İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Rasim Öztekin, kavuğu Şevket Çoruh’a teslim etti


Kel Hasan’dan bugüne geleneksel Türk tiyatrosunda bir sembol haline gelen “kavuk”, 20 Eylül’de hakkının teslim edildiği bir törenle, Beşinci Kavuklu Rasim Öztekin’den Altıncı Kavuklu Şevket Çoruh’a devredildi. 

Dün gece Türk tiyatrosu için yaşanan çok özel bir anın şahitlerinden birisiydim. Beşinci Kavuklu Rasim Öztekin, kavuğu Altıncı Kavuklu Şevket Çoruh’a kah duygu yüklü kah kahkahaların yükseldiği bir törenle devretti. Gözlerimizi dolduran bu gururlu anı size de kelimelerle resmetmek istedim. 

İşte kavuk teslim töreninde yaşananların izleri… 

Dün gece sonbaharın en keskin başlangıcının da ilk günüydü. Hepimiz indi inecek yağmura aldırmadan oradaydık. Belli ki bu anı kaçırmak istemiyorduk. Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi’ni, pandemi tedbirleri kapsamında koltuklara birer boşluklu oturarak doldurduk. Bir süre sonra panolardan Rasim Öztekin ve Şevket Çoruh’un kavuk tesliminin kararını anlattığı küçük bir belgesel yayınlandı. Alkışlar daha belgeseli izlerken coşkuyla başlamıştı. Usta oyuncu Rasim Öztekin, bir yerde şöyle diyordu anlatımında: 

“Kavuk bendeyken hiç alkış almadı. Zaten onun için teslim ediyorum.”

Öztekin, kavuğu ustası Dördüncü Kavuklu Ferhan Şensoy’dan teslim aldıktan üç ay sonra bir kalp rahatsızlığı yaşayınca doktoru İzzet Bey (İzzet Celal Erdinler), canlı performans yapmasını yasaklamıştı. Hal böyle olunca Öztekin, hiç kavukla sahne alamadı. 

Belgeselin ardından Hakan Bilgin’in sunumuyla usta oyuncu sahneye davet edildi. 

Sevgili Beşinci Kavuklu Rasim Öztekin sahneye çıktığında seyircisi, onu ayakta dakikalarca alkışladı. Ne müthiş bir andı; gözlerinizi bir anlığına kapatıp düşleyerek hissedin isterim. 

Alkışlar dinerken Öztekin’in söylediği ilk şey şuydu:

“Ben ve kavuk, uzun zamandır hasret kaldık bu alkışlara. Ben en mağdur kavukluyum…”

Kavuk, diğer kavuklularda 20 yılı aşkın süre kalmışken, en kısa süreyle Öztekin’de kaldı. Kavuğun hiç alkış almamış olmasını içine sindiremeyen usta oyuncu, dört yıl gibi bir sürenin ardından kavuğu devretmek için Şevket Çoruh’u düşünmüştü. Ferhan Şensoy’u arayıp fikrini belirten Öztekin, ustasından da aldığı onayla Çoruh’u aradı. Sonrası yine duygu seli bir an. Öztekin şöyle anlatıyordu:

“Şevket beş gün uyuyamamış, iki gün ağlamış…”

27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü’nde gerçekleşmesi planlanan tören, pandemi sebebiyle ertelendi ve nihayet bugüne dek Ses Tiyatrosu’nda yapılan bu tören, Harbiye’ye taşındı. Her şey Öztekin’in eşinin “Ses Tiyatrosu şart mı, açık havada yapalım.” fikriyle başladı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu da, kavuğun İstanbul’dan çıktığını ve bunun İstanbul’un işi olduğunu vurgulayarak töreni üstleneceklerini söyledi. Biz tiyatroseverlere de bu anın tadını çıkarmak kaldı.

Öztekin’in konuşmasından aldığım notları da aktarmak istiyorum. Gerçekten çok güzel bir konuşmaydı. Kavuk teslim töreninin Harbiye Açıkhava Sahnesi’ne taşınmasıyla ciddi bir aşama kaydettiğini vurgulayan Öztekin, gelirin bağışlanması kararını da açıklayarak konuşmasına şöyle devam etti:
“Sanatın ve ülkenin geleceği için çağdaş beyinlere ihtiyaç var. Onun için bu geçenin gelirini Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ne bağışlamaya karar verdik. (Büyük alkışlar) Kavuğun önemi bir usta çırak, bir liyakat ilişkisi. Bizler ustalarımızdan göre göre çırak olduk, sonra ustalaştık. Eğitim almam şart değildi, ben ustalarımdan eğitimi onları seyrederek aldım. Birçoğu da yukarıdan seyrediyor. Erol Günaydın şuradan, (alkışlar) Tuncel Kurtiz şuradan, (alkışlar) Savaş Dinçel şuradan (alkışlar) bakıyor. Münir Abi (Özkul) de oradan. (Alkışlar ve Öztekin’in nemli gözleri, titreyen sesi…)

Alkışlarla bir arada süren konuşmasını şöyle sürdürdü usta oyuncu:

“Onlardan eğitim aldım. Asıl eğitim kulisteydi. Baka baka, göre göre öğrendim. Ustam Ferhan Şensoy sağlık nedeniyle gelemedi. Ben onlardan kulis öğrendim. Bence kulis terbiyesi sahneden çok daha önemli. Hayata nasıl davrandığını belirliyor.”

Ardından Altıncı Kavuklu’yu sahneye bizzat davet etti:
“Epeydir seyirci görmeyince fazla konuştum. (alkışlar ve gülüşler) Şimdi huzurlarınızda Türk tiyatrosu için güzel şeyler yapan ve bundan sonra da yapacağını umduğum bir oyuncu kardeşimi, Altıncı Kavuklu Şevket Çoruh’u davet ediyorum.”

Sonrası yine büyük alkışlar ve özenli bir devir. En başından beri kavuk, cam kabın içinde özenle bekliyordu. Öztekin, kavuğu çıkardı. Çoruh’un başına geçirdi. Sonrasında bir mizansen yaşandı. (Bu görüntülere sosyal medyada sıkça rastlayacağınızı söyleyebilirim.) Çoruh, ustasının eline uzandı; öpmek için. Öztekin herkesin maske taktığını, pandemide olduğumuzu ve öpüşülmeyeceğini anlatırken çok tatlıydı. Madalyonun hangi yüzünden baktığımıza göre değişiyor sanırım. “Ah!” diyebilirsiniz; “Pandemi yüzünden kavuk teslim töreninde bir sarılamadılar bile.” Ancak bir başka yandan da tarihe özel bir anı olarak geçti bu an. Ben sanırım bu yönden bakmaya karar verdim ve duygularım da coştu böylece. 

Tabii Çoruh da bir konuşma yaptı. Onun da konuşması çok güzeldi gerçekten. Ama titreyen sesine, yaşadığı duygunun yoğunluğunu seyre öyle dalmıştım ki, çok detaylı notlar alamadım. Ancak güldürerek başladığını söyleyebilirim. Şöyle demişti sahneye çıkar çıkmaz:

“Rasim Abi, bu güzel sözlerinden sonra sanırım kavuğu bana vermekten vazgeçti diyordum.” 

Çoruh, heyecanlanacağına emin olduğu için konuşmasını yazmıştı. Birkaç cümlesi şöyleydi:

Türkiye böyle bir dönem yaşarken ne yapacağını bilemedim. Çok sevinsem ayıp olur. Ağlasam olmaz. Bilemedim. En önemlisi iki büyük ustam hayatta, Ferhan Şensoy ve Rasim Öztekin…”

Cümle cümle aktaramıyorum, ama daha sonra geleneksel Türk tiyatrosunun geçmişten bugüne geçtiği yollardan bahsetti. Ustalarının yeri geldiğinde ek işler yapmak zorunda kalışlarına da dikkat çeken Çoruh, “Pandemi dönemi böyle devam ederse bizden simit almayı unutmayın!” diye seslendi.
Konuşmasını şöyle sonlandırdı:
“Beni yetiştiren tüm ustalara çok teşekkür ediyorum hakkınızı helal edin. Kavuğu, tüm tiyatro emekçileri adına kabul ediyorum; başımın üstünde yeri var. Başka bir meslektaşıma devredene kadar son sözüm: Hak dostum hak!”

Konuşmasını başladığı gibi bitiren Çoruh’un ardından törende bulunamayan Ferhan Şensoy ve Ekrem İmamoğlu’nun kaydettikleri videoları izledik. 

Şensoy şöyle diyordu:
“Yolumuz çok dikenli Şevket. Olsun, sen dikenleri yolarsın. Bu gece asıl cennette kutlanıyor bu tören; Kel Hasan, İsmail ümbüllü, Münir Özkul ile.”

Ekrem İmamoğlu ise tebrik ve teşekkür ederek şöyle dedi:
“İstanbul olarak Türk tiyatrosunu desteklemeye devam edeceğiz.”
Tören sona ererken usta oyuncu Öztekin, sahnenin tadına yeniden varmış olmanın huzuruyla devam etti ve doktoruna seslenerek hepimizi yine güldürdü:
“Canlı performans hoşuma gitti İzzet bey, hâlâ konuşuyorum ve ölmedim.”

Öztekin, bu kez seyircisiyle birlikte gülüyordu. Umarım bu cümledeki sesi şimdi kulaklarınıza ulaşıyordur. Ardından sahne “Baba Sahne”ye kaldı. Şevket Çoruh ve Murat Akkoyunlu, “Bir Baba Hamlet” oyunlarına başladı.

Altıncı Kavuklu Şevket Çoruh, kavuğuyla ilk oyununu oynadı. Beşinci Kavuklu Rasim Öztekin, kavuğun dört yıl aradan sonra aldığı alkışa mutluydu ve gururla sonlandı gece.

Canım Rasim Öztekin, tadımlık da olsa muhteşemdin. Dilerim her şey yolunda gider ve biz yine seni coşkuyla alkışlarız. 

Sevgili Şevket Çoruh, dilerim kavukla mis gibi coşkulu alkışların olsun. 

Sevgimle…

Damla Karakuş


Bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir