İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

“Konuşma Sanatı”


Konuşmak bir sanat mıdır? Cevabım evet çünkü sanatı, hem bir insanın kendini ifade etme aracı hem de diğer insanlarla iletişim kurma aracı olarak değerlendirebilmemiz mümkündür. Konuşmanın amacı da bu değil midir zaten? Toplumsal yaşam içindeki insanın çevresiyle iletişim kurarak kendini var etme çabası…

Konuşma dediğimiz an, sesin iletilerek duymanın gerçekleşmesi eylemini kapsayan sözlü iletişim gelir aklımıza. Beraberinde ağzımızdan dökülüveren sözcüklerin söylenişi, vurgu, tonlama, ses tonu, konuşma hızı gibi bileşenleri düşünürüz. “Konuşma Sanatı” dediğimizde ise sözlü iletişimin ötesine geçen bir anlamı ifade eder. Konuşma sanatı; düşünmeyi, vermek istediğimiz mesajı en iyi ifade edecek sözcükleri seçmeyi, yeri geldiğinde es vermeyi, hatta susmayı gerektirmekle beraber duygularımızın aktarımı olan jest ve mimik kullanımı gibi sözsüz iletişim unsurlarını kapsar. Yapılan kimi araştırmalar iletişimde beden dilinin %60, ses tonunun %30, sözcüklerin ise %10 önem taşıdığını ortaya koymuştur. Dolayısıyla konuşma sanatını “uygun sözcüklerle doğru konuşmak” şeklinde değerlendirmek dar bir bakış açısı olacaktır.

Peki ya sanatın estetik yönü?

Sanatın olmazsa olmazı, estetik yönünün “Güzel ve Etkili” konuşmada devreye girdiğini söyleyebiliriz. Konuşmacı ve dinleyici, sanat eseri ve izleyici gibi etkileşim hali içindedir. Sanat eserinin duygu ve düşünceleri harekete geçirerek izleyicide bir etki alanı oluşturabilmesi bu bağlamda, konuşma sanatını bilen bir kimsenin dinleyicide yaratacağı etki ile paraleldir.

Neyi nasıl söylüyorum?

Tıpkı iki farklı sanatçıdan dinlediğimiz aynı şarkının birinin yorum farkı dolayısıyla bizi daha çok etkilemesi gibi herhangi bir bilginin aktarılma biçimindeki diksiyon ve hitabet farkı nedeniyle iletinin alıcıya ulaşmasında ve etki alanında çeşitli sonuçlar olacaktır. Kimisi dinleyicide merak uyandırarak kendini dinletebilirken; kimisi sesini kıstıracak, görüntüsünü kapattıracak veya sıkılmış bakışlara maruz kalacaktır. Herhangi bir sanat eserinin beğeni uyandırmaması veya dikkat çekici olmaması ve dolayısıyla izleyiciye ulaştırmak istediği -belki de çok anlamlı- bir mesajı ulaştıramaması gibi konuşmacı da iletisini alıcıya ulaştırmayı başaramayacaktır.

Sonuç…

Günümüzde “Konuşma Sanatı” eğitimleri revaçta olmakla beraber genellikle satış faaliyetleri, ikna kabiliyeti ve liderlik vasıflarıyla beraber kitleleri sürükleme gibi alt başlıklarla ilişkilendirilmiştir. Şahsi görüşüm bu ilişkilendirmenin kişinin birincil motivasyonunun, özgün ve özgüvenli bir birey olarak duygu ve düşüncelerini ifade etme becerisini geliştirme arzusundan ziyade pragmatik bir hedefe yönlenmesine sebep olduğu yönündedir. Çünkü bana göre gerçek sanat, her şeyden önce sanatçının kendi duygusunu dile getirme ihtiyacı hissetmesiyle başlar ve akabinde eseri ortaya koyan kişiden izler taşır. Eser ile izleyici yahut konuşmacı ile dinleyici arasındaki ilişkinin boyutu da -derinliği yüzeyselliği, doğallığı yapaylığı anlamında- bence tam olarak burada gizlidir…

İdil Güney Şimşek

Bir yorum

  1. Ayşegül Güney Ayşegül Güney 12/08/2021

    Özlemiştik. Bu güzel anlatım için teşekkürler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir