İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Osman Özkan: Toplum olarak karanlık bir kuyunun içine atılmış durumdayız ve yavaş yavaş kapak üzerimize kapatılıyor. Bu kuyudan çıkışımız için gerekli olan en büyük basamaklardan biri sanattır.

Elif Patan: Merhabalar Osman Bey, resimlerinizde hakim olan eleştirel üsluptan biraz bahseder misiniz?

Osman Özkan: Eleştirisel üslup, bireysel hayatımın ilk yıllarından itibaren hayat üzerine sorgulamalar ile başladı. Ailemden ayrılıp yalnız başıma düşünmeye başladığım andan itibaren kendimi ifade etme tarzıma yansıdı. Ailede kalıplaşmış düşünceler, sınırlar ve otoriteden kurtulup kendi aklımla hareket etmeye başladığım dönemde siyasal İslamcı baskıcı bir rejim ortaya çıktı. İlk zamanlarında yavaş yavaş hissedilen baskılar son yıllarda açık bir şekilde ilan edilen yasaklara kadar geldi. Bu dönemde kendi sosyal alanımda ve toplumda gözlemlediğim ayrıca devamlı maruz kaldığım kalıp düşünceler, sınırlar ve dayatmaların psikolojik etkileri  ile ilgili bir eleştirel yaklaşım işlerimde görülüyor. Bireylerden beklentiler, biçilen değerler, olması gereken imajlar, yapılması beklenen davranışlar, inançları, aile, toplum ve ne yazık ki otokrasiye varan ülke rejimi tarafından paket bir şekilde bize geliyor ve sürekli kontrol edilmeye çalışılıyor. Yaşamlarında önce aile kurumunun içine sıkışmış bireyler, yaşam alanını terk edip geçmiş dönemini sorgulamaya kendini ifade etmeye başladığında  kendini başka bir siyasi kurumların baskısı altında buluyor. Resimlerimde bireye dayatılan kalıplaşmış öğretiler yer alıyor. Bu kurumların içine sıkışmış bireyler özgürlüğünü arıyor, köklerinden kopup kendi varoluşunu ilan etmek istiyor. Kendi mücadelesini veriyor köklerden kurumlardan kopmak belli bir bilinç gerektiriyor. Bu bilinci oluşturup tek düzeliği kıracak olan şey, resmin içindeki bireylerin zihninde gizli.

Ayrıştırma, baskı ve yasakların insan psikolojisine etkilerini işlediğiniz resimlerde figürlerin yüzlerinde  kontrolsüzlük ve deformasyon görüyoruz. Kontrol altında tutulmak istenen insan, baskı ve yasaklara karşı daha fazla kontrolsüzleşiyor. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Baskı ve yasaklar bireyin beynine panik sinyalleri gönderir. Özellikle baskıyı kabul etmeyen beyinler bu yasaklar karşısında her zaman alternatif yol arayışı içinde olacaktır. Bu beyinler için özgürlük nefes almak gibidir, nefes alamadığını hissettiğimiz anda büyük bir refleksle ortaya çıkacak isyan kaçınılmazdır. Bu durum ailede ortaya  çıkarsa birbirinden uzaklaşmalar, ilişkilerde ayrılıklar getirir. Toplumda baskılanan grupların isyanları görülür. Bunu ülke çapına taşırsanız kitlesel halk isyanları kaçınılmaz olur. Geçmişte örnekleri mevcuttur.

Sizce eleştirdiğiniz koşulların oluşumuna sebep olan nedir? Var olan sistem ve rejimle birlikte sizce toplumun bu ortamın oluşmasındaki rolü nedir?

Tamamen din ve fanatizm. Dindar ve fanatik beyinler sağlıklı düşünemez. Hala din üzerinden siyaset yapılmasına olanak tanıyoruz. Siyasal İslamcılara, tarikat liderlerine kurtarıcı bir peygamber gözüyle bakıyoruz. Oysa hepsi zihniyet olarak  Ortaçağ düzeyinde kalmış gerici insanlar. Halka hizmet için o koltuklarda oturduklarını idrak edemiyoruz. Herhangi bir siyasi liderin veya siyasetinin gündemi bu denli meşgul etmesini geri kalmışlığın göstergesi olarak görüyorum. Gelişimin önündeki en büyük engel dinin siyasete alet edilmesi ve bunu yapanları alkışlayan toplumlar bu zeminin hazırlanmasına büyük bir katkı sağlıyor. Memlekete hiçbir katkı sağlamayan sanatı, bilimi, eğitimi, doğayı ve hukuku katleden bir rejimin dini söylemlerle bu kadar süredir iktidarda kalması acıkça bu memleket insanının aklına yapılan hakarettir.

Figüratif resimlerle birlikte soyut çalışmanız da bulunuyor, ilerleyen zamanda çalışmalarınızda teknik ve temasal ne gibi yenilikler göreceğiz?

Şuan için tekniksel ve temasal bir değişiklik düşünmüyorum. Kişisel sergimden sonra soyut çalışmalarımın sayısını arttırabilirim.

Gelecek çalışmalarınız hakkında bilgi verir misiniz? 

8-18 Ağustos arasında La Visione Art Gallery’de gerçekleşecek olan “A Midsummer Night’s Dream” karma sergisinde, 27-31 Ağustosa Bodrum Trafo’da  “Mnemosyne” adlı karma sergide yer alacağım. Ayrıca Aralık’ta ilk kişisel sergimi gerçekleştireceğim. Onun hazırlığı içindeyim. New York Agora Art Gallery’de düzenlenecek olan karma sergide iki resmim yer alacak ve 2020 çağdaş sanatçıları adı altında kitap haline getirilecek. Bunların dışında Londra ve Kıbrıs merkezli Decide isimli sanat platformunda yaklaşık 3 senedir resimlerim sergileniyor. Önümüzdeki yıl Ocak ayında Londra’da bir karma sergi planımız var. Kasım’da İstanbul’da Art Contact sanat fuarına katılıyorum.

İlk solo serginizde manifestonuz yine sorgulama üzerine mi olacak? 

Yaklaşık iki üç yıldır şuan ki manifestom üzerine çalışıyorum. Ürettiğim çalışmalarım ilk sergimde de kullanacağım çalışmalardır.

“Hayır aklıma müdahale edemezsin. Bir tek bu var elimde, bırak nefes alayım. Kuyunun dibinden gökyüzüne bakayım. Biz bir kuyudayız, sanat gökyüzüne çıkan merdiven. Kuyunun kapağı kapanıyor. Gökyüzü, hayaller uzaklaşıyor, beni karanlığa mahkum etmek isteyenler için de yüzümü güneşe dönmek istiyorum. Kapak kapanıyor zaman geçiyor. Kapandı diyelim ne olacak vaz mı geçeceğiz? Karanlıkta tırmanacağız gökyüzüne ulaşmak umuduyla” İlk kişisel serginin manifestosundan bir bölüm

Ülkemizde sanat icra etmek kimi zaman fazlasıyla zorlu olabiliyor. Mesleğinizin dezavantajları nelerdir?

Sanatın ve sanatçının ülkemizde yok sayılması. Gerçekten hiç bir yerde yoklar. Farklı bir fikir ve sese tahammülü olmayan rejim ve bunu destekleyen toplumun da bu konuda etkisi büyük. Tiyatroya, heykele, baleye, resme düşman bir yönetim ve buna uyan kitleler dezavantaj.  Sanatçı diye topluma empoze edilmeye çalışan bir grup rejim yanlısı insan dışında sanatçının herhangi bir görsel veya yazılı basında yer alamaması büyük bir dezavantajdır. Genç sanatçıların bazı galeriler tarafından sömürülmeye çalışılması yüksek miktardaki komisyon ve kiralar yüzünden işlerini sergileyememesi seslerini duyuramaması büyük bir dezavantajdır. Çok yetenekli genç sanatçılar var. İşlerini sosyal medyada göstermeye çalışıyorlar. Düşüncelerini o platformda özgürce söylemeye çalışıyorlar. Ama biliyorsunuz yeni yasaklar geldi, sürekli baskı ve yasaklar uygulanıyor. Toplum olarak karanlık bir kuyunun içine atılmış durumdayız ve yavaş yavaş kapak üzerimize kapatılıyor. Bu kuyudan çıkışımız için gerekli olan en büyük basamaklardan biri sanattır. Her disipline gerektiği değer verilmeli.

Gazete Sanat Ailesi olarak bizimle röportaj yaptığınız için teşekkür ederim.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir