İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

QARA interior | architecture’ın kurucusu Yasemin Öztürk ile söyleşi


Röportaj: Resul Şahin

Yasemin Hanım merhaba. Öncelikle sizi tanımak isteriz. Bize kendinizden bahseder misiniz?

3. Nesil Almanyalı Türk olarak Almanya’da doğdum. Kurucusu olduğum QARA mimarlık bürosuyla Almanya ve Fransa’dan sonra Türkiye’de çalışmalarımı sürdürüyorum. Okul hayatımın tümü ve mimarlık eğitimimi Almanya’da tamamladım. Stuttgart Teknik Üniversitesi Mimarlık bölümü mezunuyum. Daha öğrenciyken Stuttgart’taki mimarlık bürolarında çalışmaya başladım. Mezun olduğumda ise Bordeaux Fransa’da uluslararası bir mimarlık bürosunda çalışmaya başladım. O sırada Fransa’da yaşadım.

Kariyerim boyunca, otel ve restoran zincirleri, mağaza ve kafe tasarımları gibi pek çok büyük ve uluslararası projede çalışma fırsatı buldum. 2017’den itibaren de bir kadın girişimci olarak QARA interior | architecture’ı kurdum. İstanbul’da yaşıyorum. QARA çatısı altında, mimarlık, iç mimarlık, mimari tasarım gibi alanlarda Almanya ve Türkiye başta olmak üzere uluslararası projeler gerçekleştiriyoruz. Yurtdışı projelerde Türkiye’de üretim yaptırarak Türk üreticilerine de fayda sağlamaya, ülkemizi yurtdışında da tanıtmaya çalışıyorum. Evliyim, üç köpeğim var.

Mimar olmaya ne zaman ve nasıl karar verdiniz?

Doğduğum Kirchheim adlı küçük Alman kasabasında ilkokula giderken, okulla ev arasında bir sokaktan geçerdim. Çok güzel tasarımlı evleri olan bir sokaktı. Sokakta hep müstakil evler vardı. Alman aileler yaşardı genelde. Oradan geçerken hep evlere dikkatle bakardım. Hayal kurardım. Rengi böyle mi olsaydı, şurada bir pencere daha mı olsaydı, arkasında acaba ne var diye merak ederdim. Bir gün mimarlık mesleğinden haberdar oldum. İlkokul 2. sınıftaydım. “İşte ben bunu yapmak istiyorum” dedim. O anda mimar olmaya karar verdim.

Yıllar sonra eşimi de mimar olma kararımda beni etkileyen o sokağa götürdüm. Hiç değişmemiş bir şekilde, aynı güzelliğiyle duruyordu o sokak: Kirchheim kasabasındaki Liststrasse.

Münih’te bir ev tasarımı.

Hem mimari tasarım hem de iç mimarlık projelerini gerçekleştirdiğiniz QARA interior | architecture’ın kurucususunuz. Bize markanızı oluşturma sürecinizi anlatır mısınız?

Bir mimarlık bürosunda çalışıyordum. Yaratıcılığımı kullandığım, tamamen  özgür ve kendime ait projeler yapmak istiyordum. Tasarımda özgürlüğü çok seviyorum çünkü.

Girişimcilik kitapları okumaya başladım öğle tatillerinde. Tasarımlarımda kullanacağım bilgisayarı ise taksitle, zar zor aldım, maaşımın yarısına yakınını ona yatırıyordum. O sıralarda kimseden maddi yardım almadan, kendi çabalarımla kurdum firmayı. Kendime, vizyonuma güveniyordum.

QARA ismine karar verirken, tasarımlarda da çok sevdiğim siyah renkten yola çıktım. Kara kelimesine benzeyen “QARA” ismi önüme çıktı. O anda karar verip websitesi için domain ismini satın aldım. O sırada “.com” adresi daha pahalıydı, param “.work”e yetti. www.qara.work bu şekilde doğdu.

Websitesinin ilk halini iki arkadaşımla beraber hazırladım. Logomu da tasarladılar.

Ücretini de tabii ki ödedim arkadaşlarım olsalar bile, dişimden tırnağımdan arttırıp düzgün bir marka oluşturmaya çalıştım. O sıralarda gündüzleri de çalıştığım için geceleri uykusuz kalarak firmamın altyapısını oluşturdum.

İlk projemi aldığım anda da istifa ettim, tamamen yeni projeye odaklandım. Berlin’de bir nargile kafeydi. Sonrasında da ikinci müşterim, uluslararası bir müşteriydi. Yeni bir firma olmama rağmen, vizyonuma, yeteneğime, tecrübeme güvendiler. Hindistan’dan, Çin’e, Avustralya’dan, Meksika’ya tüm mağazalarının tasarımını bana verdiler. Bu şekilde QARA hızlı bir şekilde hayata geçmiş oldu. Yine de büyük cesaret gerektirdiğini söyleyebilirim.

Berlin’de bir cafe tasarımı.

Sadece markayı kurmak yetmiyor sanırım. Bunun yanında müşterilerin isteklerini iyi anlamak ve güçlü de bir hayal gücü gerektiriyor sizin mesleğiniz. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Müşterilerimin isteklerini, hayallerini anlamak çok önemli. Modayı, trendi dayatmak yerine, onların gerçekten ne istediğini bulmalarını sağlıyorum.

Bazen ifade edemeyebiliyorlar. Müşterilerim, konuşurken onları anladığımı hissederler, bana güvenirler. Empati kurarım. Nasıl bir tasarım istendiğini çabuk anlarım. Konuşurken, insanların tarzını, beğenilerini seziyorum. Kendilerini ne iyi hissettirir, buna bakıyorum. Eksikliğini hissettikleri neyse, onu tamamlamaya çalışıyorum. Müşterilerimi ifade eden, onları yansıtan mekanlar yapmak benim için bir zevk.

Ve haklısınız, güçlü bir hayal gücü kesinlikle gerekiyor mesleğimde. Sıradan işler çıkmaması için bu önemli. Farklı, dikkat çekici tasarımlar için hayal gücü olmazsa olmaz bir bileşen.

Son olarak, markayı kurduktan sonra ona inanmak ve geliştirmek için çok çalışmak gerekiyor. Söylediğiniz gibi markayı kurmak yetmiyor. Markanızla fark yaratmanız, yeni bir şeyler yapmanız gerekiyor ki dikkat çeksin. Hele yeni bir markaysanız bu çok önemli.

Berlin’de bir Steak House tasarımı

Bugüne kadar gerçekleştirdiğiniz projelerden bazıları nelerdir, anlatır mısınız?

Şirketi kurduktan sonra ilk büyük projem uluslararası bir mağazalar zinciri oldu (yapı-makine sektöründe). Genç bir mimarlık bürosu olarak bu proje için seçilmem büyük prestij kazandırdı ve pek çok yeni müşteriye ulaşmamı sağladı.

4 yıl boyunca uluslararası ünlü bir yapı ve endüstri malzemeleri şirketi için yüzden fazla mağazalarını tasarladım – Avustralya, Çin, Hindistan, Meksika, İtalya gibi tüm ülkelerindeki mağazalarını tasarladım.

Berlin’de iç mimarlığını yaptığım ilk nargile cafe çok beğenilmişti, çok hit bir yer oldu, sonrasında beni pek çok restoran ve nargile cafe sahibi aradı. Berlin’de pek çok nargile, steak house ve cafe tasarımları gerçekleştirdim. Ayrıca restoranların yenilenme projeleri yaptım.

Almanya’da, Bodrum’da, Toronto’da özel ev projeleri gerçekleştirdim. 

Proje sonraları geri dönüşler oluyor. Berlin’deki Türk girişimciler arasında “mimar hanım” olarak ünlendim. Projelere başlarken mutlaka beni arıyorlar. Bu güveni yaratmış olmak beni mutlu ediyor.

Münih’te bir ev tasarımı.

Tasarımlarınızda ve mimari uygulamalarınızda size ilham veren unsurlar nelerdir peki?

Projelerde önce belli bir tarz/tema belirledikten sonra, o tema hakkında bilgi toplamayı seviyorum. Belgesel izlerim, kitabını okurum, araştırırım. Yoğun bir görsel araştırma döneminden sonra projeye başlarım.

Modellemeyi de kendim yapıyorum. Sürekli üreten biriyim, çantamda hep not defteri vardır. Alakasız yerde aklıma bir şey gelir onu hemen not alırım, eskizler yaparım çalışma odamdaki panoda yer alır ve orada büyümeye devam eder. Hayal dünyam çok geniştir.

İlham kaynaklarım filmler, sanat, kitaplar, moda dergileri, belgeseller… bazen bir arkadaşla bir sohbet bile bir ilham kaynağı olabiliyor.

Yasemin Öztürk’ün resim çalışmaları

Mimari uygulamalar, tasarımlar ve resim… Çok yönlü bir duruşunuz var. Ne tarz çizimler yapıyorsunuz?

Minimalist, mimari tasarımdaki zevkimi de yansıttığım resimler yapıyorum. Açık renkler kullanıyorum. Malzeme olarak akrilik ve suluboya kullanıyorum.

Hat kursuna gitmiştim, ebru çalışmaları da gerçekleştirdiğim oluyor, ama ağırlıklı sade ve soyut akrilik çalışıyorum. Figüratif olmayan, açık renkli dokular çalışmayı, izleyiciyi istediği anlamı yüklemesi için özgür bırakmayı seviyorum.

Yasemin Öztürk, Sanatçı Melek Anqi’nin çalışması ile.

Siz ayrıca koleksiyonersiniz de. Yakın zaman önce birçok sanatçının eserlerini koleksiyonunuza kattığınızı biliyorum. İçinizdeki o sanat aşkını bizimle paylaşır mısınız?

Sanat eserlerini koleksiyonuma dahil ederken, onlarla özel bir bağ kurmuş olmaya dikkat ediyorum. Sezgilerime, zevkime güvenerek, iç sesimi dinleyerek seçimlerimi yapıyorum. Hayatıma sanat eseri dahil etmek günlük hayatımda bana ilham veriyor. 

En son Contemporary Istanbul’da koleksiyonuma eklediğim Melek Anqi’nin işi mesela, gördüğüm anda benle bir bağlantı kurdu, beni bırakmadı.

Ayrıca, hattatların yaptığı kaligrafik işler beni çok cezbediyor. Mümkün olduğunda hat sanatçılarının sergilerine de katılmaya çalışıyorum. Bu aralar Osmanlı minyatür sanatını araştırıyorum.

Sanat beni çok besliyor, ilham veriyor, bu nedenle sanat hayatımın önemli bir parçası.

Yasemin Öztürk, Seda Eyüboğlu ve Oğuz Yeşilay’ın heykel çalışmaları ile.

Ayrıca fotoğraf çekmeyi ve düzenlemeyi de çok seviyorsunuz. Biraz da bu konu üzerine konuşmak istiyorum. Örneğin; Ara Güler’in “En iyi fotoğrafı, en iyi makine çekmez.” sözüne ne dersiniz? Buna sizin ekleyeceğiniz bir cümle var mı?

Fotoğraf çektiğim zamanlarda, herkes hangi programları, filtreleri kullandığımı sorar. Oysaki işin o programlarda değil, bakış açısında olduğunu düşünüyorum. Normal bir görüntüde bir kompozisyon yakalayarak, değişik bir bakış açısı yakalayarak bambaşka bir hikaye anlatmayı seviyorum. Bu nedenle Ara Güler’in sözüne kalpten katılıyorum.

Makro, manzara, portre… En çok nelerin fotoğrafını çekmekten mutluluk duyuyorsunuz?

Aslında herhangi bir önceliklendirmem yok. Bir manzara da, sokaktan bir görüntü veya bir çiçek de olabiliyor. Doğal, önceden kurgulanmamış şekilde çekmeyi seviyorum. Herhangi bir özellendiğinden etkilendiğim bir görüntüde, örneğin bir renk, bir doku, onu mutlaka çekmem gerekiyor.

Yurt içi ve yurt dışında sizi etkileyen mekanlar veya yapılar nelerdir?

Bu soru bana başka bir durumu hatırlattı. İzninizle bir görüşümü paylaşmak istiyorum. Türk mimarlarının ve yapıtlarının yeterince tanınmadığını, çok iyi tarihi ve güncel eserlerimiz olduğunu düşünüyorum.

Almanya’da mimarlık eğitimi alırken, hocaya, “Mimar Sinan”ı ne zaman işleyeceğimizi sormuştum. Onun kim olduğunu bilmediğini söyleyince şaşırmıştım. Yabancı yayınlarda da en etkileyici mimarlar ve yapılarında, Türk isimlerinin geçmediğini, bir anlamda haksızlık yapıldığını düşünüyorum. Bu anlamda, Türkiye’de keşfedilecek çok iyi yapılar var, Selçuklu ve Osmanlı mimarisi çok ilgimi çekiyor, eski Osmanlıdan kalan yalılar, Cumbalı Osmanlı evleri gibi.

Yurtdışında da bir Louvre Müzesi, bir Central Park kadar Washington’da gezdiğim bir sokak bile beni o kadar farklı etkileyebiliyor ki, birini ön plana çıkartamıyorum.

Berlin’de bir cafe tasarımı.

Yakın zamanda gerçekleştirmeyi düşündüğünüz projelerden bahseder misiniz?

İç mimari projelerimi tamamlayacak mobilya ve dekoratif aksesuar tasarımları yapmaya odaklandım. Yine Türkiye’deki üreticilerle bu tasarımlarımı ürettirmeyi planlıyorum.

Uluslararası mimarlık projelerimize de müşterilerimizle olan anlaşma gereği isimlerini paylaşamasak da devam edeceğiz.

Son olarak eklemek istedikleriniz?

Sosyal medyanın, günümüzde mimarlık için önemli olduğunu gözlemledim. Özellikle Türk müşterilerin sosyal medyada tasarımların 3D modellemelerini görmekten çok etkilendiklerini fark ettim. Bir mimarlık ofisinin gerçekleştirmiş olduğu projeler kadar, 3D modellemelerine de dikkat ediyorlar. Hatta proje gerçekleşmemiş, hayali bir proje bile olsa, bu bazen fark etmiyor. Bu ilginç bir durum ve beni sosyal medyayı Türk müşteriler için daha farklı kullanmaya teşvik ediyor.

Gerçekleşmiş projelerimi ve modellemelerimi 2022’de daha fazla paylaşma kararı aldım. Bu anlamda sosyal medyada modellemelerimi ve tasarımlarımı daha fazla görebileceksiniz.

IG: www.instagram.com/qara.work ‘te ve www.qara.work sitemde tasarımlarım takip edilebilir.

QARA interior | architecture

İletişim:

www.qara.work

info@qara.work

www.instagram.com/qara.work


İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir