İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Şairin Romanı, Romanın Şiiri


Yazan: Ece Karaağaç

Sinem Sal’la tanışmam onun 2016 tarihli öykü derlemesi Dank ile oldu. Dank’ı okuduğumda çok etkilenmiş ve içindeki öykülerin her birinin mikro birer roman olduğunu düşünmüştüm. Sinem Sal o dönemde şiirleri ve öyküleriyle biliniyordu ama yayımlanmış bir romanı yoktu. Böylelikle benim için heyecanlı bir bekleyiş başladı ve o bekleyiş geçtiğimiz günlere dek sürdü. Sinem Sal, geçtiğimiz günlerde ondan uzun süredir beklediğimiz romanı sonunda okurla buluşturdu: Bizim Zamanımız.

Sinem Sal, Bizim Zamanımız’da okuru 1999 yılının ikinci çeyreğine geri götürüyor ve aslında bugün kendimizi genç saydığımız otuz yaşında, vaktinden önce yaşlanan Mihrap ile tanıştırıyor. Ellilerinde olmasına rağmen yetmişlerinde gibi davranan annesiyle yaşayan, başından bir evlilik geçmiş, kendi de henüz otuzunda olmasına rağmen ellilerinde gibi davranan, ruhu yaşlanmış bir kadın Mihrap. Etrafını saran türlü türlü insanla, Hasköy’de yaşadığı mahallesi ise onun mikro-evreni.

İtiraf etmem gerekirse, Bizim Zamanımız’a başlarken Dank’taki öykülerden esintiler bulmayı bekliyordum. Ama beni asıl şaşırtan, sayfalar arasında gezinirken Sinem Sal’ın şairliğine de rastlamak oldu. Kastettiğim romanın şairane bir dille yazılmış olduğu değil (ki bu nadiren başarılı olur), Sinem Sal’ın şiirlerinin ritminin Bizim Zamanımız’a da yansımış olduğu. Sal’ın son yayımlanan şiir kitabı Geçtiğimiz Altı Ayda Çok Şey Oldu’yu okumuş olanlar ne demek istediğimi daha iyi anlayacaktır sanıyorum.

Değinmek istediğim bir diğer konu ise romanın aksiyonu. Eğer aksiyon anlayışınız karakterlerin birilerinden kaçması ya da birilerini kovalaması, kahramanın uzun ve zorlu bir yolculuğa çıkması ya da tehlikeli bir maceraya atılmasından ibaretse Bizim Zamanımız bakış açınızı genişletmenize yardımcı olabilir. Zira Bizim Zamanımız, ana karakteri Mihrap’ın müthiş iç aksiyonuna dayanıyor. Mihrap seviyor, kızıyor, hayal kuruyor, hayal kırıklığına uğruyor, aşık oluyor ve kafasının içindeki ses, o hapsedici ses durmaksızın konuşuyor. Böylelikle okur coşkun akan bir nehirde, bir kanonun üzerinde seyahat eder gibi sürüklenip gidiyor Mihrap’ın zihninde.

Romanı okurken zihnimde dolaşan son düşünce ise tüm bunların kesinlikle çok ama çok tanıdık geldiği. Bizim Zamanımız her ne kadar doksanların sonu, milenyumun başında geçse de doksanlı yıllara, o dönemin kültürüne, sanatına, yaşam tarzına duyulan özlemin ürünü değil. Nitekim Mihrap’ın hayatı da döneme dair belli başlı unsurları içermekle beraber Mihrap’ın kendisi de “doksanlar gençliğinin” izlerini üzerinde pek taşımıyor. Okurken bu tanıdıklık duygusunu veren de Mihrap’ın yaşadığı zaman değil zaten, mekân, Hasköy’deki mahalle. Orospusundan delisine herkesin ne olduğunun bilindiği, herkesin olduğu gibi kabul gördüğü; ev içinde yaşanan hiçbir şeyin ev içinde kalmadığı, yan daireye, komşu apartmana, sokağa taştığı, hayatın adeta bir çeşit komün havasında ortaklaşa yaşandığı o mahalle… O mahalle, Bizim Zamanımız’ı okuyan pek çok kişiye tanıdık gelecektir. Zira çocukluğu ya da gençliği doksanlı yıllara denk gelen bizler çoğunlukla buna benzer mahallelerde büyüdük, bugün sayısı günden güne azalan o mahallelerde…

Son olarak şunu söylemek isterim ki Bizim Zamanımız’ın kapağında Sinem Sal’ın adı yer almasa bile bu romanı onun yazdığını anlardım, zira Sinem Sal bu romana damgasını vurmuş!

*Fotoğraflar: Fethi Karaduman

Ece Karaağaç


İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir