İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

-Mış Gibi


   Sütten ağzı yanan biri olmama rağmen yoğurdu üfleyerek yemeyi reddediyor ve bir yazıyla daha karşınıza geçiyorum. Ancak yazmamın asıl sebebi ağzımın yanmış olması değil, pek çok kişinin ağzının yanmış olması. 

   Son zamanlarda hepimizin gördüğü bir davranış şekli var: “-mış gibi” yapmak. Olmayan bir şeyi var gibi göstermek, bilmiyoruz ama biliyormuşuz gibi davranıyoruz. Hayatın her köşesine sinmiş bu davranış şeklinin sanattaki hâli üzerine biraz konuşmak istiyorum. 

    Master eğitimim sırasında uzmanlık alanı seçmem istendiğinde Çağdaş Sanat üzerine çalışmak istediğimi hocalarıma bildirdim. Aldığım cevap şuydu: “Henüz devam eden bir sanat üzerine çalışamaz ve yorum yapamazsın. Bitmiş şeyler üzerine yapılan yorumlar tamamlayıcı olabilir ancak bitmemiş bir sanat akımı üzerine olan yorumlar yanıltıcı olabilir.” Ardından başka şeyler de duydum “Çağdaş sanatı anlayabilmen ve yeterli derecede yorumlayabilmen için bile geçmiş dönemleri iyi analiz etmen gerekiyor” denildi. Sanat eğitimlerinde bir eksiklik var. Bizden beklenen sanatın ne olduğunu bilmemiz ancak içinde bulunduğumuz çağ derslerde anlatılmıyor ve yaşadığımız çağın sanatına yabancılaşıyoruz. Bu kopukluğu Marmara Üniversitesi’nde Formasyon eğitimi aldığım sırada diğer üniversitelerde sanat tarihi eğitimi alan insanlarla  tanıştığımda da gördüm. Belirtmem gerekir bu alanda çalışmalar yürüten akademisyenler ve öğrenciler de var ancak ben istisnalardan değil kaidelerden bahsediyorum. 

   “Çerçevenin dışına çıkmak” diye çok sevdiğim bir tabir vardır. Sanat, bizi çerçevenin dışına çıkarır. Alışılagelmiş kalıplardan sıyrılır ve ifadenin birden farklı hâlini gözlerimizin önüne serer.  Sanat, çerçevenin dışına çıkıyor ancak Türkiye’de verilen sanat eğitimi bir çerçevenin içine sıkışmış vaziyette. Sanatı sevmeyen nesiller yetişiyor çünkü sanatın gerçekte ne olduğu öğretilmiyor. 

   Sanat, çerçevenin dışına çık diyor; sanat eğitimi, önce bir çerçevenin içini öğren de sonra çıkarsın diyor. Ancak dışına çıkmanın ne demek olduğunu öğrenmeden bilgiyi alıyoruz. Ve işlerken de zorlanmaya başlıyoruz. 

   Geçmişin derinliklerine inip mağara resimlerine kadar pek çok kültürün ve coğrafyanın sanat geçmişini inceleyip yaşadığımız çağın sanat anlayışını kavrayamadan mezun oluyoruz. Lisans eğitimim sırasında dört yıl boyunca Çağdaş sanat eğitimi almadan mezun olmuş biri olarak bu konuda deneyimlerimden yola çıkarak bu konuyu kaleme aldım.

   Sanatın en önemli değişkenine insan dedik çünkü sanat insan merkezlidir. Dolayısıyla her dönemde farklılaşır ve yeni düşünce akımlarından etkilenir ve formu evrilir. Kısacası yeni bir yorum kazanır. Ancak biz geçmişe dönüp o sanatı öğrenirken günümüz sanatını kaçırıyoruz. Geçmişe saygı duyalım elbette. Bilgiyi alalım ve harmanlayalım. Ancak çerçevenin dışına çıkmaktan da korkmayalım.

  Yeni nesil artık kalıplaşmış sanat üzerine konuşmak istemiyor. Kalıplaşmış konular üzerine araştırmalar yapmak ve yazmak da istemiyor. Bizden bir önceki kuşağın anlamsız ve marjinal bulduğu konular, bizim için uçsuz bucaksız bir deniz gibi. Araştırması keyifli. 

  Bir önceki yazım olan “Sanat Nedir?”de Michelangelo’yu eleştirdiğime yönelik eleştiri aldım. Onun sanatçı kimliğini sorgulamamdan rahatsız olunmuş. O yazıda vurgulanan şey, sanata ve sanatçıya yüklenen kalıplaşmış düşüncenin reeldeki karşılığının zayıf olduğuydu. Kısacası mesele saygısızlık değil, mesele çerçevenin dışına çıkmak. Farklı bir açıdan bakmak.


Bir yorum

  1. Serkan Y Serkan Y 17/11/2021

    Merhaba,
    Sanat tarihi egitimini sanat egitimi gibi gormemek gerekir. Bununla birlikte universitelerdeki egitimler de akademik bir formasyona dayanmalidir. Ne sanat ne de tarih, bir bilim dali olmasa da, lisans ve lisans ustu diploma ile sonuclanan calismalar bilimsel arastirma ilkelerine gore yapilir. Cagdas sanatlarda; akim tamamlanmadan, uzerinde genel bir gorus birligi olusmadan ve en onemlisi de kulturel etkilesimi tamamlanmadan, formatif bir calisma yapmak, hocalariniz da ifade ettigi gibi pek mumkun degildir. Icinde bulundugumuz cag ile ilgili calismalar elbetteki cok kiymetlidir. Ancak bunun icin kuramsal estetik uzerine bagimsiz calismalar daha uygun olacaktir.

    Selamlar
    Serkan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir