İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Müziği Keşfetmek


Öyle bir keşif süreci ki bu gittikçe derine iniyor.

Sözcükler yetersiz artık.

Anlamak gerek müziği.

Yol, yeniden fizik ve matematikle kesişiyor.

Bu satırlar eşit ağırlık mezunu, müzikle derinden bağ kurmuş bir sosyal bilimlerciye ait. Yalnız bir detay var, bu Türkçe-Matematikçi zamanında fizik-matematik eğitimi alırken multidisipliner hocaları sayesinde müziğin fizik ve matematik ile olan ilişkisine lisedeyken kafa yormaya başlamış. Bir hocası demiş ki “Müzik, fiziktir. Fizik, müziği oluşturur.” Başka bir hocası demiş ki “Müzik, matematiktir.” Tahmin ettiğiniz üzere bu iki hoca da aynı zamanda enstrüman çalan, şarkı söyleyen ve müzik yapan kimselerdi. Müzisyen ya da müzik bilimci olmak için pek tabii ki fizikçi ya da matematikçi olmak gerekmese de müziğin; mevcut disiplinler arası kopukluklara, günümüzdeki fenci-sözelci gibi keskin ayrımlara dikkat çekerek bilim ile sanatı buluşturmak adına iyi bir örnek olduğuna inanıyorum. Unutmayalım, geçmişteki pek çok düşünür felsefe, fizik, matematik, geometri, astronomi ve müzik ile ilgileniyordu… Bu düşünürlerden biri de Pisagor’du.

Pisagor, geometri ve matematikteki katkılarının yanı sıra müzikteki matematiksel gizemi keşfetmiş ve harmonik sayılarla evrenin düzenini açıklamaya yönelik çok ciddi çalışmalar yapmıştır. Kozmolojik harmoni fikrinin etkisiyle Kepler yüzyıllar sonra “Harmonices Mundi” (Evrenin Ahengi) adlı eserini ortaya koymuştur. “Kâinat, bu ebedi hareketler içinde çeşitli seslerin ahenkli bir birleşiminden doğan tanrısal bir konser vermektedir. Her gezegen, kendi yörüngesinde bir nota üretir ve bu notalar, bir ölçü ya da harmoni oluşturur. Evrende ve müzikte, matematik hâkimdir. Göklerin ve feleklerin dönüşünden doğan harmoniyi herkes duyamaz. Yıldızlardan çıkan bu seslere gök kürelerinin mûsîkîsi veya ahengi denir. Bu sesi işitebilmek için daha evvel sükût içinde kalmış olmak gerekir. Mûsîkîdeki harmonia, sayılara dayanır. Çünkü tellerin veya borunun uzunluğu ile çıkan ses arasında matematiksel bir ilişki vardır. Kozmos da uyumlu ses veren bir birliktir. Bütün kâinat, uyum ile sayıdır. Bütün kozmosa harmonia, quarte, quinte ve oktave hükmeder. Bu intervallumlar (aralıklar), ilk dört sayı ile kurulurlar. 1:2 oktave’yi, 2:3 quinte’yi, 3:4 quarte’yi verir.” (Süer akt. Tarhan, 2020)

Batı ve Türk Müziğindeki aralıklarla yeni tanışmış biri olarak burada bir duruyor ve sosyal bilimlerci bakış açısıyla hala daha cevabı üzerine fikir ayrılıklarının devam ettiği temel bir soru ile devam ediyorum:

Müzik nedir?

Müziği tanımlamadan önce kavramın kökenine inelim. Mitolojiye göre Yunanlıların en büyük tanrısı Zeus’un dokuz peri kızının adı “Mousa” (Müz) imiş. Müzik sözcüğünün aslında Yunanca olduğu ve görevi tüm dünyanın güzelliklerini ve ahengini düzenlemek olan bu peri kızlarının ismi olan müz kökünden türetilmiş olduğu söylenir.

Müziğin tanımı deyince ise farklılıklar içeren birden fazla tanım söz konusudur. Sözlük tanımına göre müzik, birtakım duygu ve düşünceleri belli kurallar çerçevesinde uyumlu seslerle anlatma sanatıdır. O kurallar nelerdir? Ses nedir? Uyumlu ses nedir? Başka bir tanıma göre müzik; duygu, düşünce ve olayları anlatma amacıyla ölçülü ve düzenli sesleri sanat düşünceleri içerisinde ritim’li veya ritim’siz bir araya getirme sanatıdır. Ölçü, düzen ve ritim nedir? Bu sözcüklerin müzik dilindeki anlamlarını ve işlevlerini bilmediğimiz takdirde bu tanımlamalar maalesef içeriği anlaşılmamış ezber cümleleri olmaya mahkûm olacaktır.

Müziği anlamak niyetiyle çıktığımız keşif yolculuğumuza devam edelim.

Müziğin hammaddesi sestir. Her ses müzik değildir.

Ses, kabaca hareket eden bir maddenin havada oluşturduğu titreşimlerin duyma duyumuz tarafından algılanması ile oluşur. Doğadaki sesler tını ve frekans açısından sonsuz çeşitlilikte iken insan kulağının 20-20.000 Hertz (frekans birimi) arasındaki sesleri duyduğu bilinmektedir. Frekans bir maddenin birim zamandaki titreşim sayısıdır. Düşük titreşimli sesleri kalın (bas), yüksek titreşimli sesleriyse ince (tiz) algılarız. Sesin kalınlığına (ya da inceliğine) ise müzikte ”perde” denir. Batı Müziğindeki ve Türk müziğindeki perde yapısı farklıdır. “Batı müziği, eşit aralıklı sesler ve bu sesler arasında tonalite sistemi çerçevesinde kurulan ilişkilere; geleneksel Türk müziği ise, eşit aralıklı olmayan sesler ve bu sesler arasında kurulan makamsal ilişkilere dayanmaktadır.” (Tarkum, 2017)

Neden bunları anlattım?

Seneler önce Edirne Darüşşifasını ziyarete gittiğimde Selçuklulardan Osmanlılara uzanan köklü bir müzik terapi uygulaması olduğunu ve tedavide hastalığa göre farklı makamların çalınıp söylendiğini öğrenmiştim. O gün bugündür makamları öğrenmek ve müziğin kadim zamanlardan günümüze insan ruhu ve bedeni üzerindeki etkisini anlayabilmek isterim. Mademki müzik, insan iradesi ile seslerin organize edilmesiyle oluşturuluyor o halde şifa gücü olan müzik oluşturulurken ses, aralık, frekans, titreşim vb. unsurlar dahilinde nasıl bir yapısı vardır? Bu yapının evrenle ilişkisi nedir?
Geçen gün okuduğum bir makale ise bu soru üzerine yeni bir bakış açısı daha geliştirmeme neden oldu. Makamların burçlarla olan ilişkisi ve eski Greklerdeki dört unsur anlayışının İslam felsefesine geçişi ele alınıyordu. Evrenin temel yapı taşlarını oluşturan toprak, su, hava ve ateşle müzik, insan ve kâinatın çeşitli unsurları arasında kurulan benzerlik ve bağlantıları ilk defa okuyordum.

Makale için Bakınız: Eski Grek Dört Unsur Nazariyesi ve Türkçe Müzik Yazmalarında Etkisi, Can, M. G.Ü. Gazi Eğitim Fakültesi Dergisi Cilt 22, Sayı 2 (2002) 133-143.

*Tablo, makaleden alınmıştır.

Bu çerçevede eski Grek anlayışı etkisiyle Osmanlı Döneminde de müzikteki oniki makamın oniki burcun, dört şubenin de dört unsur olan toprak, su, hava ve ateşin karşılığı olarak gösterildiği kaynaklara rastlandığını belirtiyor akademisyen-yazar.

*Tablo, makaleden alınmıştır.

Peki ama bütün bunlar ne demek?

Benim için bilim- bilim sayılmayanlar ve bilimler arası savaşlara son verip matematik, fizik, kozmoloji, felsefe, astronomi, astroloji, mistisizm, müzik ve nicesinin bir aradalığını görerek, keşfetmek gerek demek.

Grek felsefesinden İslam felsefesine uzandığımız bu yazımı Çin felsefesinin önemli düşünürlerinden Lao-Tzu’nun “Ruhun müziği, kâinatta duyulur.” sözleriyle sonlandırıyorum.

Müzikle, sevgiyle.

Kaynakça:

Can, C.M, Eski Grek Dört Unsur Nazariyesi ve Türkçe Müzik Yazmalarında Etkisi, G.Ü. Gazi Eğitim Fakültesi Dergisi Cilt 22, Sayı 2 (2002) 133-143.

Tarhan, E.D., Pythagoras Felsefesinde Müzik ve Matematik İlişkisi, Felsefi Düşün Akademik Felsefe Dergisi, Sayı: 15/Müzik ve Felsefe, Ekim 2020: 203-224.

Tarkum, E., Türk Müziği ve Batı Müziğinin Yapısal Özellikleri ve Çokseslilik Açısından İncelenmesi, Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Haziran 2018, Cilt 20, Sayı 1 (31-43).

İdil Güney Şimşek

4 Yorum

  1. irfan güney irfan güney 29/09/2021

    Okunduğunda çok şey kazandıran çok güzel bir yazı. Tebrik ediyorum sizi takibe devam ediyoruz…

  2. Fahriye Şalcı Fahriye Şalcı 29/09/2021

    Çok keyifle okudum. Çok öğretici bir yazı. Kutluyorum.

  3. Selim Ay Selim Ay 29/09/2021

    Müziğin evrensel gelişimini çok güzel özetleyen, bilgilendirici ve akademik nitelikte bir yazı olmuş.
    Kutluyorum ve yeni yazılarınızı bekliyorum.

  4. Yavuz Avunduk Yavuz Avunduk 30/09/2021

    Güzel kızım, *
    Bunlar çok güzel ve derin bilgiler.
    Senin çalışmalarını, musikinin geleceği ve daha iyi tanınması adına hayranlıkla tebrik ediyorum…
    Böyle düşünen, araştıran, okuyan, yorumlayan gençlerimizi gördükçe, ruhum kabarıyor, onurlanıyorım…
    * Amcan olarak, kendimde bu kelimeyi hak gördüm….
    Sevgiyle kal, 🙏🧿

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir