İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Psikiyatrist Dr. Bahar Tezcan: “Her karanlık kendi içinde fırsatlar saklar. Yeter ki gözleriniz karanlığa alışmasın.”

İlk kitabı İmkânsız İlişkilerden Mümkün İlişkilere ile sağlıklı ilişkilere giden yolun haritasını veren Psikiyatrist Dr. Bahar Tezcan ile okurunu, terapi odasında derin iç yolculuklara yönlendirdiği yeni kitabı Terapi Odasında İyileşen İlişkiler üzerine konuştuk.

  • İlk kitabınız İmkânsız İlişkilerden Mümkün İlişkilere’nin önsözünde şöyle yazmıştınız: “Tıp fakültesini bitirdikten sonra psikiyatri ihtisasını seçerken kendime bir söz verdim. İnsan psikolojisine ve sorunlarına dair öğrendiklerimi sadece seanslarda bana başvuranlara değil, kitap yazarak pek çok kişiye aktaracaktım. Bu kitapla kendime sözümü tuttum.” İlk kitabınız 11 baskı yaptı ve pek çok okura ulaştı, ikinci kitabınız Terapi Odasında İyileşen İlişkiler de yakın zamanda raflardaki yerini aldı. Böylece kendinize verdiğiniz söz tamamlandı mı yoksa yeni kitaplar da gelecek mi?

Benim için çok özel ve anlamlı bir konuya değindiğiniz için teşekkür ederim. Evet kendime sözüm tamamlandı ama kitaplarım tamamlanmadı. Üçüncü kitabın hazırlıklarına yakın zamanda başlayalım diye kıymetli editörüm Büşra Aksak’la plan yapmaya başladık bile. Küsurat Yayınları ile yolculuğumuz devam edecek. Ben kitap yazmadan önce de hayatım boyunca yazdım. Yazmak benim hayatla konuşma biçimimdi. Artık yazdıklarımı başkalarıyla da paylaşmak istiyorum. 

  • Peki, bizi yine vakalardan oluşan bir kitap mı karşılayacak yoksa roman yazmayı düşünür müsünüz? Doğrusu karakterlerin derinlikli iç çözümlemesinin yapıldığı bir roman okumak isteriz kaleminizden…

Bu söyleyeceğimi ilk kez sizinle paylaşıyorum. Aslında üçüncü kitap da niyetimiz psikolojik romanla devam etmek. Üstelik bunu daha ikinci kitabı tasarlarken planlamaya başlamıştık. Güzel yakaladınız bizi. 

  • İlk kitabınız İmkânsız İlişkilerden Mümkün İlişkilere’de daha çok imkânsız ilişkileri nasıl sonlandırıp mümkün olan başka bir ilişkiye nasıl geçeceğimizin yol haritası vardı. Terapi Odasında İyileşen İlişkiler’de ise yeteri kadar emek ve çabayla kurtarılabilecek ilişkilere rastlıyoruz çoğunlukla. Peki imkânsız bir ilişki ile kurtarmaya değer ilişkileri nasıl ayırt edebiliriz?

Her iki kitapta da ilişkilerde referans olarak sunduğum nokta bir ilişkide duygusal, fiziksel, cinsel şiddet görüp görmediğinizdir. Şiddetin olduğu yerde sevgiden de sağlıktan da bahsedemeyiz. Burada en doğru yaklaşım kişilerin ilişkiden uzaklaşıp kendi yolculuklarında iyileşmeyi seçmeleridir. Yani kurtarılmaya değer bir ilişkide şiddet yoktur öncelikle. Fiziksel ve cinsel şiddet ise ayırt etmesi görece daha kolay unsurlar olurken duygusal şiddet pek çok kimse tarafından sınırlarının ve içeriğinin bulanık olduğu bir alan. Sözleriyle ve davranışlarıyla sizi değersizleştiren, yargılayan, ihtiyaçlarınızı önemsemeyen, size kendi doğrularını dayatan, empati kurmayan, sürekli bir korku, endişe, utanç, suçluluk duygusu yaşamanıza neden olan, ona her anlamda hizmet ettiğiniz sürece sizi onaylayan, aksi takdirde varlığınızı reddeden, benlik saygınızı, sevginizi yaralayan birisi ile birlikteyseniz duygusal şiddete maruz kalıyorsunuz demektir. Bu durumun örnekleri çoğaltılabilir. İç dünyanızla konuşun, neler yaşadığınızı size en doğru tanımlayacak olan mecra orasıdır. Böyle bir durumda uzaklaşın ve iyileşmeye karar verin. Ancak neyse ki kurtarılmaya değer ilişkiler diğer gruptan hayli fazla. Kendi yaraları nedeniyle bir ilişkide sorunlar yaşamış ve yaşatmış ancak neler olduğunu anlamaya ve değiştirmeye cesaret edebilmiş kişiler çatışmalı ilişkilerden sağ çıkıyor. Konu başlığı bağlanamamak, aldatmak, aldatılmak gibi çok büyük olsa bile. Yeterince ve iyi niyetle üstelik de doğru emeği veriyorsanız çok umut vaat edici bir durumdasınızdır.

  • Bazen çevremizde, “Biz hiç tartışmayız, hiç sorun yaşamayız,” diyen çiftlere rastlarız. Sizce bu bir ilişki adına sağlıklı bir durum mudur?

Bir klişe olarak, böyle çiftlerden “Sağlıksız mı acaba?” diye şüphe edilir. Bu tanımlamaya bakıp ezberden hüküm vermemek lazım. Bu ilişkileri incelediğimde ben farklı içerikler tespit ediyorum. Mesela bu çiftler de bir fikri tartışıyorlar, fikir birliğine varamadıkları oluyor ama bunu kavgaya dönüştürmeden yapıyorlar ve düşünce ayrılığını da bir sorun olarak görmüyorlar. Ya da ancak çok büyük çatışmaları ve olayları sorun olarak görüyorlar ve pek çok şeyi ilişkinin doğal sendelemesi gibi algılayıp iyimser bir penceren bakabiliyorlar. Ama bir başka grup da var ki birbirinden çoktan duygusal yatırımını çekmiş ve sistemin yürümesi adına aşırı uyumlanmayı tercih etmiş oluyor. Bir nevi sorunun ta kendisi tartışmamak oluyor işte o zaman. 

  • İkinci kitabınız Terapi Odasında İyileşen İlişkiler’in önsözünde, “Ben, o terapi odalarından birinde iyileşmeleri sırasında insanlara eşlik eden bir terapistim,” diyorsunuz. Aynı zamanda kitapta, Dr. Bahar karakterini görüyoruz. Peki Dr. Bahar karakterinin kurgu olduğunu söyleyebilir miyiz yoksa tamamen kendinizi mi anlattınız?

Tamamen benim. Kitapta kurgu olmayan tek karakter psikoterapist zaten, yani ben. Çünkü kendimi gizlemeye gerek duymadım. Terapi kültürümü, hayata duruşumu paylaşmanın yazdığım seansların doğru iletilmesine hizmet edeceğini düşündüm. Ancak hastalarıma ve bana terapi amaçlı başvuran bireylere olan saygımdan, etik değerlerden ve yasalardan dolayı hiçbirinin öyküsüne ve kimliğine yer vermedim. Hepsi de kurgu karakterler. 

  • “‘Geleneksel anne’nin mesafe bırakamayan sevgisi, kaygılı bağlanma stili, aşırı koruyucu kollayıcı halleri bireyin, sınırlarını korumak adına daha sonra hayatına girecek kadınlara tepkisel olarak uzak ve soğuk durmasına sebep olacaktır.” Annelik üzerine pek çok şey söyleniyor, herkes çocuğunu, mümkün olabilecek en iyi şekilde yetiştirmek istiyor. Peki bu yapılmak istenirken farkında olunmadan mesafe göz ardı edilebiliyor olabilir mi?

Çocuk yetiştirirken gözetilmesi gereken en mühim konu, onun bağımsız bir birey ve özgün bir kişiliğe sahip olmasına niyetlenmektir. Ancak bu alt yapıda onu, kendini gerçekleştirebileceği, özgür, anlamlı bir hayat bekleyebilir. Aşırı koruyucu, kollayıcı ve bizim ‘yutucu ebeveynler’ diye tabir ettiğimiz kişiler çocuğa alan tanımayarak, kendi kaygılarını bulaştırarak, kendine ve dünyaya güvensiz, çok kaygılı bireyler yetiştirirler. Bu bir bağlanma bozukluğu olarak da tezahür edebilir sonrasında. Erişkin olduğunda tekrar yutulmaya karşı savunmalar geliştirerek kaçıngan bağlanan birine dönüşebilir ya da aynı döngüyü tekrarlayarak başka yapışma alanları bulup, partnerlerine kaygılı bağlanan biri olabilir. Aslında her şey bir iyi niyetle başlar. Ama maalesef iyi niyet yetmez. Çocuk yetiştirmek çok incelikli ve eğitim gerektiren bir meseledir. Keşke anne babalık okulları açılabilse.

  • Sizin de bildiğiniz gibi bir pandemi sürecinden geçiyoruz. Böyle bir dönemde aşırı koruyucu davranılmadan ya da kaygıyı hissettirmeden çocuk yetiştirmek mümkün mü? Bu durum çocuklara sağlıklı bir şekilde nasıl anlatılabilir?

Konu pandemi de olsa başka bir büyük yaşam olayı da her durumda zaten amaç çocuğu yetiştirirken kendi patolojilerimizi onlara aktarmamak olmalı. Kaygılı ve aşırı koruyucu olmak ebeveynin kendi patolojisidir. Bununla baş etmesi, gerekirse bir uzman yardımı alması onun sorumluluğundadır. Çocuğa herhangi bir zorlu yaşam olayını açıklamak için yaşı ve becerilerini göz önüne almak gerekir. Bu durumda her yaş aralığına yapılacak açıklamalar çok değişir. Onun anlayacağı bir dilde ama asla yalan söylemeden konuşmak çok mühim. Duygularını anlayın ve yadsımayın. Sezgilerinin doğru olduğundan emin olarak büyüsün ve kendine güvenmeyi öğrensin. Ona dayanıklılığı öğretin, acı çekmemeyi değil. 

  • Terapi Odasında İyileşen İlişkiler’de herkesin futbol ve kadın-erkek ilişkisi hakkında söyleyecek sözü olduğunu belirtmişsiniz. Aslında oldukça ciddi bir konu olan kadın-erkek ilişkileri hakkında bu kadar rahat bir şekilde konuşabilmemizin ve genellemeler yapabilmemizin bir nedeni var mı?

Nedeni hepimizin birebir yaşamın her anında deneyimliyor oluşumuz. Söyleyecek sözleriniz olması elbette çok doğaldır. Ancak önemli nokta nelerin sorunlu olabildiğini açıklayan görüşlere kapalı olmamak, kendi doğrunu tek doğru gibi kabul etmemek, en önemlisi bilimsel açıklamalara ve bu konuda çalışan deneyimli profesyonellere de kulak kabartmaktır. 

  • Son olarak… Kaybolduğumuzu zannettiğimiz, rotasız kaldığımız o tünelin ucunda gerçekten bir ışık var mı? Nasıl ulaşırız o ışığa?

Tünelin dışında her yerde ışık var. Yeter ki yola devam edin. Her karanlık kendi içinde fırsatlar saklar. Yeter ki gözleriniz karanlığa alışmasın. 

Bir yorum

  1. Semra Doğan Semra Doğan 16/01/2021

    Kitabınızı okumak için sabırsızlanıyorum🙏

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir