İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Osman Palabıyık ile Yeni Kitabı “Üç Kelimelik Dünya”yı Konuştuk


Osman Palabıyık sordu, Selçuk Aydemir, Şevval Sam, Sarp Akkaya, Damla Sönmez, Şevket Çoruh, Aslı İnandık, Selçuk Erdem, Ezo Sunal, Niyazi Koyuncu, Zeki Kayahan Coşkun, Barış İnce, Mehmet Gürs, Dilan Bozyel, Ümit Kavak, Melek Mosso yanıtladı; Üç Kelimelik Dünya: Aşklar, Oyunlar, Duygular vücut buldu böylece. Biz de merak ettiklerimizi Osman Palabıyık’a sorduk.

Üç Kelimelik Dünya: Aşklar, Oyunlar, Duygular için on beş kişiyle söyleşi yapmışsınız. Oldukça meşakkatli bir süreç olduğu aşikâr. Peki birçok insanı böyle bir projede birleştirme fikri nasıl çıktı ortaya? Projeye başlarken temel motivasyonunuz neydi?

Uzun, keyifli ama bir o kadar da zorlu bir süreç oldu. Uzun zamandır çeşitli mecralarda söyleşiler yaptığım için bir söyleşi kitabı hazırlamayı çok istiyordum. Hatta birkaç farklı temada planlarını hazırladığım kitap projelerim de vardı. Dört yıl önce bu kitaplardan ilki için bir adım atıp “aşk” teması üzerinden bir plan yaptım, söyleşi yapacağım isimlerin listesini çıkardım ve hızlı bir şekilde söyleşileri yapmaya başladım ama bir süre sonra çeşitli aksilikler oldu ve duraksamak zorunda kaldım. O süreçte hem proje üzerine tekrar düşünmeye başladım hem de Küsurat Yayınları ile tanışma fırsatım oldu, yayınevi ekibine projenin yeni halinden bahsettim ve onlarla yeni temalar ve isimler üzerine tekrar çalıştıktan sonra yeni bir yolculuğa koyulduk. 

Farklı yaş ve meslek gruplarından birçok insanı tek bir kitapta birleştirmek istememin en büyük sebebi zaman içerisinde hem kendi küçük çevremizde hem de yaşadığımız coğrafyadaki değişimlerin hayatımıza, duygularımıza nasıl etki ettiğini, zamanla duygularımızın ve olaylara karşı tepkilerimizin nasıl değiştiğini gözlemleyebilmekti. 

“Dört yıl önce bu çalışmaya başladığımda aklımda tek bir şey vardı: Aşk!” diyorsunuz, peki sizi bu fikirden vazgeçirip pek çok duyguya yönlendiren şey ne oldu?

Biraz önce kısaca değindiğim aksilikler ve o sırada kitabın üzerine düşünme fırsatı bulmuş olmam tek bir duygudan uzaklaştırmıştı beni. O zamanlar yaşadığım aksiliklere çok kızmış olsam da şimdilerde “iyi ki” diyorum. Çok önemsediğim bir kitap o zamanlar aceleyle çalışmaya başlamamla tekdüze bir içeriğe sahip olacakken şimdiki hali ile keyif veren bir içeriğe sahip. Ayrıca “iyi ki Küsurat ekibiyle tanışmışım” diyorum. Onlarla tanışmış olmam ve kitabın yolculuğu konusunda motive etmeleri kitabın kaderi konusunda belirleyici oldu. Duygular listesini yayınevine sunduğumda söyleşi yapacağımız isimlerle duygu eşleştirmelerini neredeyse hiç şaşmayacak şekilde seçmiştik. Bu da söyleşi süreçlerinde oldukça kolaylık sağladı.

Yine aynı yazının devamında, “‘Çocukluğun kendini saf bir biçimde akışa bırakması ne güzeldi. Yiten bu işte!’ dizelerinde gibi hissedeceksiniz,” diyorsunuz. Peki sizce içimizdeki çocuğa dokunmak, onunla birlikte maceralara atılmak mümkün müdür hâlâ?

Aynı giriş yazısında “Mahallede yokuş aşağı koşanlar, diz üstü düşüp yaralananlar, evin camından bakınarak yetinenler, öğretmenine âşık olanlar, ilk okuduğu kitabı ya da ilk izlediği filmi unutamayanlar…” diyorum. Aslında geçmişe bakınca umut dolu ortak yaşanmışlıklarımız var ancak şimdilerde hissizliklerle, olumsuzluklarla dolu bir çağda yaşıyoruz. İçimizdeki çocuğa odaklandığımız yıllardan, odaklanmaya çalıştığımız yıllara geçtik belki de. İçindeki çocuğa kulak veren insanlar var hâlâ ama onlar için de zorluklarla dolu bir yüzyıldayız. “Hız çağı” diyoruz ya, onun etkisi olduğunu düşünüyorum. Hep bir koşuşturmaca halindeyiz. Hayatımızın içindeki bu telaş içimizdeki çocuğa odaklanmamızın önüne geçiyor çoğu zaman. 

Kitapta Selçuk Aydemir’den Melek Mosso’ya kadar farklı yaş gruplarından pek çok ünlü isimle yaptığınız söyleşileriniz yer alıyor. Farklı yaş gruplarındaki insanlarla sohbet ederken dikkatinizi çeken ortak yaşanmışlıklar oldu mu? Ya da çok farklı olan şeyler gözlemlediniz mi?

Söyleşi yaptığım isimlerin farklı yaş gruplarından olması soruları hazırlarken beni ayrıca heyecanlandırdı. Köyle şehir arasında geçen çocukluklar, üniversite için şehir değiştirmeler, meslekleri için yaptıkları koşturmacalar ve tüm bunların yaş farkı sebebiyle ülkenin farklı dönemlerine denk gelmesi. Söyleşi yaparken hem kuşak farklarını görmek hem de çocukluğu ya da gençliği tam kuşaklar arası geçişe denk gelen isimleri tanıyıp hikayelerini öğrenmek bana mutluluk verdi. Bunlar da uzun uzun hikayelerle kitaba yansıdı elbette. Zaman içerisinde oynadığımız oyunların, olaylara karşı geliştirdiğimiz tavırların, duygularımızı yansıtma biçimimizin, iletişim dilimizin değişimini görmek açısından verimli söyleşiler oldu.

Söyleşi yaptığınız kişiler farklı yaş gruplarında olmanın yanı sıra farklı mesleklerden aynı zamanda. Sizce duygularımız, bir mesleği seçmemizi belirliyor mu ya da yaptığımız meslek duygularımıza, davranışlarımıza etki ediyor mu?

Elbette duygularımız mesleklerimizi seçmemizde ve mesleğimizi yaparken aldığımız kararlarda, tavırlarda etkili. Söyleşi yaptığım tüm isimler mesleklerini severek yapan insanlar ve seçmelerinde de o mesleğe duydukları heyecan var. Mesela sevmediği bir mesleği yaparken daha sonra asıl heyecan duyduğu mesleğe geçen isimler de var kitapta, burada kopya vermeyeyim, Üç Kelimelik Dünya’yı okuyanlar keşfedecektir. 🙂 

Sizce insan duygularından kaçmalı mıdır? Böyle bir şey mümkün mü?

İnsan zaman zaman duygularından kaçmaya çalışıyor. Belki kendini kandırıyor, belki kaçıyor. Ama kaçmanın çok sağlıklı olduğunu düşünmüyorum. Duygularımızı sağlıklı bir biçimde yaşayabiliyorsak, bunu yaşayabilmek daha güzel. 

Tüm dünyayı etkisi altına alan bir pandemi sürecinden geçiyoruz. Dönem dönem evlerimize sığındık. Bu durum ise sosyal medyada paylaşımların artmasına neden oldu. Herkes evinde tabiri caizse “kişisel gelişirken” bir şeyler paylaştı sürekli. Hem kitapta sosyal medyaya dair epey soru olduğundan hem de sosyal medya editörlüğü yaptığınızdan sormak istedim. Sizce sosyal medya bizim için tehlikeli bir hâl almaya başladı mı?

Sosyal medya, insanların kullanım şekilleri itibariyle birkaç yıldır oldukça tehlikeli bir hale bürünmüştü ancak pandemi sürecinde insanların daha çok vakit ayırmasıyla bu durumda da artış oldu gibi gözüküyor. Aslında hepimiz için oldukça faydalı mecralar, iletişimi kolaylaştırması, haber alma özgürlüğünü sağlaması, ilgi alanlarımıza göre blogları takip etmemiz gibi birçok önemli artısı var ancak sosyal medya kullanıcılarının “burada her istediğimi yaparım/söylerim” mantığı ile hareket etmeleri ve haberlerin, olayların detaylarını bilmeden hareket etmeleri çok zarar verici bir hal alabiliyor. En basitinden yalan ya da yanlış haberler/bilgiler ışık hızında yayılırken haberin/bilginin doğrusu paylaşıldığında kimse tarafından önemsenmiyor. Bu da sosyal medyanın bir çöplüğe dönmesine yol açıyor. Bununla birlikte insanlar negatif içerikleri daha çok paylaşırken pozitif içerikleri çok önemsemiyor, bu da ister istemez birçok insanı psikolojik olarak etkiliyor. Dinlenmek için birkaç dakika sosyal medyaya bakayım dediğinizde daha çok yorulmuş olarak telefonu elinizden bırakıyorsunuz. Son zamanlarda sık sık “Bir süre sosyal medya detoksu yaptım ve çok rahatladım” gibi şeyler duyuyorum. Bu durumun biraz özeti sanırım. Uzak kalmak ya da daha az zaman geçirmek bizi rahatlatıyor. Hâlâ gördüğüm ve güzel olan bir şeyse -aslında eski bir geleneğimiz- birisi zor durumdayken herkes bir araya geliyor ve o kişiye yardım edilmeye çalışılıyor. Böyle içerikler umut verici oluyor.

Son olarak… Sizce korku çağında mı yaşıyoruz?

21. yüzyıl teknolojiyle, sunduğu fırsatlarla daha umut vaat edici gözükürken aslında dünyanın bir yandan da hiç değişmediğini gösterdi. Dünyamızda hâlâ savaşlar var. Hâlâ açlıkla mücadele ediyor insanlar. Dünyamız yorulduğunun sinyallerini verirken dünya genelinde hâlâ bunu umursamayan yöneticiler var. Bu ve bunun gibi birçok sebeple aslında kaygı ve korkularla dolu bir çağdayız. Tüm bunlara rağmen daima içimde umudu yeşertiyorum ve böyle anlarda Edip Cansever’in “Umudu dürt /  Umutsuzluğu yatıştır” dizelerini tekrar hatırlıyorum. Hepimiz için güzel şeylerin olmasını diliyorum.


İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir