmura yakalandım. Elimi cebime atınca 5 lira buldum ve simit yiyerek eve döndüm. Çok keyifli bir randevuydu.

İnsan hakları yeterli değil mi? Neden kadın hakları da var?

Kadının insanlığı hala erkeğinkinden daha değersiz görüldüğü için kadın hakları var.

Bedel ödemeden neyi deneyimlemek isterdin?

Hiç uğraş vermeden Yunanca, Arapça ve İbranice biliyor olmayı çok isterdim. 

Elini göğsüne koyup neye ihtiyacım var diye sorduğunda ilk aklına gelen?

Daha az beklentiyle, daha çok sevebilmek.

Hayatını karşına alıp gözlerinin içine bakabiliyor musun?

Bu röportaj bana tam da bunu hissettirdi! Halen bakışıyoruz. Hatta bir ara bana göz kırptı, sonra da nanik yaptı.

Hayatında ne değişirse daha mutlu olurdun?

Ülkedeki politik hal değiştiğinde daha mutlu olacağım. Daha mutlu olacağız.

Hangi yazar tarafından hayatının yazılmasını isterdin?

İspanyolca yazılsa olur mu? Kabulse Roberto Bolaño.

Çocukluğunun cebinde ne var?

Annemin elma pastaları, dağ yürüyüşleri, köpeklerimiz, kocaman bir kütüphane, zeytin ağaçları, Uludağ’dan yan bahçeye inen geyikler.

Her insanın, kayıp bir puzzle parçası var mıdır?

Bence vardır. O eksik parçayı kabullendikçe demleniyoruz.

Daha doğmadan yaşayacağın hayatı görseydin eğer yine de dünyaya gelmek ister miydin?

Kesinlikle! Hem de daha çabuk doğmak isterdim ve her günü yeniden, daha büyük bir farkındalıkla yaşamayı.

Tanrı’ya sormak isteyeceğin üç soru?

Öldükten sonra neler oluyor?

Geçmiş hayatlarımda neydim, kimdim ve kimlerleydim?

Bu hayatta nasıl yaşarsam, ne yaparsam kendimin en faydalı versiyonu olabilirim?

Hayatını ne şekilde mayalıyorsun?

Eski Yunancada kalokagathia diye bir kelime var. İyilik ve güzellik kelimelerinin karması. O kelimenin izini sürmeye çalışıyorum her yerde. İnsanlarda, sanatta, seyahatlerde. 

Kitabın film oluyor. Sountrack’in hangi müzik olmasını isterdin?

Tek bir şarkı hakkım var ise: Nikos Papazoglou, Kaneis Edo Den Tragouda.

Eğer bir müzik türü seçebilirsem: Rebetiko.

Üç kelime ile Defne Çizakça?

Cadılık, masallar, ve (kedim) Mişka Mistika.

Engin Dal

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir