İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Moondog: 6. Cadde'nin Delisi

 

Yazan: Diren Demir

Müzisyen ve yetenekli besteci Louis Hardin, her türden koro şefi ve müzisyen tarafından derinden takdir edildi. Bir zamanlar Gerorge Szell’e ilham oldu, Janis Joplin şarkılarında yer edindi, Whitney Müzesi’nde Charles Mingus ile sahne aldı…  büyüleyici olsa da, bunlar Moondog’u 20. yüzyıl boyunca eşsiz bir müzik figürü yapan en ilginç unsurlar bile değil. Dünya onu Moondog olarak tanıdı ve Amerikan altkültürünün temel karakterlerinden biri haline geldi.

Thomas Hardin, Jr. (nam-ı değer Moondog), 26 Mayıs 1916’da Kızılderililerin hala çoğunlukta olduğu Kansas’ta bir vaiz ve kilise organisti çiftin çocuğu olarak dünyaya geldi. Küçük yaştan itibaren sanatla içli dışlıydı. 5 yaşında vurmalı çalgılarla ilgilenmeye başladı ve bir Arapaho şefinden dersler aldı.

4 Temmuz 1932’de Kansas’ta, 16 yaşındaki Louis Hardin farkında olmadan yüzünde patlayan ve onu sonsuza dek kör eden canlı bir kap dinamiti ellerine alıverir, sonuç olarak; bir Piskoposluk bakanının oğlu olan Hardin, görme yetisini kaybettiğinde derin bir inanç değişimi yaşayarak Spiritualizmin diğer formlarına ve özellikle de Şamanizme yönelir. Daha sonra Iowa Körler Okulu’nda farklı enstrümanları tanıyarak, müzik teorisi ve kulak eğitimi gibi konularda eğitim görerek oldukça verimli zaman geçirir.

1940’ların başında uzun keçeli sakalı ve karışık saçlarıyla New York sokaklarında yaşayıp performanslarını sergilerken, dindar dernekler onu İsa Mesih’e benzeterek rahatsız etmeye başlarlar, bunun üzerine Hardin İskandinav mitolojisi ve kültürüne olan tutkusu doğrultusunda kendi “Gayri-Hıristiyan” Viking kostümlerini tasarlamaya karar verir. Birçoğunun kendine yalnızca dikkat çekmek için bir reklam olduğuna inandığı bu Viking kıyafetleri aslında Hardin’in gerçek kimliğinin bir ifadesiydi. Zaten, Hardin’in bu sıra dışı tarzı ona her zaman olumlu bir ilgi de getirmedi. Yıllarca New York Filarmoni provalarının hoş karşılanan bir konuğu oldu, şef Artur Rodziński’nin kendisi tarafından bizzat davet edilirdi. Ancak Louis Hardin’e 1947’de eşsiz kıyafetleri nedeniyle provalara katılamayacağı söylendi. Hardin, buna uyumaktansa provalara katılmamayı tercih etti:

  “Bana yardım edeceklerini ama geleneksel olarak giyinmek zorunda olduğumu söyleyen insanlardan çok teklif aldım […] Ama kıyafet özgürlüğüme, bir besteci olarak kariyerimi ilerletebilmekten daha çok değer verdim. Ben sadece kendim olmak istedim. “

 1947’de Louis Hardin, sonsuza dek bilineceği bir adla anılmaya başlandı: “Moondog”. Bu ismi çocukluk yıllarındaki köpeği Lindy’den esinlenerek almıştı; “…tanıdığım herhangi bir köpekten daha fazla aya bakarak uluyordu.”

 New York sokaklarında ve sanatsal çevrelerinde New York’un evsiz Viking bestecisi olarak bilinen Moondog hızla New York’un bir parçası haline geldi. Öyle ki “rock and roll kralı” Alan Freed, Moondog’un Moondog Senfonisini dinledikten sonra şovunu “The Moondog House” olarak adlandırdı ve kendini “Moondogcular Kralı” olarak taçlandırdı, Moondog adını kendi kariyerinde kullanmaya karar verdi.

 Moondog, efsanevi radyo sunucusuyla mahkemede savaşmaya karar verdi. Belki de hepsi Moondog’a olan hayranlığını ve saygısını ifade eden ve “Moondog” adına meşruiyetini teyit eden Igor Stravinsky, Arturo Toscanini ve Benny Goodman gibi ünlü müzik adamlarının yardımı olmasaydı Moondog davasını kaybedebilirdi: “Bunun davaya etkileyip etkilemediğini bilmiyorum ama Freed aleyhindeki davayı kazandım ve adımı kullanmayı bıraktı.”

 Moondog’un giyiminde yaptığı ufak tefek değişimler, Times’da 1965 yılında “Yayınlanmış kayıtlara sahip ciddi bir müzisyen olsa bile,  kadife pelerini ve parlak kırmızı kapüşonuyla şehrin ortasında günde sekiz saat dikiliyor, içkisini de bir geyik toynağından yudumluyor” satırlarıyla kendine yer bulmasına sebep olur. Moondog, bu dönemde artık öyle bir ikon haline gelmiştir ki tekstil üreticisi Burlington Industries’in ’69 yılında New York’a getirdiği yeni sergisinin reklamlarında adres olarak “Moondog’un karşısındaki sokak” yazılmıştı. Aynı şekilde Hilton’un New York’daki şubesi de adresini “Moondog’un tam karşısı” olarak yazıyordu.

 Ancak onun sadece sokakta yaptığı performanslarını veya giyimini tartışmak, 81 senfonisini, sayısız orkestrayı ve üflemeli çalgılardan (özellikle saksafon) oluşan yaklaşık 50 şarkısını… yani yüzlerce eserin üretken bestecisi Louis Hardin’i görmezden gelmek olurdu. Melodik yaratıcılık, ritim ustalığı ve müzikal türlerin eklektik bir karışımını sergileyen Louis “Moondog” Hardin’in eserleri, alışılmadık bir evsiz sokak müzisyeninin ilginç eskizlerinden çok daha fazlası.

20. yüzyılın kendi tonalitesini reddetmesine karşı duran Moondog bir kez daha çağdaşları arasında göze çarptı. “Ben kesinlikle tonalim, bu yüzden kendimi yalnız hissediyorum”. Herkes yeni ve yenilikçi sesler ararken, Moondog geçmişe baktı ve sürekli değişen dünyada benzersiz görünen ahenkleri ve müzik yapılarını yeniden canlandırdı. “Kontrpuan konusunda uzmanlaşmadıkça asla besteci olmayacaksın”. Bu kelimeleri gençken  bir kitapta okuduktan sonra, Moondog doğal olarak kontrapuntal yazma hakkında daha fazla bilgi edinmeye çalıştı: “Harmonik olarak müziğim Bach, Beethoven, Brahms ile aynı. Gerçekten fark yok.”

  Johann Sebastian Bach’ın çalışmalarına aşıktı. Alman bestecinin büyük bir hayranı idi, yine de Bach’ın sözde hatalarına utanmadan dikkat çekti: “Bach’ı seviyorum ama o parçalarını hiç analiz etmedi. Eminim çok fazla hata olduğunu fark etti. Eminim zamanı olsaydı onları düzeltirdi… ama ilgilenecek çocukları ve eşi vardı.”

 Amerikalı bestecileri düşündüğümüzde Moondog akla gelmiyor. Buna rağmen Louis Hardin’in müziği, özünde daha fazla Amerikan sesi ve etkisi içeremezdi! Ragtime ve caz, yerli Hint perküsyon müziği ve hatta gerçek New York sokak seslerinin kayıtları… Moondog yetişkin yaşamının çoğunu sokakta geçirirken sadece müziklerini bizlere müziğini hediye etmedi; şiirlerini sundu, performanslarını gerçekleştirdi, müziğinin bir parçası olarak New York sokak hayatının özünü yakaladı

 1950’lerde caz şirketi Prestige için birkaç albüm kaydetti, ancak enstrümantal parçalar, klasik caz olarak düşünebileceğiniz şeyler değil. Moondog’un trimba, oo veya utsu gibi kendi kendine yaptığı enstrümanlar tarafından eklenen kısa ritmik patlamalar ve bazen de bu ezgilere eşlik eden derin sesinden şiirler eşlik ederdi. Hepimiz kemanı, trompeti, piyanoyu, flütü biliyoruz … Peki ya “oo”, 25 telli küçük bir harp? “Hüs”, yayla çalınan üçgen telli çalgı mı? “Utsu”, basit bir pentatonik klavye? “Trimba”, üçgen vurmalı çalgı mı? “Uni”, yedi telli bir kanun?  Moondog, müziği için özel olarak her biri kendine özgü tınılara sahip yeni enstrümanlar icat etti. Fakat bu enstrümanlarla ne tür müzikler çalınabilir? Moondog’un da dediği gibi: “Moondog müziği”.

 Moondog’un etkisi caz ve çağdaş klasik müzikle sınırlı kalmadı. New York’da Beat Jenerasyonunun ikonik bir üyesi olan Moondog, Joan Baez, Ravi Shankar ve özellikle Janis Joplin ve hatta William Burroughs ve Allen Ginsburg ile tanıştı ve arkadaş oldu. Müziği Frank Zappa ve Kaptan Beefheart’ı bile etkiledi., Moondog’un neden farklı türleri birleştirdiğini ve çağdaş sanatsal yaratımın tüm alanlarını etkilediğini ve bir “köprü” olarak anılmaya başladığını anlamak kolaydır. Hardin, Beat Jenerasyonunun birçok ismi ile arkadaş oldu ve böylece Chappaqua’ya katıldı. Chappaqua, Conrad Rooks tarafından yazılan ve yönetilen 1967 tarihli bir Amerikan drama filmi. Film Rooks’un uyuşturucu bağımlılığı konusundaki deneyimlerine dayanıyor ve William S. Burroughs, Swami Satchidananda, Allen Ginsberg, Moondog, Ornette Coleman, Fugs ve Ravi Shankar’ı da dahil ediyor. Filmde periyodik olarak Moondog bir “Peygamber” olarak görünüyor.

 Juilliard Müzik Okulu öğrencisi Philip Glass, Moondog ve müziğini New York caz barı Birdland’ın dışında tam da bu süreçte keşfediyor. Glass, yetenekli müzisyen tarafından büyülenir, daha sonra Moondog’u bir yıl boyunca onunla yaşamaya davet eder ve onu çağdaş besteci Steve Reich ile tanıştırır. Böylece 1960’ların sonlarında Moondog, 9. Cadde ve 23. caddede bir binada yaşar. Glass, Moondog ve Steve Reich, sonunda Moondog Avrupa’ya yelken açana dek haftalık olarak birlikte ve prova yaparlar. Hem Glass hem de Reich, Moondog’dan Juilliard’daki çalışmalarından daha fazla şey öğrendiklerini iddia etmişlerdir. Moondog’u minimalizmin kurucusu olarak adlandıracak kadar ileriye giderler.

 1974 yılında Moondog, Almanya’da gösteri yapma davetini kabul etti ve kalıcı olarak kalmaya karar verdi. İnternet öncesi günlerde, birçok kişi Hardin’in öldüğünü düşündü, ancak 1989’da Brooklyn Müzik Akademisi konserinde bir anda yuvaya dönüş yaptı. Elson, “Orada çok sayıda olağanüstü insan vardı, Ginsberg ve Reich oradaydı, Greatful Dead’den Bob Weir ve davul çalan Moondog…” diye açıklıyor, gelecek filmini oluşturacak olan sahnelerle alay ederek.

 1983 yılında Viyana’da oturan bir besteci olarak Moondog, ilk üç senfonisini besteleyerek Avusturya başkentinde son üç senfonisini oluşturan büyük Wolfgang Amadeus Mozart’ın ayak izlerini takip etmek istiyordu. Sadece bu altı haftalık kısa süre içinde değil, ertesi yıl Moondog toplam 20 senfoni besteledi! Yine de, çalışmalarının birçoğu yaşamı boyunca yapılmış ve hatta yayınlanmış olsa da, Moondog’un daha önce hiç duyulmamış birçok eseri hala varlığını sürdürüyor… 13 çelestalı parçalar, 76 trombon ile çalınan parçalar ve tabi ki binlerce müzisyen ve şarkıcıyı çağıran dokuz saatlik bir çalışma olan Cosmos! Dahası, Hardin’in müzikal eskizleri ve notlarının çoğu hala Braille alfabesinde, yani insanların Moondog’un müzikal başarılarının boyutunun tam olarak farkına varması yıllar alabilir.

 Moondog, hala yaşıyor olsaydı emim ki daha birçok özgün esere parmak basacaktı. 8 Eylül 1999 yılında Almanya’da öldüğünde Münster’deki Zentralfriedhof’un (Ana Mezarlık) sessiz ve rahatsız edilmemiş bir köşesine defnedildi. Gerçekçi ve zarif bir taş stel hala mezarında duruyor, uzun süre bakınca gözlerin her an yavaşça açıldığı anlaşılıyor. Çevresi renkli çiçekler ile çevrili, güzel bir yer…

 Ölümünden yıllar sonra Holly Elson yönetmenliğinde çekilen, Moondog’a adanmış “Viking of the 6th Avenue” belgeselini izlemeden geçmeyin! Belgesele katkıda bulunanlar arasında ailesi ve arkadaşlarının yanı sıra müzisyeni kendileri için ilham kaynağı olarak gören  Jarvis Cocker, John Zorn, Debbie Harry, Damon Albarn, Philip Glass ve Blondie’nin Chris Stein’ı gibi sanatçılar yer alıyor.


Bonus: Şimdi Moondog’u, efsanevi parçası “Bird’s Lament” ile analım. Gözlerinizi kapatın ve dinleyin.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir