İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Manu Brazo: Hâlâ her gün tarzımı keşfetmeye, bulmaya ve yeniden keşfetmeye çalışıyorum.


Manu Brazo, kendini neslinin çok yönlü genç müzisyenlerinden biri olarak kanıtlamış genç bir İspanyol saksafoncu. Sahnedeki rahatlığı, benzersiz sesi ve sahip olduğu virtüözlüğünün yanı sıra izleyicisiyle yakın ve samimi bir ilişki kurma yeteneğine sahip olmasıyla da tüm dinleyicilerinin beğenisini kazanmayı başarmış bir müzisyendir. Başarılı saksafoncu sahnede sergilediği muhteşem performanslarını kendinden ya da bestecilerin hayatlarından anektodlarla süslemeyi gelenek haline getirmiştir.

Son birkaç yıldır, Leeds Uluslararası Konser Sezonu, Tetbury Müzik Festivali, Newbury Bahar Festivali, Girit’teki Ege Sanat Festivali ve Norveç’teki Risor Kammermussikkfest gibi İngiliz ve uluslararası müzik festivallerine davet edilen düzenli bir resitalisttir kendisi.

Genç yıldız ayrıca İngiltere ve Avrupa’da verdiği solo performans konserlerinin yanı sıra Londra Şehir Orkestrası, RCM Filarmoni, Orquesta Betica de Camara ve Orquesta Filarmonia ile de solist birlikte sahneye çıkmıştır. 2018’de Britten-Pears Genç Sanatçı Programı’na katılmak üzere seçilen genç sanatçı burada Marin Alsop yönetimindeki Snape Maltings Proms’ta sahneye çıkarak büyük beğeni toplayan bir performans sergiledi. Geçen yaz piyanist ; Bryan Evans MBE birlikte Sir Cliff Richard’a 12.000 kişinin canlı izlediği “Greenwich Music Time Festival”da eşlik etmesi için “Live Nation” organizatörleri tarafından bir davet aldı ve binlerce kişi önünde muhteşem bir performans sergiledi.

Sanat hayatı başarılarla dolu olan ve çok sayıda ödül kazanan genç saksafoncu Manu Brazo ile keyifli ve samimi bir röportaj gerçekleştirdik. 

Saksafon çalmaya karar vermenizi sağlayan temel neden neydi? Bu enstrümanla ilişkinizi nasıl nitelersiniz?

Her şeyin nasıl başladığından emin değilim. Küçük bir çocukken radyoda hüzünlü bir klasik müzik çaldığında ağladığımı hatırlıyorum. Sanatçı bir aileden gelmiyorum ama sanırım ailem müziğe olan ilgimi farketti ve beni İspanya, Sevilla yakınlarındaki bir konservatuarda seçmelere götürdüler. Seçmeleri geçtiğimde çok mutlu oldum ve gerçekten piyano veya klarnet çalmak istiyordum. Notlarım yeterince yüksek değildi ve saksafonu seçmeye zorlandım ama ilk yıldan sonra başka bir enstrümana geçebileceğim söylendi. İlk ikinci el saksafonumu aldığım günü  hatırlıyorum ve o günden sonra ona bir oyuncak gibi davrandım ve aynı zamanda kendi sesim olarak kullandım. Onu ebeveynimin yatak odasının penceresine götürürdüm ve oradan arkadaşımı çalardım. Hala aynı hislerim var. Saksafonumla her zaman vakit geçirebileceğimi hissediyorum ve bir şey hakkında kötü veya iyi hissettiğimde, duygularımı ifade etmek için çalmam gerektiğini hissediyorum.

Bir sanatçı olarak kendi tarzınızı nasıl ortaya çıkardınız?

Hala her gün tarzımı keşfetmeye, bulmaya ve yeniden keşfetmeye çalışıyorum. İspanya’daki ve Londra Kraliyet Müzik Koleji’ndeki öğretmenlerimden çok şey aldım ama dinlediğim her şeyden, internette, kayıtlarda veya canlı şovlarda bulabildiğim her sanatçıdan öğrenmeye çalışıyorum ve her gün yeni yeni şeyler öğrendiğimi fark ediyorum… Öğrendiğim yeni şeyler her zaman saksofonculardan değil, diğer sanatçıları, şarkıcıları ve diğer enstrümanları dinlediğimde, söylemek istediklerini ve anlattıkları hikayeleri gerçekten çok daha fazla anlıyorum. Onlardan öğrendiklerime, bana ilham veren sanatçıların tüm o küçük parçalarının bana kattıkları birikime müteşekkirim. Ve tabi ki de her zaman değişen ve gelişen kendi kişisel tarzıma sahibim.

“Solo Dialogue” adlı ilk albümünüzü hazırlarken nasıl bir süreçten geçtiniz?

Solo Dialogue, şimdiye kadar yaşadığım en farklı süreçlerden biri. Her zaman bir şeyler denemem ve yeni müzikal şeyler yapmam gerekiyor ama bu farklı bir sanat içeriyordu; kayıt sanatı. Kendi müziğimi kaydetmek ve düzenlemek için yeterli beceriyi kazanmak için öğrenme sürecinden çok keyif aldım ve aynı zamanda hepsini öğreniyordum, Solo Dialogue’u bir araya getirecek tüm fikirler şekilleniyordu. Solo Dialogue, bana zor zamanlarda nasıl aklı başında kalacağımı ve yaptığımız her şeyde motivasyonun nasıl olduğunu gösteren bir sesleniştir benim için.

Gelecekte yeni cover’lar yapmayı düşünüyor musunuz? Cover’lamak istediğiniz şarkıda ne gibi özellikler arıyorsunuz?

Şarkıları cover’lamak istememe neden olan tek bir şey var: Bana gerçekten bir şeyler hissettirmeleri gerekiyor. Beni başka bir yere götürdüğü sürece tarz, tür veya şarkıyı kimin yazdığı veya söylediği umurumda değil. Bana hissettirdiği o şeyi paylaşmanın bir yolu olarak cover yapmak istediğim şarkılar bunlar.

Müzik, bir toplumun bir ülkenin hatta dünyanın bugününü ve geleceğini nasıl etkileyebilir?

Müzik, diğer tüm sanatlar gibi, bizi düşündürür ve hissettirir. Sanat olmadan, zor zamanlarda ağlamamıza yardım eden bir şarkı, gevşememize yardımcı olan bir televizyon dizisi veya kafamıza sosyal bir konu hakkında tohum atan bir monolog olmadan, düşünmeyeceğimizi, hissetmeyeceğimizi söyleyebilirim. Sanat bizi daha iyi insanlar yapar. Kendimiz ve gelecek nesiller için mümkün olan en iyi dünyaya sahip olmak istiyorsak, mümkün olduğunca çok sanat yapmaya çalışmalıyız. Dünyadaki tüm sanatı yeni nesillere göstermeliyiz.

Yakın bir zamanda İstanbul’da konseriniz olacak. Tanıdığınız  Türk müzisyenler var mı?

Dürüst olmalıyım ve ne yazık ki en sevdiğim sanatçılardan biri olan Fazıl Say dışında pek kimseyi tanımadığımı söylemeliyim. KAM MANAGEMENT (Konser Arkası Müzik) sanatçısı olarak Türkiye benim için pek çok yönden çok yeni bir yer ve ülkenizi, yemeklerini, müziğini ve insanlarını keşfetmeyi gerçekten dört gözle bekliyorum.

Hayallerinizin şu anki hayatınızı oluşturmada rolü neydi? Bu noktaya geleceğinizi hayal ediyor muydunuz?

Hayallerim benim hayatımdır. Her zaman ne yapmak istediğimi, ne yapacağımı düşünürüm ve aklımdan yüzlerce fikir geçer. Pek çok şey planlıyorum ve daha da fazlasını deniyorum ama sonuçlarını asla düşünmüyorum. Eğer olursa… çok güzel! Olmazsa… Zaten başka bir şey düşünüyorum. Bu yüzden bazen durup yaptığım her şeyi düşündüğümde ve yaptığım zaman buna inanmak zor.


Yeni planlarınız, yeni albüm çalışmalarınız var mı?

Önümüzdeki yıl için bazı planlarım var ve bunları çok yakında duyuracağım. Sadece saksafonumun stillerini birleştirerek  ve eski müziği her zamankinden daha canlı hale getirerek yepyeni şeyler yapacağım.


Saksafon dışında çaldığınız başka bir enstrüman var mı?

Biraz klarnet çalıyorum… ama hepsi bu. Çok enstrümantalistlere gerçekten saygı duyuyorum ve bunu nasıl yaptıklarını bilmiyorum.

Son olarak, insanların daha az konuştuğu ya da temel olarak müzikle anlaştığı bir dünya hayal etmenizi istiyorum. Kendi müziğiniz dışında nasıl bir müzikle geçen bir gün sizin için mükemmel olurdu?

İnsanlara klarnetçi Martin Frost’un son Vivaldi albümünü dinlemelerini tavsiye ederim. Gerçekten büyüleyici bir çalışma. Bize, müziğin ne kadar zaman önce yazıldığının veya yazılmasındaki  önemin ne kadar değerli olduğunu, duyguların ve hislerin evrensel olduğunu gösteriyor.

Çeviri: Rüya Evren 


İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir