İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Sadık Usta: Yazmak toplumsal bir sorumluluktur


Sadık Usta ile son kitabı Şair ve Matematikçi Ömer Hayyam ve felsefesi üzerine derin bir söyleşi gerçekleştirdik. 

“Benim için yazmak toplumsal bir sorumluluktur” diyen Sadık Usta, kendini edebiyata adamış bir yazar. Yıllardır bilim insanları, düşünürler, siyasetçiler ve eylem insanları hakkında yazılar kaleme alıyor. Yazdığı son isim birçok alanda tartışmalara sebep olmuş Ömer Hayyam. Usta’ya, yeni kitabı ile ilgili sorular sorduk ve onu daha yakından tanıdık. 

Keyifli okumalar… 

Röportaj: Gülçin Aras

DÜZENLİ OLARAK OKUDUĞUM GİBİ DÜZENLİ OLARAK YAZARIM DA 

– Merhaba Sadık Bey, sizi biraz daha yakından tanımak isteriz. Yazmaya nasıl başladınız? 

Kendimi bildim bileli düzenli olarak hem edebiyat hem de siyasi içerikli kitaplar okurum. 20’li yaşlarımdan itibaren çeşitli yayın organlarında politik yazılar yazmaya başladım. Gece lisesini bitirdim ve üniversiteye ilerleyen yaşlarımda başladım. Stuttgart Üniversitesi’nde Tarih ve Siyasal Bilimler okudum. Ancak 1991 yılında tezimi yarıda kesip Türkiye’ye dönmeye karar verdim. Çünkü Almanya’da yabancı, Türkiye’de Almancıydım. Bu, “arafta kalmak” olarak adlandıracağım ruh halinden kurtulmak istemiştim. İsabetli bir karar aldığımı bugün daha iyi görüyorum. 

Bizlere eserlerinizden, çevirilerinizden ve edebi yolculuğunuzdan bahseder misiniz?

1983 yılından bu yana ilgili olduğum ve hakkında ne bulursam okuduğum ütopya konusuna ilişkin incelemeler kaleme almaya başladım. 90’lı yılların başında yayımlanan Bilim ve Ütopya dergisinde dünyanın çeşitli ülkelerinde yayımlanmış ütopik eserler üzerine incelemeler kaleme aldım. 2000’li yılların başından itibaren ütopya, felsefe ve tarih içerikli kitaplar çevirmeye başladım. 2007 yılında Kaynak Yayınları’nda editör olarak işe başladım. Bu süreçte hem Ütopyalar hem de Bilimin Türk-İslam Kaynakları adıyla diziler hazırladım. Bu kitapların bir kısmının yazarıydım, fakat daha çok da bu kitapların çevirmenliğini yaptım. 2010 yılında Almanya’nın Goethe Üniversite’sinde “1908-1938 Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Modernleşme Hamleleri” başlıklı master tezimi verdim. Yeniden Türkiye’ye dönünce bu kez hem Kaynak Yayınları’nda yayın yönetmeni olarak işe başladım hem de Dünyayı Değiştiren Düşünürler serisinin birinci cildini yazdım. Ardından Türk Ütopyaları, Dünyayı Değiştiren Düşünürler’in diğer ciltleri, Fıçılarda Yaşamak, Ütopya ve Masalbilim adlı kitaplarım ardı ardına yayımlandı. En son bu yılın Kasım ayında Şair ve Matematikçi Ömer Hayyam kitabım Epsilon Yayınevi tarafından yayımlandı.

– Yazma rutininiz nedir? 

Düzenli olarak okuduğum gibi düzenli olarak yazarım da. Her gün, istisnasız birkaç saat okurum. Normalde sabah erkenden kalkar ve gece geç saatlere kadar çalışırım. Kendimi düzenli emek harcayan yazı işçisi olarak da görürüm. İstisnasız okuduğum her kitaba tarih atar ve önemli bulduğum satırların altını çizerim. Kitaplardan düzenli notlar alır ve bu notları konularına göre tasnif ederim. 

– Bu alışkanlığınızın yazar ve okur yönünüze katkısını nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Bunu bana yazmamda kolaylıklar sağladığından dolayı yaparım. Birçok kitabın içeriğini hatırlamasam bile notlardan hareketle hangi düşüncenin, hangi kitabın, hangi sayfasında olduğunu kolayca bulabilirim. Anlayacağınız her not benim açımdan yazma işine bir giriştir. Tabii ki yazdıklarım her zaman kitap boyutunda olmaz. Bunlar daha çok makaleler düzeyinde olur ve sonra bunları bana ait olan web sayfamda (sadikusta.com.tr) düzenli olarak yayımlarım. 

– Kitap çalışmalarınızı da bu akışta yaparsınız, değil mi? 

Kitap çalışmalarımı ise çoğunlukla birkaç yıl öncesinden planlar ve ona göre hedefli ve amaçlı okurum. Bu arada okuduklarımın en az yarısı da Almanca dilinde olur.

ÖMER HAYYAM BÖYLE BİR ÇALIŞMADA OLMASAYDI, O ÇALIŞMA EKSİK OLACAKTI 

– Neden biyografi yazıyorsunuz? 

Uzun yıllardır çeşitli mecralarda sıra dışı bilim insanlarını, siyasetçileri, düşünür ve eylem insanları hakkında yazılar kaleme alıyorum. Sonra bu yazılarımın önemli bir kısmını Fıçılarda Yaşamak kitabımda topladım.

– Şair ve Matematikçi Ömer Hayyam son kitabınız. Hayyam’ı size çekici kılan neydi? 

Ömer Hayyam’ı öteden beri bir ozan olarak bilir ve rubailerini okurdum. Ütopyalar konusuna ilgi duyduğumdan dolayı Doğu ütopyalarını da hep merak etmiş, bir gün onları da bir kitapta toplamayı düşünmüştüm. Bu yüzden Doğu-İslam coğrafyasının düşünürlerini, felsefe ve sosyal tarihini araştırmaktaydım. 2013 yılında Dünyayı Değiştiren Düşünürler’i hazırlarken, Doğu-İslam dünyasının düşünür ve filozoflarını da özgün bir ciltte toplamayı planlamıştım. Tabii Ömer Hayyam böyle bir çalışmada olmasaydı o çalışma eksik olacaktı. Bu süreçte Ömer Hayyam’ın sadece büyük bir ozan değil, aynı zamanda dünya çapında bir matematikçi ve gökbilimci olduğunu da öğrenmiştim. Onun hakkındaki çalışmalarımı daha çok Doğu edebiyatı üzerinden yürütecektim ki, bir anda kendimi onun Batı’da keşfedilişinin hikâyesi içinde buldum. Bu alanda derinleştikçe yüzyıllar boyunca Ömer Hayyam’ın Doğu-İslam coğrafyasında pek önemsenmediğini, kıymetinin çok az bilindiğini, hatta ona vefasızlık edildiğini; bırakalım eserlerinin korunmasını, mezarının dahi yok oluşa terk edildiğini keşfettim. 

– Neden onun hikâyesini yazmak istediniz? 

Aslında dünya kamuoyunun onu tanımasını, onun rubailerini İngilizceye çevirerek ona yeniden can veren çevirmen William FitzGerald’a borçluyuz. Bu süreçte Ömer Hayyam’ın mezarının bulunuş hikâyesini, Goethe gibi büyük bir bilgenin Batı-Doğu Divanı adlı bir kitap yazmasına rağmen kitabında Ömer Hayyam’a neden yer vermediğini öğrenecektim. Tabii bu araştırma safhasında Hayyam’ın siyasi ve bilimsel eserleriyle karşılaştım. Ömer Hayyam hakkında yazılanlar ne yazık ki daha çok roman türünde ve esas olarak onun gerçek hayatıyla ilgili olmayan kurgusal şeylerdi. Bütün bu bulguları toparlayarak Türk kamuoyunun da çok fazla bilmediği Ömer Hayyam’ı yazmayı gerekli gördüm ve bu kitaba böyle başladım.  

– Kitabınızda Ömer Hayyam ve Goethe’yi nasıl buluşturdunuz?

Az önce de bahsettiğim gibi Goethe ilerleyen yaşlarında zihinsel bir durağanlık içine girer ve ruhsal bir bunalım yaşar. Artık yaratıcılığının tükendiğinden endişe eder. Bunun üzerine Güney Almanya’ya, baba ocağına birkaç ay sürecek olan bir yolculuğa çıkar. Sene 1812’dir. Büyük Fransız Devrimi’nin Avrupa’da estirdiği devrimci fırtına dinmekle kalmamış büyük altüstler yaşayan toplumlar yeniden bir gericilik dönemine girmiştir. Goethe de bundan etkilenir ve gün geçtikçe karamsarlık içinde muhafazakarlaşır. Bu yolculuk esnasında İran’ın büyük şairleriyle Hafız, Nedim, Firdevsi, Sadi ve diğerlerinin şiirleriyle tanışır. 

– Peki sonra? 

Tabii Ömer Hayyam’ın rubailerini de okur, ancak Ömer Hayyam’ın coşkun devrimci ve asi ruhlu şiirleri ona o günün koşullarında pek hitap etmez. Diğer şairlerdense çok etkilenir. Çünkü o şairler şiirlerini, Moğol istilaları döneminin ardından gelen karamsarlık dönemlerinde yazarlar. Goethe onların ruh ikizi olduğunu düşünür ve onlara ithafen en iyi çalışmalarından biri olan Batı-Doğu Divanı’nı kaleme alır. Siyasal olarak muhafazakarlaşan Goethe, Ömer Hayyam’ın derinliğini kavrayamaz ya da hissedemez, fakat bu onu bir 50 yıl sonra iki İngiliz-İtalyan kökenli sanatçı olan Rosetti kardeşler keşfedeceklerdir. Ondan sonrasında Avrupa’da bir Ömer Hayyam efsanesi esecektir.

Gülçin Aras & Sadık Usta

ÖMER HAYYAM’IN MEZARI ASLINDA YÜZYILLARDIR YOK OLUŞA TERK EDİLMİŞTİR

– Kitabınızın “Uygarlığın Zirve Dönemleri” bölümünde 1665’te, Ömer Hayyam’ın en eski rubailerinin Bodleian Kütüphanesi’nde bulunduğundan bahsetmişsiniz. Bu eserlerin Anadolu’dan Avrupa’ya geçişi nasıl gerçekleşmiş olabilir?

Öteden beri Batılı seyyahlar, tüccarlar ve özellikle de çeşitli Batılı devletlerin hizmetinde çalışan ajanlar, bilim insanları, çevirmen ve diplomatlar, Osmanlı’nın, İran’ın ve Hindistan’ın devlet kütüphanelerinden, özel şahıslardan her türden yazılı eserleri elde etmek için çabalamaktaydılar. Bu eserlerin önemli bir kısmı ya doğrudan satın alınmışlardır ya da Doğulu devlet adamlarının ahmaklığı yüzünden söz konusu Batılı insanlara hediye edilmiştir. Bunların bir kısmının sahaflarda bulunduğunu da biliyoruz ki Ütopya ve Masalbilim kitabımda Binbir Gece Masalları’nın Şam’da nasıl bulunduğu anlatmıştım.

– Ömer Hayyam’ın düşünceleri üzerine İngiltere, Almanya gibi ülkelerde topluluklar kurulmuş. Bu toplulukların, Hayyam’ın değerlerini yaşatmak ve yaymak için ne gibi faaliyetleri oluyordu?

Bu topluluklar, önemli günlerde Ömer Hayyam’ın anısına üst düzey katılımların olduğu bilimsel toplantılar tertipler ve bu toplantılarda yeni keşfedilen rubaileri huşu içinde karşılıklı okurlarmış. Sonra Hayyam hakkında bilimsel tezler sunulur veya onun eserlerinin çevrilmesi ve basılması için kararlar alırlarmış. Bu kulüpler bir bakıma Ömer Hayyam enstitüsü gibi faaliyet göstererek Hayyam hakkındaki bütün eser ve araştırmaların yayınlanmasını örgütlerlermiş. Tabii İran’a seyahatler, çevirmen FitzGerald’ın mezarı başında yapılan anma törenleri vs. buna dahildir.

– “Omar Khayyam Rose” namı-diğer vefa gülünün hikâyesinden biraz bahseder misiniz?

Bu acıklı bir hikâyedir. Ömer Hayyam’ın mezarı aslında yüzyıllardır yok oluşa terk edilmiştir. 19. yüzyılın 70’li yıllarında Türkistan’a gitmekte olan bir İngiliz heyetinde bir de gazeteci vardır. Bu gazeteci, çevirmen FitzGerald’ın vasiyeti üzerine Nişapur’daki mezarı ziyaret etmek ister. Mihmandar İngiliz gazeteciyi, birkaç saatlik yolculuktan sonra görkemli bir türbeye götürür. İngiliz gazeteci uzaktan gördüğü bu türbenin ilk anda Ömer Hayyam’ın mezarı olduğunu zanneder ve sevinir. Gel gör ki mihmandar, söz konusu kubbeli türbenin bir imamzadeye ait olduğunu, fakat bir duvar kenarında bakımsız ve yıkılmaya terk edilmiş olarak duran bir tümseğin altında ise Hayyam’ın yattığını söyler.

– Sonra gazeteci ne yapmış?

Bu duruma çok üzülen gazeteci aynı zamanda iyi bir çizer olduğu için hemen bir kağıda Hayyam’ın mezarını çizer, sonra da mezarın yakınından kopardığı yeşil bir gül dalını iyice sararak Londra’ya gönderir. Bu gül çitili botanikçiler tarafından işlenerek yetiştirilir ve FitzGeral’ın ölümünün onuncu yıldönümünde bir törenle onun mezarına dikilir. Ondan sonra söz konusu gül fidanı geliştirilerek botanikte Ömer Hayyam Gülü adı altında işlem görür. 

ÜNLÜ BİLİM TARİHÇİSİ GEORGE SARTON, ONUN YAŞADIĞI 12. YÜZYILI “ÖMER HAYYAM YÜZYILI” OLARAK ANAR

– Ömer Hayyam’ın rubaileri ve edebi hayatı dışında bilim dünyasına yapmış olduğu katkılar neler?

Ömer Hayyam çok ilginç bir insandır. O hem şairliğiyle hem de bilim adamlığıyla ün yapmış müstesna insanlardan biridir. Ömer Hayyam aslında büyük bir matematikçi ve gökbilimcidir. Bu yüzden ünlü bilim tarihçisi George Sarton, onun yaşadığı 12. yüzyılı “Ömer Hayyam Yüzyılı” olarak anar. Sarton’a göre Ömer Hayyam, İslam dünyasının en büyük matematikçisidir ve onun ölümüyle birlikte İslam uygarlığı da kesin olarak gerileme sürecine girmiştir. Bildiğimiz Celali Takvimi onun eseridir ki bugün hala kullandığımız Miladi takvimden daha kesindir. Sonra ünlü Nevroz gününün hesaplanmasını da ona borçluyuz. Cebirde 2. ve 3. denklemleri de ilk kez o geliştirmiştir. 

– Ömer Hayyam ve Hasan Sabbah arasındaki ilişkiyi biraz açıklayabilir misiniz? Ömer Hayyam Haşhaşilerin stratejik destekçisi ya da akıl vereni miydi?

Hasan Sabbah ile Hayyam’ın dost ve fikirdaş oldukları iddia kesinlikle bir spekülasyondur. Bunu ilk kez dillendirenlerden biri ünlü Osmanlı tarihçisi Josef von Hammer’dir. O da bu bilgileri çeşitli Hıristiyan misyonerlerden almış ve bu bilgileri gerçek sanmıştır, çünkü Hayyam’ın rubaileri ile Nizari tarikatına mensup Hassan Sabbah’ın radikal görüşleri arasındaki düşünsel benzerlikler böyle bir spekülasyona izin vermiştir. Bundan dolayı birçok Batılı yazar, her iki tarihsel figür arasında örgütsel bir bağ olduğunu varsaymışlardır. Fakat elimizde bu konuda herhangi bir veri olmadığı gibi, hem yaş itibarıyla hem de doğum yeri ve inançları itibarıyla da mümkün değildir. Hayyam ve Sabbah ne aynı şehirde doğmuş ne aynı yerde büyümüş ne de ortak bir amaç benimsemişlerdir.

– Sadık Bey, yazmaktaki amacınız ne? Siz neden yazıyorsunuz?

Benim açımdan yazmak toplumsal bir sorumluluktur. Amacım insanlara doğru bilgiler aktarmak ve böylece onların aydınlanmasına katkıda bulunmaktır. Kuşkusuz her yazar, yazma işini biraz da kendini gerçekleştirmek için yapar, ancak benim esas amacım halka hizmet, insanlara ihtiyaç duydukları bilgileri taşımaktır.

– Üçüncü bir göz olarak kendinizi değerlendirmeniz gerekse siz nasıl bir yazarsınız?

Düzenli ve disiplinli bir insanım. Verdiği sözleri tutan, üstlendiği ve içselleştirdiği görevleri çok zor koşullarla karşılaşmadıkça ihmal etmeyen bir insan… Her koşulda gerçek bilgiye bağlı kalmayı, doğruluktan şaşmamayı ve vicdanlı olmayı ilke edinmiş bir insan…


3 Yorum

  1. Serkan BALTA Serkan BALTA 09/12/2020

    Röportajını keyifle ve gururla okudum .Böylece ben de bir yazarla tanışmış oldum.Tesekkurler…

  2. BAHİR OLTULU BAHİR OLTULU 09/12/2020

    Sayın Gülçin Aras’ın değerli yazarımız sayın Sadık Usta ile yapmış olduğu söyleşiyi büyük bir dikkat ve keyifle okudum. Değerli yazarımız sayın Sadık Usta’nın son yayınlanan kitabı olan Ömer Hayyam üzerine yapılan bu söyleşi; ünlü bilim adamı ve şair Ömer Hayyam’ı yeniden hatırlamamıza neden oldu. Sayın Sadık Usta’nın daha önceki süreçte yazmış olduğu ülkemizin kültürel yaşamına yeni bir soluk ve canlılık getiren ‘Dünyayı Değiştiren Düşünürler’ adını verdiği beş ciltlik son derece önemli eserinin her cildinin de bir başka ama daha geniş ölçekli söyleşilere konu olması dileğimdir.
    Diğer yandan söyleşiyi yapan sayın Gülçin Aras’ın işini yaparken takındığı tutum ve dikkat te övgüye değerdir.

    Söyleşide emeği geçen herkese çabalarından ötürü teşekkür ederim.

  3. Nuri İkikardeş Nuri İkikardeş 09/12/2020

    Ömer Hayyam’ı okumaya başladım.
    Farkına varmadan yarıladım.

    Keyfini sürdürmek için mola verdim.
    Gülçin Hanım, size de, sevgili dostum Sadık Usta’ya da çok teşekkür ederim.

    Aklınıza sağlık!!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir