İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Madalyonun İki Yüzü – Uğur Gallenkuş ile “Savaş ve Barış / Paralel Evren”e Dair…


Susmayı, kendi kabuğunun içine çekilmeyi, bir yaşam biçimi, bir kişilik simgesi olarak benimseyen insanlar vardır. Özgürlükleri ve silahları konuşmamaktır. Her adaletsizlik, onların eylemsizliğinden güç alır biraz da…

Uğur MUMCU

Yaratıcı ve özgün çalışmalarıyla sosyal medyada sıklıkla rastladığımız ve evrensel basında adından sıkça söz ettiren Uğur Gallenkuş, “Paralel Evren” adını verdiği serisiyle hayatın zıt iki yüzünü bize sunuyor. Adeta görmediğimiz ya da görmekten kaçındığımız gerçeklikleri bir tokat gibi vuruyor yüzümüze… Bunu yaparken aynı zamanda herkesi düşünmeye, sorgulamaya itiyor. Aynı kare içerisinde açlığı çekerken, lüksü yaşıyoruz. Ya da huzuru da duyumsuyoruz huzursuzluğu da… Bugün Gallenkuş ile “Paralel Evren / Savaş ve Barış” çalışmalarını ve altında yatan hikâyesini konuştuk…

Crossing the Red Sea / Kızıl Denizi Geçmek
Editorial Photo: K.M. Asad, @kmasad

“”14 Eylül 2017. Myanmarlı Rohingyalı bir mülteci kadın, Bangladeş’e tekneyle geldikten sonra oğlunu Teknaf yakınlarındaki Shah Porir Dwip Adası’nda tutuyor

Merhaba Uğur Bey, isterseniz öncelikle sizi tanıyarak başlayalım. Kimdir Uğur Gallenkuş?

1990 doğumluyum. İşletme okudum. İstanbul’da özel sektörde çalışıyordum fakat yakın zamanda kitabım çıktığı için, onunla ilgilenmem gerekiyor. Şu anda çalışmalarıma ve kitabıma yoğunlaşıyorum.

Soy isminiz Gallenkuş fakat çalışmalarınızı “uğurgallen” olarak imzalıyorsunuz. Bunun özel bir nedeni var mıdır?

Özel bir nedeni yok. Daha ilgi çekici ve basit bulduğum için nick olarak onu kullanmayı tercih ediyorum. İlk etaptan beri “Uğurgallen” olarak imzalamayı tercih ettim, son zamanlarda tam ismimi paylaşmaya başladım. İlk bu çalışmalarım paylaşılmaya başlandığı zaman genel de dış basın beni “Uğur Gallen” olarak zikrediyordu.

Children Are Children First – Balloons / Çocuklar Önce Çocuktur – Balonlar
Editorial Photo: Amer Almohibany, @amer.almohibany
“”9 Nisan 2016 – Suriyeli çocuklar, Şam’ın doğu eteklerindeki Jobar mahallesindeki ağır bombalı binaların önünden balonlarla koşuyor.

İlk olarak dış basınla bilinirlik kazandınız. Bu süreçten biraz bahsedebilir misiniz?

2016 yılında bu çalışmalarımı bobiler.org‘da paylaştıktan sonra orada hatırı sayılır bir farkındalık yaratmaya başlamıştım. Daha sonra bu çalışmaların devamını, 2018’de boredpanda isimli bir içerik paylaşım sitesinde yayınlamaya başladım. Yayınladıktan sonra paylaşımlarım hayal bile edemediğim bir ivme kazandı. Dünyanın her yerinde ses getirdi. Bir sabah uyandığımda instagramda 100 kişi olan takipçi sayım 50.000 kişi olmuştu. Her gün bir o kadar artmaya başladı. İlk etapta anlam verememiştim ama 1-2 gün sonra anladım ki Meksika’da, Rusya’da, İspanya’da haberlere çıkmışım. Mailler geliyor, gazetelerden televizyonlardan röportaj talepleri geliyor…

Ben de ne yapacağımı bilemedim açıkçası. Hiç alışkın olmadığım ve beklemediğim bir şekil kazandı bu durum. Biraz da amatör bir şekilde başladığım için bazı şeyleri hesaplamamıştım. Telifler gibi sorunlar 🙂 Çünkü fotoğraflar bana ait değil. Fakat enteresan olan taraf fotoğrafçılar da bana destek oldular. Yaptığım çalışmaların anlamlı olduğunu, tabii çekmiş oldukları fotoğrafların belirli bir mesajı verdiğini fakat birleştirdiğim kolajlarla bu verilmek istenen mesajların daha anlamlı ve daha sert bir ifadeye döndüğünü belirttiler. Bu şekilde birçok fotoğrafçı ile temas kurarak, onların fotoğraflarını kullanarak belirli sorunları, savaşları, çocuk hakları, kadın hakları, çevresel sorunlar gibi konuları ele aldım. Hala da o fotoğrafçıların destek ve motivasyonlarını alıyorum.

Bizi, bildiğimiz ama görmekten kaçındığımız noktalardan yakalıyorsunuz. Sizi, tepkilerinizi sanatla ifade etmeye iten neydi? Ya da yaşanılanlara duyduğunuz tepkiyi ortaya koyarken “sanat” yapma gayesi güdüyor muydunuz?

Aslında herhangi bir sanat eğitimim yok ve öyle bir gayemde yoktu. Çalışmalara hobi olarak başladım. bobiler.org da uzun bir süredir montaj çalışmaları yapıyordum. Yaptığım işler genelde mizahi siyasi içerikli çalışmalardı. Orada yapmış olduğum bu çalışmalar sayesinde şu anda “Paralel Evren / Savaş ve Barış” temalı kolajlarımı geliştiriyorum. Seriye, “Suriyeli mülteci” krizi diye adlandırılan ve Aylan bebeğin sahile vuran fotoğrafı üzerine yaptığım bir çalışmayla başladım. Bu olaydan birkaç hafta sonra çalışmalarıma, Yunanistan’a gitmeye çalışan bir mülteci grubunun, korku ve çaresizlikleri gözlerinden okunan çocukların ifadesiyle devam ettim. Onların korku ve çaresizliklerini görünce ne yapabilirim diye düşündüm ve aklıma bu ortadan ikiye bölünmüş kolaj çalışmaları geldi. Hobi olarak başladığım çalışmalar zamanla sanata döndü…

Bathing at War, Bathing at Peace / Savaşta Yıkanmak, Barışta Yıkanmak
Editorial Photo: Wissam Nassar, @wissamgaza
“”2015 – Salem S., kızı Layan’ı ve yeğeni Shaymaa’yı, evlerinin Gazze’deki İsrail hava saldırısından kurtulan tek bölümü olan küvetlerinde yıkıyor.

Çalışmalarınızda yüzyıllardır var olan toplumsal sorunları eleştiriyorsunuz. Özellikle Ortadoğu Bölgesinde hiç bitmeyen savaş süreci, orada yaşayan insanlar için alışılagelmiş bir durum haline geldi ne yazık ki. Aynı zamanda açlık, eşitsizlik, adaletsizlik… tüm bu kavramlar “Paralel Evren” serisi içinde vuku buluyor. Genel olarak çalışmalarınızla neyi yansıtmak istiyorsunuz?

Kullanmış olduğum teknik aslında basit bir teknik. Bu tekniği farklı kavramsal çerçevelerde, farklı objelerle yada görsel düzenleme ile bir çok sanatçı kullanıyor. Benim burada amacım, bu konuları görmek istemeyen insanlara ya da toplumlara bunları göstermek, bir farkındalık yaratmak. Hem de gösterişin, lükse bağlı işlerin çok olduğu bir platform olan Instagram’da bunu sunmak. Hepimizin düşünmeye ihtiyacı var.

Toplumlar ve sosyo-ekonomik sınıflar arasında farkındalığın yanı sıra empatiyi de arttırmayı amaçlıyorum. Reel fotoğrafları tercih etmemin sebebi de biraz bu. Hep gördüğümüz, genelde uzaktan baktığımız fakat içselleştirme yapamadığımız sorunlar. Norveç’teki bir insan için Irak’taki bir savaş pek anlam ifade etmiyor olabilir çünkü içsellik kazanamıyor. İçselleştiremediğimiz için bu sorunlar bize biraz yabancı kalıyor ama iki görseli yan yana koyunca, ki bu görsellerden biri sanat objesi de olabilir, inci küpeli kız da Mona Lisa da… Çünkü hepimizin hayatında olan objeler bunlar. O zaman insanların içselleştirmesi daha kolay oluyor. Anlayabiliyor ya da bir empati kurabiliyorlar. Burada mesaj: “Oradaki çocuk sizin kardeşiniz de olabilir, çocuğunuz da…” yı verebilmek. Bundan dolayı da sürekli göz ardı edilen sorunların, aslında göz ardı edilemeyecek boyutlu olduğunu insanların yüzüne vuruyor olması da önemli.

Bu noktada burada mesaj verdiğim iki kesim var. İlk olarak; batıdaki bir insan, içinde bulunmuş olduğu koşullardan belki şikayetçi, Fransa’daki bir insan aldığı ücretten dolayı muzdarip olabilir. Fakat kendinden hariç, başka toplumlarda, yerlerde daha büyük sorunlar, problemler var… Bunları görmeleri gerektiğini belirtmek istiyorum. Diğer yandan ise, asıl önemli bulduğum ve dokunmak istediğim kesim “savaşa maruz kalanlar”… Yaşadıkları acıları gerçekten görmelerini ve “Neden bu sorunlara hala maruz kalıyoruz? Neden diğer toplumlar ya da ülkeler gibi olamıyoruz?” u düşünüp buna göre kendilerine çeki düzen vermelerini, buna göre çocuklarının geleceklerini yeniden inşa etmelerini istiyorum.

Lunch Break / Öğlen Arası
Editorial Photo: GMB Akash, @gmbakash.
Bangladeş, Dakka’da iki çocuk işçi çalıştıkları fabrikada bir mola sırasında öğle yemeğini yiyor.

Yakın zamanda çalışmalarınızı topladığınız bir kitap bastınız. Sadece Türkiye’den değil, dünya genelinden kitabınıza talep oldu. Birazda bu süreçten bahsedelim isterseniz. Çalışmalarınızı bir kitapta toplama fikri nereden aklınıza geldi?

Kitap çıkarma fikri Amerika’da yaşayan Arzu Tunca isminde Türk yayıncı tarafından geldi. Kendisinin zaten çocuklarla ilgili kitaplar bastığı bir yayınevi var. “Seninle bir kitap projesi yapabilir miyiz?” dedi, kitap çıkarma serüvenimiz böyle başladı. Başta da söylediğim gibi çalışmalara ilk olarak hobi olarak başladığım için bazı şeyleri hiç düşünmemiştim. Telifsel problemlerdir, kullanılan görseller neredendir gibi… O yüzden bazı görselleri yeniden yapmaya, izin almaya başladım. Arzu sağ olsun maliyetsel problemleri kendisi halletti. Arzu sayesinde şu anda bir kitabım var.

Çocukların Paralel Evrenleri kitabı, çocukların maruz kaldıkları sorunları işlediğim 50 kolaj çalışmasından oluşuyor. Kolajlarım tüm dünyaya hitap ettiği için kitabı İngilizce hazırladık ve yayınladık. Çalışmalarımda yer alan çocuklar belki sadece bir ülke, kültür ya da sosyo-ekonomik gruba örnek gibi görünebilir ama aslında bu sorunlar bütün toplumlar ve ülkelerde nadir ya da yaygın olarak mevcut olan sorunlar. Kitaptaki çalışmalarım, Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilen Dünya Çocuk Hakları Evrensel Bildirgesi’nde yer alan ve çocuklara sağlanması gereken temel hakların başlıklarına göre kategorize edildi. Bütün çocuklar aynı haklara, eşit değere, sıcak aile ortamının sevgisi ve güvenine, temel yaşam, eğitim, sağlık haklarına sahip. Hiçbir koşul, çocukların bu haklardan mahrum olmasına engel teşkil etmemeli. Tabii bu söylediklerim kağıt üzerinde yani teoride taahhüt edilen şeyler. Pratikte ve dünyamızda ise tam tersi örnekler yaygın olarak yer alıyor…

Wounded Girl with a Pearl Earring / İnci Küpeli Yaralı Kız
Editorial Photo: Ammar Suleiman, @ammar.sulaiman.91
“”21 Şubat 2018 – Yaralı bir Suriyeli kız, Suriye hükümetinin Şam’ın dışında kuşatılmış Doğu Guta bölgesini bombalamasının ardından Kafr Batna’daki derme çatma bir hastanede tedavi görüyor.

Dünyamızda çocuklar, çocuk asker olarak çatışmalarda ya da cephe gerisinde kullanılıyor, çocuk işçi olarak çalışıyor, çocuk seks işçisi olarak pazarlanıyor. Bunun yanında şu sıralar pandemi ile birlikte aksayan eğitimden dolayı gelişmiş ülkelerdeki çocukların mezuniyet süreçlerinin uzaması ve bu kayıplardan dolayı ülke ekonomilerinin uğrayacağı zararlardan bahsediliyor. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) verilerine göre şu anda dünya üzerinde 7.1 milyon mülteci çocuk bulunuyor ve bunlardan 3.7 milyonu ise hiç okula gitmiyor. UNHCR’deki bir yetkiliye göre “Eğitim, mültecilere ve mülteci çocuklara ikinci bir şans verilmesi ve fırsat eşitliği açısından önemli.” Yine aynı yetkiliye göre “Mültecilere gerekli eğitimler verilmezse, bağımsız olarak üretip yaşayamayan, iş bulamayan ve bulundukları topluma katkı sağlayamayan ve adaptasyon sorunu yaşayan bir neslin bedelini ödemeye hazır olmalıyız.” Bu bedel için ise hiçbir ülke ve yönetim hazır değil. Çocuklarımızın maruz kaldığı her türlü şiddet, haksızlık, eşitsizlik evrenseldir.

Peki sanat çalışmalarınızın ileri ki süreci için ne düşünüyorsunuz? İleri de serginizi ziyaret edebilecek miyiz?

Best Friend / En İyi Arkadaşım
Editorial Photo: Wissam Nassar, @wissamgaza
Beş yaşındaki Noha Abu M., Gazze Şeridi’nin merkezindeki Nuseirat mülteci kampındaki yeni evinde.

2019 yılına Roma’da bir galeri de sergi açtık. Tabi ben katılamadım ama “Olsun bir sergimiz” gibisinden bir sergi düzenledik 🙂 Fotoğraflardan ve videolardan gördüğüm kadarıyla da ciddi bir katılım olmuştu. 2020’de Almanya, Polonya, İtalya ve Fransa’da sergilerim olacaktı ama covid sürecinin başlamasıyla yapamadık. Sonbahara doğru Polonya’da yapmayı düşünüyoruz. Covid izin verirse yapacağız. Türkiye içinde ise iki yerden talep geldi. Birisi, daha açılmamış bir yerde yapılması planlandığı için uzun sürecek gibi duruyor. Diğer yerde ise sponsor sorunlarından dolayı olmadı. Genelde yurt dışından talep geldiği için Avrupa ve Amerika’ya ağırlık vermeye çalışıyorum. Türkiye benim için karamsar bir alan açıkçası. Türkiye için biraz zaman gerekiyor…

I See You / Seni Görüyorum
Editorial Photo: K.M. Asad, @kmasad
**6 Eylül 2017 – Asmat A., Myanmar’da yaşadığı şiddetten kaynaklanan travma ile mücadele etmeye devam ediyor. Bangladeş’teki Thankhali Rohingya mülteci kampına Myanmar’ın Rakhine Eyaletindeki Kumar Khali’den geldi. UNHCR’ye göre, 25 Ağustos 2017 ile 31 Temmuz 2019 tarihleri arasında 742.000’den fazla Rohingya mülteci Myanmar’dan kaçtı. Bangladeş’e ulaşanların büyük çoğunluğu kadın ve çocuk ve bunların yüzde 40’ından fazlası 12 yaşın altında.

Bu keyifli sohbeti için Uğur Gallenkuş’a çok teşekkür ederim. Umut ediyorum ki, göstermek istediği bu gerçeklikleri her bakan göz net olarak görmeyi başarır. Başarır ki bu karanlık gelecek çocuklar için aydınlanır…

Gözlerinin içi gülen ve mutlulukla parlayan çocukların dünyayı ele geçirmesi umuduyla….


İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir