İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Ekinakis ile söyleşi


İlk kişisel serginiz, Commune – Community – Communication Urla Gru Art Gallery’de devam ediyor. Hem sizin eserleri üretim süreciniz hem de galeriyle nasıl bir araya geldiğiniz ve farklı tekniklerle geliştirdiğiniz işlerinizin hazırlık aşamasını sizden dinlemek isteriz.

Sergiye dahil etmeyi özellikle istediğim işlerden olan Dumb serisi 2017’de çalıştığım ve dört parçadan oluşan bir seri. Bu işleri üretirken, ilerleyen yıllarda bunun bir sergi fikrine önayak olacağının farkında değildim ama dönüp baktığımda gördüm ki tüm temanın fikrini oluşturan ve serginin temasının fitilini ateşleyen de o seri olmuş. O dönemde beni en çok üzerine düşündüren konu iletişim yoksunluğumuzdu. O zamandan bu yana gelişen fikirler ve deneyimler bütün bu süreçte bana ilham oldu. Anneliğin ilk bir buçuk senesinde bilinçli olarak aktif çalışmaya ara vermiştim. Tekrar çalışmaya başladıktan sonra biraz daha sınırlarımı genişletmek, teknik olarak yeni bir dilin peşinden koşmak ve başından sonuna bir hikaye oluşturup bunu görsel olarak anlatmaya çalışmak, yaşamın her geçen gün daha da zorlaştığı dünyada akıl sağlığımı korumama yardımcı oldu.

Galeriyle bir araya gelme hikayemi ise şöyle özetleyeyeyim: Eşim Turgut Pöğün’ün yıllardır sanatçılar için düşündüğü online bir sanat platformu oluşturma projesinin ikinci adımıydı galeri fikri. Fakat, zaman biraz tersten işledi ve bir takım şanslar, fırsatlar getirdi önüne. Böylelikle Gru Sanat Galerisi de somut olarak hayata geçti. Şunu belirtmem gerekir ki, galeriyle benim herhangi bir ortaklığım yok. Turgut’la aramızdaki eş ilişkisinden bağımsız olarak galeri ve sanatçı ilişkisini koruyoruz o tarafta. Galeri sorumluluğunu paylaşmıyor olmak, bir sanatçı olarak üretimime köstek olabileceğine inandığım kaygıları taşımamamı sağladı.

Sergi hazırlıklarına da Ekim 2020’de başladığımı söyleyebilirim. Dediğim gibi iletişim problemlerimiz üzerine gözlemlediğim ve içimde sıkıntısını yaşadığım her şeyi elimden geldiğince anlatmaya çalıştım. Babaannemden kalan kumaşlar şimdi bu resimlerde bambaşka formlara büründüler. Benim de önüme bambaşka pencereler açtılar. Sonbahardan beri kolaj tekniği ile hazırlamış olduğum (bir işim hariç) işlerin herbirinde hem teknik yeterlik anlamında, hem de kişisel ve düşünsel olarak kendimi daha da geliştirdiğimi hissediyorum. Üretebildiğim için mutluyum.

CACOPHONY

Commune Community Communication sergisi, iletişim kuramayan, nasıl iletişim kuracağını bilemeyen bireylere odaklanan bir sergi. Eserlerde insan hakları ihlalleri, sosyal ve hukukibozulmalar gibi konular öne çıkıyor. Bu iletişimsizlik halinin, yalnızlık kavramının dışında, toplumsal ve çevreye karşı olan duyarlılığımızı kaybetmemizden kaynaklı ortaya çıktığından bahsedebilir miyiz? İletişimin sizin için anlamı nedir?

Tabii ki bahsedebiliriz. Yıllardır, hiç de hak etmediğimiz bir üslupla yaşamak durumunda bırakılıyoruz. Bu üslubun, toplumumuzda bir iletişim normuna dönüşmüş olmasının, maruz kaldığımız ya da maruz bıraktığımız kabalığın, düşüncesizliğin, sabırsızlığın, öfkenin -ve saymakla bitmeyecek bir sürü duygu durumunun ve davranış modelinin- temelinde çok büyük bir rol oynadığını düşünüyorum. En temel gereksinimlerimizden biri iletişim kurmak ve maalesef türlü sebeplerden dolayı bunu sıklıkla başaramıyoruz, hatta bu iş için harcayabileceğimiz enerjiyi de artık kendimizde sanırım pek bulamıyoruz. Çünkü hem toplumsal, hem de global olarak bir korku filminin içinde yaşıyormuşuz gibi hissettiren bir dolu krizle çevrili her tarafımız. İklim krizleri, ekolojik katliamlar, ekonomik çöküntüler, kadın cinayetleri, savaş haberleri de yaşamın kendisine karşı duyduğumuz kaygı seviyesini arttıran unsurlardan sadece birkaç tanesi. Bu sebeple sanırım artık hepimiz daha benciliz. Hayatlarımız kısa ve geleceğimiz belirsiz. Fakat yine de; birbirimizle ve doğayla iletişimimizi güçlendirebilirsek eğer, bir sürü problemin çözümüne de birlikte ulaşabileceğimize inanıyorum.

MUTE

Sergide kullandığınız malzemelerin her biri duyguları harekete geçiren ve hayal gücüne alan yaratan işlerden oluşuyor. Önceki eserlerinizdeki sessiz ve yalnız karakterlerin artık haykıran karakterlere dönüştüğünü görüyoruz. Bu sınır nasıl ortadan kalktı?

Bu sınır kendi sınırlarımı kaldırmayı denediğim gün ortadan kalktı. Kendimi son yıllarda güvenli alanından çıkmaya cesaret edemeyen, sıkışmış biri gibi hissediyordum. İlk bağıran karakterimi yaptığımda, sanki esas ben bir çığlık atmışım gibi hissettim. Üzerimden bir yük kalkmış gibiydi hissi. Bana yıllardır çizdiğim karakterlerin neden bu kadar hüzünlü ya da üzgün göründüğü soruluyor. Sanırım bu sergideki işler onların iç dünyasında, onları nelerin hüzüne sürüklediğinin cevabı oldu. Ama tabii esas, iç dünyamın derinlerine doğru, kendimle yaşadığım iletişim benim için ayrıca bir heyecan kaynağı oldu.

Eserlerin her biri galerinin yapısına uygun olarak konumlandırılmış ve gelen ziyaretçiler ile eserler arasında bir iletişim’ alanı oluşturulmuş, serginin küratöryal sürecinden bahseder misiniz?

Aslında eserleri çalışırken hangi eseri ne şekilde konumlandıracağımı planlamadım. Hatta tüm işler bittikten sonra hikayeyi yeniden kurgulayarak, bazı işleri sergiye dahil etmekten vazgeçtim. Hikayenin baştan sona bir akış içinde olmasını istiyordum ve şanslıyım ki tam istediğim gibi bir düzen oldu. Hem anlattıklarım, hem sergiye gösterilen ilgi, hem dediğiniz gibi izleyiciyle eserler arasında organik bir biçimde gelişen iletişim beni çok mutlu ediyor. Sıcak bir Urla yazı için belki biraz depresif bir içeriğe sahip oldu serginin mesaj ve teması. Ama zaten neredeyse hepimiz bu hislerin içinde boğulduğumuzdan, izleyicilerde de bir tür aynaya bakıp içini görme etkisi uyandırdı sanıyorum. Yani aldığım geri dönüşler üzerinden böyle bir sonuç çıkardığımı söyleyebilirim.

PEER PRESSURE

Yurtdışı odaklı sergi ve çalışmalarınız olacak mıÖnümüzdeki dönemde neler yapmayı planlıyorsunuz?

Şu an tuvallerim boş, aklımda beliren çizgilerin biraz daha netleşmesini bekliyorum. Uzun süren, yoğun bir çalışmanın sonucunda, sergiyi açmamla beraber bir rahatlama hissedeceğim yerde biraz boşluğa düştüm açıkçası. Bu durum kendimi biraz depresif hissetmeme sebep oldu. Bu sebeple de bir an önce yeni işler için çalışmaya başlamak istiyorum. Bu sefer ne şekilde ve nerede sergileyeceğimi bilmiyorum. Belki İstanbul olur. Kalbimin bir yanı hep Hollanda’da. Gelecekte Hollanda’da bir sergi açabilmeyi çok isterim.


İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir