İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Müziğe Yenilikçi Bir Bakış Açısı: John Cage ve 4’33’’


Yazan: İdil Güney Şimşek

1912 yılında doğan Amerikalı besteci, sanatçı ve filozof John Cage çağdaş müziğin evrimdeki kilit isimlerden birisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Müziğin ne olduğunu, müzik dinlerken neyi dinlediğimizi tartışmaya açmış olan Cage, ünlü 4’33” adlı eserini besteleyerek tarihe adını yazdırmıştır.

İlk defa 1952 senesinde piyanist David Tudor tarafından New York’ta icra edilerek dinleyiciyle buluşan ve üç bölümden oluşan eser, ünü piyanistin piyanonun başına oturması, kapağı kaldırması, kronometreyle zamanı tutarak yeniden kapağı kapatması şeklinde, tek bir nota dahi çalınmadan gerçekleştirilmiştir. Okumaya devam etmeden önce performansı izlemenizi tavsiye edebilirim.

Tartışmalara yol açan eser, dört dakika otuz üç saniye süren bir sessizlik olarak tanımlanmıştır. Oysaki Cage’in yapmak istediği tüm seslerin müzik olabileceği gerçeğine dikkat çekmekti.

Cage ilk seslendirmeyi şöyle anlatmıştır:

“Dinlemeyi bilmedikleri için sessizlik diye düşündüler; her yan rastgele seslerle doluydu. İlk bölümde dışarıdaki rüzgârın sesi duyuluyordu. İkinci bölüm sırasında çatıda yağmur damlaları pıtırdamaya başladı. Üçüncü bölümde de insanların konuşmaları ya da kalkıp çıkmaları bir yığın ilginç ses çıkardı.

Gülmediler – hiçbir şey olmayacağını fark edince sinirlendiler, otuz yıl sonra bile hala unutmuş değiller, hala kızgınlar. Dostluğuna değer verdiğim arkadaşlarım vardı ve bu nedenle dostluklarını kaybettim. Yapmamış olduğum bir şeye müzik dememi bir tür kandırmaca olarak gördüler herhalde.” (Cage akt. Fırıncıoğlu, 2012:32).

Müzik ile diğer sesler arasındaki duvarı yıkmış olan Cage’e göre müzik, insan duygularının dile getirildiği bir araç olmaktan çıkmalı, kendi kendisinin amacı olmalıydı.

“Yeni müzik: yeni dinlemedir. Bu müzikten bir şey anlamaya çalışmayın, bir şey anlatılmak istenseydi, kelimelerin sesleri kullanılırdı. Sadece ses hareketlerine dikkat edin.” (Cage, 1973:10 akt. Özkul, 2019:367).

4’33’’ nasıl doğdu?

1950’lerin başında hayatında ilk defa sesten tümüyle arındırılmış bir odaya giren Cage, odada hiçbir şey duymamayı beklemiş ancak iki farklı ses duymuştur. İlgili mühendisten bu iki farklı sesin kan dolaşımı ve sinir sisteminden geldiğini öğrenmiş ve bunun üzerine sessizliğin imkânsız olduğunu düşünmeye başlamıştır.

“Hiçbir ses kendini yok eden sessizlikten korkmaz ve sese gebe olmayan sessizlik yoktur.”

-John Cage-

Bu deneyimle beraber Cage’in bu yapıtının oluşumunda çağdaşı ve arkadaşı ressam Robert Rauschenberg’in beyaz resimlerinin etkisi olduğu belirtilmektedir. Rauschenberg, o dönemde tamamen beyaza boyalı tablolar yapıyor ve tabloya dinamiğini verenin odadaki ışıklar ve izleyicilerin gölgeleri olduğunu düşünüyordu.

İki sanatçı da farklı alanlarda faaliyet göstermekle birlikte izleyicinin yaratım sürecine dahil edilmesi gerektiği görüşünü ve rastlamsallık düşüncesini benimsiyorlardı. (Bayçu, 2018:44)

Zen Budizmi’ne ilgi duyan ve içine doğduğumuz gerçekliği kabullenerek farkına varabilmemiz gerektiği inancını taşıyan Cage için önemli olan sesin herhangi bir anda ve herhangi bir biçimde var olmasıydı. Sesleri özgürleştirme ve keşfetme yolculuğunda bestelediği 4’33’’ eseriyle, John Cage sessizliğin sesle eşdeğer kabul edilmesi gerektiğini ve söz konusu sessizliğin aslında birçok sesle (izleyicilerin, mekânın çıkardığı sesler) dolu olduğunu ortaya koymuştur. (Akan, 2020:12)

Kaynakça:

Akan, N., John Cage ve Rastlamsallık, Felsefi Düşün, Akademik Felsefe Dergisi, 2020.

Bayçu, S. Robert Rasuchenberg, Ressam ve Eseri Üzerine Eğlenceye Dönüşen Sanat Pratiği, Resim, STD 2018, Aralık, 33-47.

Fırıncıoğlu, S. (2012). John Cage, Seçme Yazılar, İstanbul: Pan Yayınevi.

Özkul, M.K, “Geleneğe Bağlı Bir Devrimci: John Cage”, Güzel Sanatlar Fakültesi Sanat Dergisi, Aralık 2019, Cilt:12, Sayı: 24, 359-371

İdil Güney Şimşek


Bir yorum

  1. Aysegul Aysegul 30/06/2021

    Bu yazı sayesinde öğrendim.Tesekkur ederim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir